Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Niye olmasın ?

Erol Toy 

Sözüm, Apaçık’ın sürekli okurlarından dışarı.

Eğer ülke ve toplum, topyekûn tehlikede...

Eğer egemenlik bilinci topyekûn kalkışmayı dayatıyor...

Ve eğer Kuvvay-ı Milli sancağını açmak gerekiyorsa...

Diyelim sen açtın, MHP’liler altına koştu... Veya onlar açtı, senin koşman gerekti ;

Gelme... Gelmem kardeşim, elin kirli mi, diyeceksin ?

Eğer gerçek bir yurtseversen, diyebilir misin ?

Ben kuvvay-ı millici. Ulusal egemenlikçi falan değil, sapına kadar enternasyonalci. Köküne kadar sınıf savaşçısı. İliğine dek komünistim buyurdunsa, oturup sütûn sütûn iççelişki - dışçelişki bilgiçliklikleri taslamadan yanıt isterim !..

Topyekûn tehlike, ananın örekesinden mi ? Enternasyonal sermayenin lejyon ya da kolonilerinden mi kaynaklanıyor ?

Ananın örekesindense, başımla beraber.

Ben de sendenim. Ve seninle birlikte, emekçi sınıfın yanı, önü, arkası, neresi münasipse orada emrinde, hizmetindeyim.

Ama eğer enternasyonal sermayeden kaynaklanıyorsa, gel bir noktada anlaşalım.

Enternasyonal saldırı karşısında ulusal birlik yoksa dinsel, bilimsel, sınıfsal ya da duygusal her çıkışın sonu hüsran.. Varsa yengi olduğu mutlak değil mi ?

İstersen bir an dur da bak.

Kendi tarihin ömrünün çok gerisinde kaldı.

Kişinin görmediği, duymadığı, yaşamadığı ders olmaz.

Şimdilik onu saymayalım.

Afganistan çok yakın.

Topyekûn kalkışınca koskoca Sovyetler Birliği’ni sopadan geçiren bir halk, dilim dilim ayrılınca nasıl tozduman oldu.

Haydi onu da bırakalım !..

Bağnaz, cahil, yoksul, yoksun bir Asya halkı !..

Romantizminin bütün şahdamarlarını kabartacak bir halk bulalım. Örneğin bir Güney Amerika halkı.

Uruguay’la Tupamarolar iyi mi ?

Bir zaman iktidara geldi geldiydi.

Şimdi nerede ?

Öyleyse, topyekûn katılım gerektiği yerde, kitlesel ya da sınıfsallığın pek bir işe yaramadığı ortada.

Şimdi de, şu Kuvvay-ı Milli’yi bir çözümleyelim mi ?

Onu sütten çıkmış kaşıkların daldığı kaymak tabağı.. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le 12 arkadaşının büyüsü... Canı sıkılan beylerle efendilerin misket havası... İşsiz kalmış subayların ekmek kavgası... Emperyalizmin sömürgelerini kurtarma davası sanan, yargısından vargısına yanılır ?

Çünkü o katılanlarındır.

Ve katılanların tamamı sandığın kadar temiz değil.

Demirci Mehmet, Yörük Ali, Postlu Mestan gibi efelerin ondan önceki sabıka kaydını geçelim.

Ege’de ağasını vurmayan zeybek olamaz.

Efeliğe kaç kıyım gerektiğini siz hesaplayın.

Sade Afyon, Kütahya, Denizli, Samsun, Adana ve Antep hapisanelerinde idam bekleyen canilerden, hangilerinin şehit beratı, hangilerinin İstiklâl Madalyasıyla ödüllendiğini saymaya kalksam ekrana sığdıramam.

O adı üstünde Kuvvay-ı Milli’dir.

O kan ve ateş deryasına dalan, geçmişinin kir ve ihanetini kanında yur. Ateşinde kurutur. Tertemiz yurtseverlik hırkasına bürünür. Ve o hengâmede subay, öncesinde izlediği eşkıyanın.. Haydut vurduğu askerin... Yargıç idama mahkûm ettiği câninin.. Zalim zulmettiği mazlumun emriyle seve seve ölüme gider.

Artık öncesi yoktur.

İster bey olsun, ister paşa. İster cellâdın teki, ister serçe kadar ürkek, karınca gibi çalışkan ırgatın biri. İster balta kesmez yobaz, ister dine imana gelmez fentbaz. İster sosyalist, ister kapitalist. İsterse tövbesini bin kez bozmuş bir dönek olsun. O anda, “ fikri hür, vicdanı hür, iz’anı hür “ bir yurttaştır.

Çünkü ortam ölümle peşreve tutuşulan er meydanıdır. Ve orada ölçüt tek, katılmak... Seçenek çifttir, “ya istiklâl ya ölüm.“

Bu, bu kadar basittir.

Anlaştık mı ?

Öyleyse bunları neden yazdım ?

Geçen haftanın gündemini İlhan Selçuk - Devlet Bahçeli buluşması oluşturdu. Başta İlhan Selçuk, Cumhuriyetçiler ödlek, dönek ve çıkarcı takımının söylemlerine gülüp geçeceklerine, günah çıkarttılar da...

Çok canım sıkıldı.

Şöyle apaçık döşeneyim, dedim.

Haksız mıyım ?


 
sayfa başına dön