Niye olmasın
?
Erol Toy
Sözüm, Apaçık’ın
sürekli okurlarından dışarı.
Eğer ülke ve
toplum, topyekûn tehlikede...
Eğer egemenlik
bilinci topyekûn kalkışmayı dayatıyor...
Ve eğer Kuvvay-ı
Milli sancağını açmak gerekiyorsa...
Diyelim sen açtın,
MHP’liler altına koştu... Veya onlar açtı, senin koşman
gerekti ;
Gelme... Gelmem
kardeşim, elin kirli mi, diyeceksin ?
Eğer gerçek
bir yurtseversen, diyebilir misin ?
Ben kuvvay-ı
millici. Ulusal egemenlikçi falan değil, sapına kadar
enternasyonalci. Köküne kadar sınıf savaşçısı. İliğine dek
komünistim buyurdunsa, oturup sütûn sütûn iççelişki - dışçelişki
bilgiçliklikleri taslamadan yanıt isterim !..
Topyekûn
tehlike, ananın örekesinden mi ? Enternasyonal sermayenin lejyon
ya da kolonilerinden mi kaynaklanıyor ?
Ananın örekesindense,
başımla beraber.
Ben de sendenim.
Ve seninle birlikte, emekçi sınıfın yanı, önü, arkası,
neresi münasipse orada emrinde, hizmetindeyim.
Ama eğer
enternasyonal sermayeden kaynaklanıyorsa, gel bir noktada anlaşalım.
Enternasyonal
saldırı karşısında ulusal birlik yoksa dinsel, bilimsel, sınıfsal
ya da duygusal her çıkışın sonu hüsran.. Varsa yengi olduğu
mutlak değil mi ?
İstersen bir
an dur da bak.
Kendi tarihin
ömrünün çok gerisinde kaldı.
Kişinin görmediği,
duymadığı, yaşamadığı ders olmaz.
Şimdilik onu
saymayalım.
Afganistan çok
yakın.
Topyekûn kalkışınca
koskoca Sovyetler Birliği’ni sopadan geçiren bir halk, dilim
dilim ayrılınca nasıl tozduman oldu.
Haydi onu da bırakalım
!..
Bağnaz, cahil,
yoksul, yoksun bir Asya halkı !..
Romantizminin bütün
şahdamarlarını kabartacak bir halk bulalım. Örneğin bir Güney
Amerika halkı.
Uruguay’la
Tupamarolar iyi mi ?
Bir zaman iktidara
geldi geldiydi.
Şimdi nerede ?
Öyleyse,
topyekûn katılım gerektiği yerde, kitlesel ya da sınıfsallığın
pek bir işe yaramadığı ortada.
Şimdi de, şu
Kuvvay-ı Milli’yi bir çözümleyelim mi ?
Onu sütten çıkmış
kaşıkların daldığı kaymak tabağı.. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le
12 arkadaşının büyüsü... Canı sıkılan beylerle efendilerin
misket havası... İşsiz kalmış subayların ekmek kavgası...
Emperyalizmin sömürgelerini kurtarma davası sanan, yargısından
vargısına yanılır ?
Çünkü o katılanlarındır.
Ve katılanların
tamamı sandığın kadar temiz değil.
Demirci Mehmet,
Yörük Ali, Postlu Mestan gibi efelerin ondan önceki sabıka kaydını
geçelim.
Ege’de ağasını
vurmayan zeybek olamaz.
Efeliğe kaç kıyım
gerektiğini siz hesaplayın.
Sade Afyon, Kütahya,
Denizli, Samsun, Adana ve Antep hapisanelerinde idam bekleyen
canilerden, hangilerinin şehit beratı, hangilerinin İstiklâl
Madalyasıyla ödüllendiğini saymaya kalksam ekrana sığdıramam.
O adı üstünde
Kuvvay-ı Milli’dir.
O kan ve ateş
deryasına dalan, geçmişinin kir ve ihanetini kanında yur. Ateşinde
kurutur. Tertemiz yurtseverlik hırkasına bürünür. Ve o hengâmede
subay, öncesinde izlediği eşkıyanın.. Haydut vurduğu askerin...
Yargıç idama mahkûm ettiği câninin.. Zalim zulmettiği mazlumun
emriyle seve seve ölüme gider.
Artık öncesi
yoktur.
İster bey olsun,
ister paşa. İster cellâdın teki, ister serçe kadar ürkek, karınca
gibi çalışkan ırgatın biri. İster balta kesmez yobaz, ister
dine imana gelmez fentbaz. İster sosyalist, ister kapitalist. İsterse
tövbesini bin kez bozmuş bir dönek olsun. O anda, “ fikri hür,
vicdanı hür, iz’anı hür “ bir yurttaştır.
Çünkü ortam
ölümle peşreve tutuşulan er meydanıdır. Ve orada ölçüt tek,
katılmak... Seçenek çifttir, “ya istiklâl ya ölüm.“
Bu, bu kadar basittir.
Anlaştık mı
?
Öyleyse bunları
neden yazdım ?
Geçen haftanın
gündemini İlhan Selçuk - Devlet Bahçeli buluşması oluşturdu.
Başta İlhan Selçuk, Cumhuriyetçiler ödlek, dönek ve çıkarcı
takımının söylemlerine gülüp geçeceklerine, günah çıkarttılar
da...
Çok canım sıkıldı.
Şöyle apaçık döşeneyim,
dedim.
Haksız mıyım
?
|