Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

" İstanbul Ruhu "  

Ey evrensel barışın ruhu !..

Eğer geldinse, kapıya üç kez vur.

Bak, gözlüklü briyantinli, kravatlı redingotlu... Kefiyeli sarıklı, feraceli cüppeli uygarlıklar el ele, diz dize, göz göze bir arada, birlikte Boğazın kıyısında... Osmanlı'nın çırağa çıkan (emekli,) kadınefendiler için yaptırdığı.. Meşrutiyet Meclis-i Mebusanı'nın toplantı salonuyken yanan... Yıllarca unutulduktan sonra Kampinsky otelciliğin anımsatıp onardığı muhteşem Çırağan Sarayında heyecanla kaynaşıyor.

Çekinme tıklat kapıları.

Uluslararası sermeyenin vahşi soygununa... Uluslarüstü efendi-lerin afra tafrasına aldırma. Ezilenin ezdiği... Soyulanın soyduğu... Avrasyalı Afrikalı bir araya geldi... Dünya şerifliğine acemi kovboy, belinde çifte tabanca.. Beş parmağında beş kara.. Yakaladığı mazlumu tepelemek üzere atladı yürük ata gidiyor.

Durdurma demi kaçtı. Yakalamak olasız.

Teneke çalıp haber salma vaktidir.

Ey ruh !..

Ey barışın... Eşitlik, özgürlük, egemenlik ve adaletin ruhu !..

Bak, Müslüman Hıristiyan... Doğuyla Batı, Kuzeyle Güney... Avrupa Birliği... İslâm Konferansı, bir araya gelerek kıt'aları birbirine bağlayan köprünün ayakucunda seni çağırıyor.

Geldinse kapıları tıklat.

Ola ki, zalim zulümden, mazlum âh'tan... Varsıl sömürüden yoksul tahammülden vazgeçer. Ola ki, kısa çöp uzundan hakkını alır.

Yereli geneliyle savaşlar sona erer. Silâh tacirleri kışlalarda top oynar. Açlık ortadan kalkar, insanlar güven, dayanışma ve mutluluk içinde birbirine sarılır. Din, dil, ırk, mezhep ve meşrep ayrılıkları, yaşama sevincine renk, koku, tat, ve incelik katar.

Ve herşeye rağmen değil !..

Anlamlı ve dolu dolu yaşamak o zaman mümkün olur.

İstenen ne ki ?

1500 yıl Bizans... 700 yıl Osmanlı Başkenti olarak, Dünya'ya nizâmat vermenin bütün inceliklerini bilen İstanbul'un 80... Ast üst devletler ayırımından Birleşmiş Milletlerin daha kurulurken yitirdiği o yüce ruhun yeniden gelivermesi !..

Hani şu, bir tek taşı yekpare acem mülküne feda İstanbul'a.

Geldinse, üç kez tıklat da, Türkiye kedi olalı bir fare tutsun.

 

Anketlerle Seçimler

 

Şu Türkiye Cumhuriyeti'ni 4 yılda bir yenilenip duran seçimler yerine anketlerle yönetiversek ne güzel olurdu !..

Her aklı kıt, parası çok birileri 30, 300 ya da daha çok kişiyi bir araya getirir, bir parti... Aklı çok, parası kıt birileri de birer araştırma şirketi kurardı. Cimriyi iktidardan indirip cömerdi getirerek ülkeyi gül gibi yönetir giderdi.

Günü zamanı mı, buyurdunuz ?

Ne ayıp !..

Zenginin parasıyla, züğürdün çenesine endaze mi olurmuş ?

Sabahki ankette a üste gelirse, a başa geçer. Öğlenki ankette b daha çok para, pardon oy sayarsa b. Akşama Allah kerim, denilmiş !..

Nasılsa kral yapmak, kral olmaktan iyi.

Ve okumuş, bilgili, görgülü kamuoyu araştırmacılarından daha iyi kral yapıcıyı, kim nereden bulabilirmiş ?

Dört yılda bir seçmen dediğin cahil, bağnaz, aptal yığınlarına oy attırıp kral yapıcılığına yüceltiyorsunuz da, ne oluyor ?

Daha ertesi gün anketler onların seçtiğini yerlerde sürükleyip işbilir, işbitirir araştırmacıların değerlendirdiklerini iktidara getirmiyor mu ? Hazır iktidar uğruna giderlerle komisyonu cebinden ödeyenler varken, yazık değil mi devletin bunca masrafına ?

Cem Boyner'in iki seçim arasında, iki yıl boyunca yüzde 45'leri bile beğenmeyen iktidarını... Baykal CHP'sinin seçimden bir hafta önce yüzde 24'lük birinci partiliğini ne çabuk unuttunuz ?

Şimdi de Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP.si iktidarda.

Sakın, yahu bunlar geçen seçimde, anası danasıyla yüzde 15'i zor gördüler. Şimdi gökten melekler mi inip oy veriyor, demeyin.

Belki melekler değil ama, iki seçim arası yeşil dolarlar iniyor.

Ve indiği için de, Erdoğan'ın AKP.si iktidar... Baykal'ın CHP ana muhalefet oluyor.

Eee !.. Seçim n'oluyor diyene not ;

Hele 2003'ü bekleyin de, ne olacağını apaçık görün.

 

 

Fogg ve Top

 

Doğu Perinçek durdu durdu, yine turnayı gözünden vurdu.

Avrupa Birliği'nin Ankara Büyükelçisi Karen Fogg'un gizemli bohçasını deşti... Bütün kirli çamaşırlarını saçıverdi.

Meğer ablam ne müthiş bir Pandora kutusuna sahipmiş.

Yalanı e-maillerle açıklayanın boynuna... Gül bahçesinde asma budayandan... Marul göbeğinde inci arayana dek aklınıza kim gelirse, bohçadan alı al moru mor lâğımlara döküldü.

Tam ortalık birbirine girip Perinçek'le Partisinin karizmasını cilâlayacaktı ki, o da ne ?

Bir başka yerden, bir başka açıklama tozu dumana boğdu.

Lumpenler kadar entellerimizin de tutkusu... Kiminin kazanç kapısı... Kiminin çağdaş uyuşturucusu futbol saha dışında da gündeme oturuverdi. Meğer onda da şike varmış.

Üstelik salt siyaset erbabıyla, iş âleminin değil, lunaparkçıların bile parmağını ağzında bırakacak dolaplar dönmekteymiş de, o güne kadar kimsenin haberi olmuyormuş.

Gel de kısmeti kesik fukarayı, çölde kutup ayısı öper, deme.

 

 

Güzellemeye Güzelleme

 

" Mambo No. 5 " adlı şarkısıyla dünyada fırtınalar estiren Lou Bega 28 Şubatta Türkiye'ye gelecekmiş.

Hoş geldi sefalar getirdi.

Misafir başımızla beraber.

Ne var ki, herifçioğlu tutturmuş ;

" Eros Ramazzotti çok methetti. Güzide Duran'ın refakatinden pek bir memnun kalmış. Bana da vermezseniz gelmem, " diyormuş.

Eh genç adam.

Hadi o haklı, diyelim.

Ama aracılığın bu kadarı fazla diyene ne diyelim ?

Şu Bektaşi savını anımsatsak yeter mi ?

Hani çarşının ortasında ; " P......k !.. " Diye bağırmış da, çarşılı ortalığa dökülünce, " ne kadar çok varmış, " diye yürümüş gitmiş ya !.

İşte o hesap.

İnanmayan bulur 14 Şubat 2002 tarihli ciddi, güvenilir ve etkin, Milliyet gazetesini. Bir ve ikinci sayfalarında bütün özellik, güzellik ve açıklığıyla doya doya okur.

Gayrısı kendi değerlendirmesine kalmış.

   

 



 
sayfa başına dön