Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Endüstri Bölgeleri Hakkında Kanun Tasarısı Anayasaya Aykırıdır. 


Prof.Dr. Zafer Üskül  

Bakanlar Kurulu, yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmek amacıyla “Endüstri Bölgelri Hakkında Kanun Tasarısı” hazırladı. Tasarı, yabancı sermayenin Türkiye’ de yatırım yapmak istediğ her yeri endüstri bölgesi ilan edebilecek ve bu bölgelerde yapılacak yatırımları kolaylaştırmak üzere, halen uygulanmakta olan bir çok yasayı devre dışı bırakacak. Ayrıca, işlemleri kolaylaştırmak için yeni bir kurul ve idari usuller yaratacak. Bu tasarı yasallaşırsa, tarımsal alanları, ormanları, kıyıları, çevreyi, kısaca ülkenin doğal, kültürel ve tarihi alanlarını, en değerli kaynaklarını korumak olanaksızlaşacak. Ülke yabancı sermaye peşkeş çekilecek. Öte yandan, yabancı sermayeye sunulacak olanaklar, yerli yatırımcıların haksız rekabetle karşı karşıya kalmaları sonucunu doğuracak. Bu durum, yerli yatırımcının yabancı yatırımcı karşısında giderek yok olması sürecini başlatacaktır. Ülke çıkarlarına ve kamu yararına aykırı bir yaklaşımın sonucu olan bu tasarı, bir çok açıdan Anayasaya aykırılık içeriyor. 1. Tasarının 2. maddesinin 1. fıkrası, “Ülke ekonomisinin gelişmesini ve teknoloji transferini sağlama, üretim ve istihdamı arttırmak ve yabancı sermayeyi teşvik amacıyla Yatırımları Teşvik, Koordinasyon ve Danışma Kurulu’nca re’ sen belirlenen veya yatırımcılar tarafından önerilen yerlerde, Danışma Kurulunun teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca endüstri bölgeleri kurulabilir” hükmünü öngörmektedir. Bu düzenleme ile Bakanlar Kurulu’ na verilen yetki, sınırsızdır. Bakanlar Kurulu, tarımsal alanlarda, ormanlarda, ormanlarda, kıyı bölgelerinde, vb. endüstri bölgeleri kurulmasına karar verebilecektir. Üstelik, bu bölgeler, yabancı yatırımcılar tarafından önerilen yerlerde de kurulabilecektir. 

Bu düzenleme ile ve tasarının öbür maddelerinde, endüstri bölgelerinin yerinin belirlenmesi konusunda hiçbir ölçüt öngörülmemiştir. Belirlenecek yerler tarım alanı, orman, kıyı tabiat varlıklarının bulunduğu yerler olabilecektir. Oysa, bütün bu alanların korunması, Anayasa’ nın çeşitli maddelerinin konusunu oluşturmakta ve elbette bu koruma kamu yaarı kaygısını taşımaktadır. Kanunun Bakanlar Kuruluna verdiği sınırsız yetki, bu yetkinin kamu yararına aykırı olarak kullanılabilmesine fırsat verici niteliktedir. Oysa, kanunların kamu yararına dayanması gerekir. Anayasa Mahkemesi’ nin 22.6.1972 günlü, E.1972/14, K. 1972/3 sayılı kararında, “Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesinin de var olduğu” açıklanmıştır. Bu karara göre, “Anayasa’ nın 2. maddesinde tanımlandığı üzere Devletimiz bir hukuk devletidir. 

Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi olmaksızın başka bir deyimle yalnızca özel çıkarlar veya yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre, çıkarılması kamu yararı bulunmayan bir yasa kuralı Anayasa’ nın 2. maddesine aykırı olur ve dava açıldığında iptali gerekir.” Tasarının 1. maddesine göre, endüstri bölgelerinin kurulmasının amacı yabancı yatırımcının Türkiye’ de yatırım yapmasını sağlamaktır. 

Bu bölgelerde, sermayenin %60’ ı yabancı olma koşuluyla yabancı yerli ortaklıklar ve sabit yatırımı 10 milyon abd dolarının üzerinde olan yerli yatırımcılar da yararlanabilecektir. Görüldüğü gibi, tasarının amacı kamu yararını sağlamak değil, esas olarak yabancı yatırımcının yararını sağlamaktır. Üstelik, bu özel yarar sağlanmaya çalışılırken, biraz sonra görüleceği gibi, Anayasanın kamu yararını korumayı amaçlayan bir çok maddesi yok sayılmaktadır. Bu nedenle, tasarının 2/1. maddesi, Anayasanın 2. maddesine aykırıdır. Bu hüküm, kamu yararına hiçbir sınırlama getirmeden Bakanlar Kuruluna yetki vermekle, Anayasanın yasama yetkisinin devredilemeyeceğini öngören 7. maddesine de aykırıdır. Öte yandan, Anayasa’ nın 166. maddesi, planlı bir kalkınmanın gerçekleştirilmesi görevini Devlete vermiştir. Anayasa Mahkemesi ise, planlama ile Anayasa’ nın 56. maddesi arasında bir bağ kurmaktadır. “Anayasanın ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ başlıklı 56. maddesinde, ‘sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı’ndan söz edilmektedir. Bu madde bütünüyle incelendiğinde; ‘sağlıklı ve dengeli çevre’ kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirlenmesinin önlendiği bir çevre kadara, belli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur.” (A.M., E. 1985/11, K. 1986/29, 11. 12.1986, R.G., 18.4.1987, S. 19435) Planlamayı tümüyle reddetmekle, Tasarının tümü Anayasanın 166. maddesine aykırıdır. 2. Tasarı, yabancı yatırımcıya, yatırın tutarıyla ilgili herhangi bir alt sınır getirmeden, taslağın sağladığı tüm olanaklardan yararlanma olanağı vermektedir. Yerli yatırımcının aynı olanaklardan yararlanabilmesi için, sabit yatırımının en az 10 milyon ABD Doları olması ya da en fazla %40 payla yabancı yatırımcının ortağı olması gerekmektedir. Sabit yatırımı 10 milyon ABD Dolarının altında olan yerli yatırımcı ise taslağın yasalaşması halinde yaratılacak olanaklardan yararlanamayacaktır. Bu durumda, yatırımcı olmakla aynı durumda olanlar arasında yerli yatırımcı zararına yabancıya sınırsız bir ayrıcalık, 10 milyon ABD dolarının üzerinde sabit yatırım yapabilen yerli yatırımcıya da bu kadar yatırım yapmayan yerli yatırımcı zararına ayrıcalık tanınmaktadır. Anayasa Mahkememiz, bir çok kararında, aynı durumda olanlar arasında farklılık yaratan, aynı durumdakilerden bazılarına ayrıcalık sağlayan yasa hükümlerinin Anayasa’ nın öngördüğü eşitlik ilkesine aykırı olduğu görüşünü benimsemiştir. Bu durumda, Tasarının 1. maddesi, 2/4 maddesi ile 5. maddesi Anayasanın 10. maddesine aykırıdır. Bu hükümler, Anayasanın “ Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürütmesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır” diyen 48/2. maddesinin hükmüne de aykırıdır. Çünkü küçük ve orta işletmelerin haksız rekabete maruz kalması sonucunu doğuracak, sonuçta yok olmalarına yol açacak, ekonominin sosyal amaçlarına uygun, güvenli ve kararlı bir biçimde gelişmesi engellenmiş olacaktır. 3. Tasarının 2. maddesi, “...alınacak izin, ruhsat, onay ve benzeri işlemler birinci fıkrada belirlenen kurul tarafından 15 gün içinde düzenlenir” , 4/1. maddesi, “...yatırım izni başvuruları talep tarihinden itibaren 15 işgünü içerisinde cevaplandırılır. Bu süre zarfında cevaplandırılmayan talepler kabul edilmiş sayılır” ve 4/3. maddesi, “Bu madde uyarınca, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’ nün yatırımcı kuruluş adına yaptığı izin, ruhsat ve benzeri her türlü başvurular ilgili kurum ve kuruluşları, belediyeler ve meslek odaları tarafından en geç 10 işgünü içerisinde öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır” hükümlerine yer verilmektedir. Bu düzenlemeler, bu tasarıdan yararlanması öngörülen yatırımcılara uygulanacak idari usuller öngörmektedir. Bu idari usuller, işleri kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı niteliktedir. Bu nedenle, tasarıdan yararlanamayacak olan yatırımcılar olan yatırımcılar karşısında yararlanacak olanlara imtiyazlar tanır niteliktedir. Bu ise, Anayasanın 10. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.

 4. Tasarı 2. maddesinde, “endüstri bölgelerinde yapılan yatırımlarda....2872 sayılı Çevre Kanun... kapsamında alınacak izin, ruhsat, onay ve benzeri işlemler birinci fıkrada belirtilen kurul tarafından 15 gün içinde düzenlenir” demekle Çevre Kanunu’nun uygulanamayacağını belirtmiş olmaktadır. Böylece Devlet, Anayasanın 56/2. maddesinin “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” diyen hükmünün gereği olarak, Çevre Kanunu’ nda verilmiş olan denetim görevini yeterince yapmayacaktır. Bu nedenle, Tasarının 2/2 maddesinin anılan düzenlemesi Anayasanın 56/2 maddesine aykırıdır. Aynı şekilde, Tasarının 2/2 maddesinde, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Kanunu’ nun uygulanmayacağını öngören ifade, Devletin denetim yetkisini kullanmaması sonucunu doğuracağından, Anayasanın 63/1. maddesinin “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” diyen hükmüne aykırıdır. Öte yandan, Tasarının 2/2 maddesi, 3194 sayılı İmar Kanunu, 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 1580 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesinin ikinci fıkrasının (12) numaralı bendi ve 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunun 1. maddesi kapsamında alınacak izin, ruhsat, onay ve benzeri işlemlerin bu kanunlarda belirtilen yetkililerce ve öngörülen usule göre değil de Yatırımları Teşvik, Koordinasyon ve Danışma Kurulunca, hem de 15 gün içinde düzenleneceğini öngörmekle, Devletin kamu yararını sağlamak üzere kullanması gereken denetim yetkisini kullanmaması sonucunu doğuracağından Anayasanın 2. maddesinde öngörüle hukuk devleti ilkesine aykırıdır. 

5. Tasarının geçici maddesi, yarım kalmış, tamamlandığı halde işletmeye geçememiş veya faaliyeti durdurulmuş olan ve Tasarıda belirtilen koşulları taşıyan yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının endüstri bölgesi yatırımı sayılacağını öngörmektedir. Bu yatırımların, şu ya da bu nedenle hukuka aykırı bir biçimde gerçekleştirilmiş olmaları halinde, bunların endüstri bölgesi yatırımı sayılmaları, hukuka aykırılıklarının temelini oluşturan Anayasa kurallarının, bu yatırımlar bakımından uygulanmaması anlamına gelir. Örneğin, çevreyi kirleteceği için işletme ruhsatı verilmemiş bir yatırımın endüstri bölgesi yatırımı sayılması, bu yatırım açısından Anayasanın 56. maddesinin bağlayıcı olmadığı anlamına gelir. Oysa, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” (Anayasa md.11) 

Bu nedenle, tasarının Tasarının geçici maddesi Anayasanın 11. maddesine aykırıdır. Sonuç olarak, Tasarının temel hükümlerinin tümü Anayasaya aykırılıklar içermektedir. Kamu yararı taşımayan, yasalaşması halinde ülke kaynaklarının geriye dönülmez biçimde tahrip edilmesine yol açacağı açık bulunan bu taslağın yasalaşmasının engellenmesi ülke çıkarlarını korumanın bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. 

 
sayfa başına dön