ÇİMDİK
"
İstanbul Ruhu "
Ey
evrensel barışın ruhu !..
Eğer
geldinse, kapıya üç kez vur.
Bak,
gözlüklü briyantinli, kravatlı redingotlu... Kefiyeli sarıklı,
feraceli cüppeli uygarlıklar el ele, diz dize, göz göze bir
arada, birlikte Boğazın kıyısında... Osmanlı'nın çırağa çıkan
(emekli,) kadınefendiler için yaptırdığı.. Meşrutiyet
Meclis-i Mebusanı'nın toplantı salonuyken yanan... Yıllarca
unutulduktan sonra Kampinsky otelciliğin anımsatıp onardığı
muhteşem Çırağan Sarayında heyecanla kaynaşıyor.
Çekinme
tıklat kapıları.
Uluslararası
sermeyenin vahşi soygununa... Uluslarüstü efendi-lerin afra
tafrasına aldırma. Ezilenin ezdiği... Soyulanın soyduğu...
Avrasyalı Afrikalı bir araya geldi... Dünya şerifliğine acemi
kovboy, belinde çifte tabanca.. Beş parmağında beş kara..
Yakaladığı mazlumu tepelemek üzere atladı yürük ata gidiyor.
Durdurma
demi kaçtı. Yakalamak olasız.
Teneke
çalıp haber salma vaktidir.
Ey
ruh !..
Ey
barışın... Eşitlik, özgürlük, egemenlik ve adaletin ruhu !..
Bak,
Müslüman Hıristiyan... Doğuyla Batı, Kuzeyle Güney... Avrupa
Birliği... İslâm Konferansı, bir araya gelerek kıt'aları
birbirine bağlayan köprünün ayakucunda seni çağırıyor.
Geldinse
kapıları tıklat.
Ola
ki, zalim zulümden, mazlum âh'tan... Varsıl sömürüden yoksul
tahammülden vazgeçer. Ola ki, kısa çöp uzundan hakkını alır.
Yereli
geneliyle savaşlar sona erer. Silâh tacirleri kışlalarda top
oynar. Açlık ortadan kalkar, insanlar güven, dayanışma ve
mutluluk içinde birbirine sarılır. Din, dil, ırk, mezhep ve meşrep
ayrılıkları, yaşama sevincine renk, koku, tat, ve incelik katar.
Ve
herşeye rağmen değil !..
Anlamlı
ve dolu dolu yaşamak o zaman mümkün olur.
İstenen
ne ki ?
1500
yıl Bizans... 700 yıl Osmanlı Başkenti olarak, Dünya'ya nizâmat
vermenin bütün inceliklerini bilen İstanbul'un 80... Ast üst
devletler ayırımından Birleşmiş Milletlerin daha kurulurken
yitirdiği o yüce ruhun yeniden gelivermesi !..
Hani
şu, bir tek taşı yekpare acem mülküne feda İstanbul'a.
Geldinse,
üç kez tıklat da, Türkiye kedi olalı bir fare tutsun.
Anketlerle
Seçimler
Şu
Türkiye Cumhuriyeti'ni 4 yılda bir yenilenip duran seçimler
yerine anketlerle yönetiversek ne güzel olurdu !..
Her
aklı kıt, parası çok birileri 30, 300 ya da daha çok kişiyi
bir araya getirir, bir parti... Aklı çok, parası kıt birileri de
birer araştırma şirketi kurardı. Cimriyi iktidardan indirip cömerdi
getirerek ülkeyi gül gibi yönetir giderdi.
Günü
zamanı mı, buyurdunuz ?
Ne
ayıp !..
Zenginin
parasıyla, züğürdün çenesine endaze mi olurmuş ?
Sabahki
ankette a üste gelirse, a başa geçer. Öğlenki ankette b daha çok
para, pardon oy sayarsa b. Akşama Allah kerim, denilmiş !..
Nasılsa
kral yapmak, kral olmaktan iyi.
Ve
okumuş, bilgili, görgülü kamuoyu araştırmacılarından daha
iyi kral yapıcıyı, kim nereden bulabilirmiş ?
Dört
yılda bir seçmen dediğin cahil, bağnaz, aptal yığınlarına oy
attırıp kral yapıcılığına yüceltiyorsunuz da, ne oluyor ?
Daha
ertesi gün anketler onların seçtiğini yerlerde sürükleyip işbilir,
işbitirir araştırmacıların değerlendirdiklerini iktidara
getirmiyor mu ? Hazır iktidar uğruna giderlerle komisyonu cebinden
ödeyenler varken, yazık değil mi devletin bunca masrafına ?
Cem
Boyner'in iki seçim arasında, iki yıl boyunca yüzde 45'leri bile
beğenmeyen iktidarını... Baykal CHP'sinin seçimden bir hafta önce
yüzde 24'lük birinci partiliğini ne çabuk unuttunuz ?
Şimdi
de Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP.si iktidarda.
Sakın,
yahu bunlar geçen seçimde, anası danasıyla yüzde 15'i zor gördüler.
Şimdi gökten melekler mi inip oy veriyor, demeyin.
Belki
melekler değil ama, iki seçim arası yeşil dolarlar iniyor.
Ve
indiği için de, Erdoğan'ın AKP.si iktidar... Baykal'ın CHP ana
muhalefet oluyor.
Eee
!.. Seçim n'oluyor diyene not ;
Hele
2003'ü bekleyin de, ne olacağını apaçık görün.
Fogg
ve Top
Doğu
Perinçek durdu durdu, yine turnayı gözünden vurdu.
Avrupa
Birliği'nin Ankara Büyükelçisi Karen Fogg'un gizemli bohçasını
deşti... Bütün kirli çamaşırlarını saçıverdi.
Meğer
ablam ne müthiş bir Pandora kutusuna sahipmiş.
Yalanı
e-maillerle açıklayanın boynuna... Gül bahçesinde asma
budayandan... Marul göbeğinde inci arayana dek aklınıza kim
gelirse, bohçadan alı al moru mor lâğımlara döküldü.
Tam
ortalık birbirine girip Perinçek'le Partisinin karizmasını cilâlayacaktı
ki, o da ne ?
Bir
başka yerden, bir başka açıklama tozu dumana boğdu.
Lumpenler
kadar entellerimizin de tutkusu... Kiminin kazanç kapısı...
Kiminin çağdaş uyuşturucusu futbol saha dışında da gündeme
oturuverdi. Meğer onda da şike varmış.
Üstelik
salt siyaset erbabıyla, iş âleminin değil, lunaparkçıların
bile parmağını ağzında bırakacak dolaplar dönmekteymiş de, o
güne kadar kimsenin haberi olmuyormuş.
Gel
de kısmeti kesik fukarayı, çölde kutup ayısı öper, deme.
Güzellemeye
Güzelleme
"
Mambo No. 5 " adlı şarkısıyla dünyada fırtınalar estiren
Lou Bega 28 Şubatta Türkiye'ye gelecekmiş.
Hoş
geldi sefalar getirdi.
Misafir
başımızla beraber.
Ne
var ki, herifçioğlu tutturmuş ;
"
Eros Ramazzotti çok methetti. Güzide Duran'ın refakatinden pek
bir memnun kalmış. Bana da vermezseniz gelmem, " diyormuş.
Eh
genç adam.
Hadi
o haklı, diyelim.
Ama
aracılığın bu kadarı fazla diyene ne diyelim ?
Şu
Bektaşi savını anımsatsak yeter mi ?
Hani
çarşının ortasında ; " P......k !.. " Diye bağırmış
da, çarşılı ortalığa dökülünce, " ne kadar çok varmış,
" diye yürümüş gitmiş ya !.
İşte
o hesap.
İnanmayan
bulur 14 Şubat 2002 tarihli ciddi, güvenilir ve etkin, Milliyet
gazetesini. Bir ve ikinci sayfalarında bütün özellik, güzellik
ve açıklığıyla doya doya okur.
Gayrısı
kendi değerlendirmesine kalmış.
|