Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

Vay vay da vay vay !..

Karen Fogg ablamızın kirli çıkısı saçıldı ya !..

Ortalık toza dumana bulandı.

Gerçi ablamızın gönüllü sevdalılarıyla, satınaldığı kul köle takımının feryat ve figanından henüz göz gözü görmüyor.

Ve görmediği için da testiyi kıranla, suyu taşıyanı ayırmak zor.

Ama biz yine de çimdikleyelim.

Ola ki, dumanın dağılmasında yararı olur.

Neymiş efendim !..

Karen Fogg ablamız, yüce tanrı Avrupa Birliği’nin cüce başkent Ankara üstündeki elçisi... Diplomatik dokunulmazlık sahibi... Özel yazışmalarının gizliliğine iman edilmesi zorunlu saygın kişi imiş !..

Tozla dumanın özeti bu mu ?

Buysa çimdiğe gelin.

Peygamberler tarihi anlatır ki, yüce Tanrının elçilerinin tamamı. Hatta ahdi atikle, ahdi cedite göre bir kral-peygamber evlâdı olarak toplulukların başına geçenler de içinde birlik ve dayanışma... Dirlik ve uygarlaşma... Adalet ve eşitlik... İyilik ve güzellik öğütler.

Ve ancak ondan sonra, gücü yetmekteyse, dinlemeyeni kötekler.

AB’nin saygıdeğer elçisi böyle mi yapmış ?

Yaptı diyene aşk olsun !..

Diplomatik dokunulmazlık sahibi.

Elbette !..

Onca kırılmış cevizi, çeyiz sandığında saklamayı beceremeyip her ağıza sakız ettiği halde n’olmuş ?

Ankara pasaportunu alıp casus diye hapse mi koymuş ?

Yoo !..

Vay bu bize hakaret etti, diye “ persona non grata “ mı saymış ?

Yoo !..

Böyle elçilik olmaz, gerekçesiyle protokolün dışına mı atmış ?

Ona da bir kocaman yoo !..

Kızımız, elçiliğinde safay-ı-nâz.. Hükümet kolunu kavuşturmuş, gülümsemekte biraz... Ve işgilli ağızlar, dingildemekte avaz avaz.

Üstelik aralarına komiser Verhaugen’le, başkomiser Prodi’yi de alarak. Kimi devleti hırpalamakta... Kimi hükümeti fırçalamakta.

Ama IMF’in her emrine topuk çakan... AB’nin her dayatmasına takla atan Ankara, nedense elçinin içine düştüğü beceriksizlik utancı karşısında kös dinlemekte.

Doğrusu Türkiye gibi bir müstemlekeye, bu durum yakışmıyor.

Çünkü hırsız, yolsuz ve casusun özel yazışmaları ancak egemen ülkelerde kamu... Yâni gardiyan denetiminde olur.

Değil mi ama !..

 

Lider Aranıyor

 

Şu bürokratın demokratına da can dayanmıyor.

Adam gençliğinin üniversite yıllarında sağ ya da sol politikaya bulaşmış... Diplomayı alır almaz, ekmek... Evlâd-û âyal... Makam ve mevki adına ya patronun... Ya devletin... Yahut ta halkın boynundaki davulu dövmek amacıyla kapağı ücretli kadrolara atmış.

Ben diyeyim 20, siz deyin 30 yıl, görevinin hakkını bihakkın yerine getirmek amacıyla o davulu tokmaklamış.

Dalında uzmanlaşmış.

İşinde başarılı bir eleman haline gelmiş.

Sonunda ya yaşı kemale ermiş... Ya ekonomi-politik bir rüzgâr esmiş. Emekli karnesini cebine, maaşını eline vermişler.

Tam kendini sudan çıkmış balık gibi duyumsayacağı an, bilgi, görgü ve becerisinden yararlanmak isteyen politik kuruluşlardan biri... Hadi haksızlık etmeyelim, kendine en yakın olanı, gel şuradan listeye gir, ülkene yararlı olmayı sürdür, demiş.

Milletvekili... Bakan... Başbakan yardımcısı... Hatta bazen de kuruluşun tepesi boşalınca başkan olmuş.

Ve bu kez de başlamış elindeki tokmağı lider ya da kuruluşun boynundaki davula vurmaya.

Ne var ki, günler günleri... Aylar haftaları.. Yıllar ayları izlemiş. Seçimin günü gelmiş çatmış.

Salonlar dolmuş.. Meydanlar taşmış.. Nutuklar atılmış.. Alkışlar paylaşılmış. Bir de sandıklar açılmış ki, davul patlamış... Taşıyan boynunda ip iziyle çekilip gitmiş. Bürokrat elinde sapsade tokmakla, şallak mallak ortalıkta kalmış.

Neylesin bürokrat ?

İster sosyaldemokrat olsun ister liberaldemokrat.

Alışkanlığı davul taşımak değil.

Usûle, makama, notaya uygun tokmaklamak.

Öyle olunca da, davulu onarıp boynuna takacak birini bulacak.

Bu artık Erdal İnönü mü olur ? Süleyman Demirel mi ? İlhan Selçuk ya da Bülent Eczacıbaşı mı, hiç farketmez.

Yeter ki, davul boynunda olsun.

Olmazsa ne mi olacak ?

Çok basit !..

Tokmağı saklayacak münasip bir yer bulacak.

Yoksa siz bürokratın, davulu boynuna asacak... Yani her gerçek demokrat gibi, benim fikir ve düşüncem bu... Refah ve mutluluğunuz bunların yaşama geçmesindedir ey halkım !..

İşte partimi kurdum. Katınıza gelerek hizmetinize aday oldum.

Hadi beni iktidara getirin, diyebileceğini mi sanıyorsunuz ?

Ne ham hayal.

Seçim denince, ya kazanmak gerekir. Ya sonucuna katlanmak.

Hiç böyle bir bürokrat, tanıdınız mı ?

 

Cansu Topu Serdar’a At

Beşiktaş’la Galatasaray modaya uydu.

Şirketleşerek halka açıldı.

Ve açılır açılmaz, onca reklâmın boşa gittiği anlaşıldı.

Maçlarda tribünleri inleten... Öncesi ve sonrasında bıçaklar... Satırlar ve çeşitli delici kesiciyle ortalık karıştıran fanatik lumpenlerin hiç biri, kulüplerinin tek hissesini almaya yanaşmadı. Umut, tuzu kuru taraftarın pamuk elini cebine atmasına kaldı.

Ama borsadaki düşüş gösteriyor ki, onlar da amigolardan farklı pek farklı değil. Haydi lumpenlerin maç bileti parasını ıkına sıkına çıkıştırdıklarını kabûl edelim. Borsada oynayacak kadar varlıklı olsa, böylesine fanatik olamazdı deyip geçelim.

Ya başkanlık oltasına milyon dolarları takan usta avcılar neden alargadalar ? Galiba şirket hissedarlığının, taksi yolculuğundan farkı olmadığını kendi şirketlerinden biliyorlar.

Bildikleri için de, şirketin yarısından fazlasına sahip olmadıkça paranın boşa gideceğinden eminler.

Bir varsayıma göre, geçen yüzyılın başında, sağlam kafanın sağlam vücutta bulunması... Bir diğerine göre kefere veletleriyle yarış. Ve bir başkasına göre işgal İstanbul’unun teslimiyetinde ince bir başkaldırı olarak kurulan... Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe gibi üç büyük kulübün o sporcu ruhuyla, direniş bilincini pazara çıkaran yöneticileri, doğrusu yanıtını iyi aldı.

Stad lumpenleri de, borsa lumpenleri de kâğıtlarına metelik ver-mediler. Şimdi iş kaldı işbilir, işbitirir parababalarına. Yâni, maç kazanıldığında yükselecek, yitirildiğinde düşecek hisse senetleriyle, yasal borsa kumarı oyuncularının keyfine.

Spor kulüpleri kumar kulübü olursa, şike vaveylaları kumarın doğal heyacanına sayılır. Bu işe öncülük edenler, manoculuktan kazanacağına inanır. Bize de türküsünü söylemek düşer.

At Serdar at... Tut Cansu tut !..

Bu Beşiktaş hissesi... Bu Galatasaray hissesi.

At Cansu at... Tut Serdar tut.

 

 

Ekonomistin Ağzındaki Bakla

Ege Cansen Hürriyet’te ; Halka satamayan gazetenin, sonunda patronunu sattığını Güneş ve Günaydın örnekleriyle açıkladı.

Bu uyarı kendi patronuna mı, rakiplerine mi bilinmez.

Bilinen medyamızın da, basınımızın da uzun süredir sadece ve sadece patronlarına sattığı.

Ünü gazete ve televizyondan galat ekonomistimiz, tehlike çanı çaldığına göre, iskambil şatoların yıkılması yakın.

Bakalım önce hangisi gümleyecek ?

Ve bakalım arkadaşları kapı önüne konurken, paça kurtarma telâşında dayanışmayı unutanlar, soluğu hangi kapılarda alacak.

 


 
sayfa başına dön