|
|
Merd-i Kıpti
Sağır sultan duydu mu ?
Kör dilenci gördü mü, bilmeyiz ?
Ama itiraf çok açık.
Hem de itirafçısı ülkenin en saygın kişilerinden biri.
Pek çok fabrikası... Pek çok mağazası olan... Kredi kartı dağıtıp alış-verişi düzenleyen... Bir zamanlar parti kurup ülkeyi kalkındırma... Toplumu refah ve mutluluğa eriştirme savında bulunan... TÜSİAD üyesi... Büyük tüccardan Cem Boyner beyfendi.
Diyorlar ki ; " 4 dolara alıp 18 dolara satma devri geçti.
Şimdi müşteri 100 liralık bir mala 101 lira vermiyor.
Sakın ha !.. İşler kıpırdadı diye zam yapmayın !..
Bu kez hep birlikte batarız. "
İyi mi ?
İyiyse gelin hem şu itirafın şifresini çözelim. Hem o bahaneyle ;
"Şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler," özdeyişinden ötürü Ziya Paşa'yı bir kez daha analım.
Boyner beyefendi şunu özetlemiyor mu ?
"Biz yıllardır dükkânımıza gireni de, girmeyeni de bir iyice soyduk. Birikenle yatırım yapıp üstün teknolojili fabrikalar kurup sağ-lam... Güzel... Yararlı ve ucuz ürünleri yeniden, yeniden üreterek kâr alanını dünyaya yayacağımıza... Nasılsa kuru çayın başındayız... Devlet halkla arasında, mis gibi bir paylaşım köprüsü de kuruvermiş. Geçenden bir, geçmeyenden döve döve iki akçe almamıza engel olma-ya kalkışan
komunist... Leninist... Maoist... Bölücü... Ayrılıkçı... Ay-rımcı... Veya sûreti haktan görünen gericilerle... Öğüt vermeye kalkı-şan bilgelerin topunu bizim adımıza sopadan geçirmekte.
Bu köprü kurulu kalıp biz başında durdukça... Bu vurgun böyle gider diyerek, lüks tüketime yöneldik.
Ülke nüfusu çoğaldı. Geçmeyen geçenden enayi sayıldı.
Bize özenen arttı. 4'e alıp 18'e sattığımız çeşitlendi, renklendi.
İştahımız kabardıkça kabardı.
18'e daha çok satacağız diye, 4'e daha çok aldık.
Borcumuz bini... Yâni boyumuzu aştı.
Elin gâvuru, Deli Dumrul'u ne bilir ?
Alacağımı isterim diye tutturdu.
Devlet bir ödedi... İki ödedi... Üç beş, on yüz ödedi.
Sonunda o da kendi canının derdine düştü.
Ne kuruçaya giren oldu, ne köprüye bakan bulundu.
Hacizler... İflâslar... Yıkımlar birbirini kovaladı.
Öldük bittik mahvolduk.
Cumhuriyet Cumhuriyet... Bize özgü soygun düzeni, kapitalizm olalı mal zengini... Borç zengini... Ödeme yoksunu olduk.
Çaresizlik içinde kıvranırken ucuzluk kavramı akla geldi.
4'e aldığımızı 5'e satınca, kuruçayın sele dönüştüğünü gördük.
Aklımızı başımıza alalım !..
Vurgunu, soygunu, hırsızlığı unutalım..." Mı ?
Ziya Paşa ne buyurmuş ?
"Çingenenin merdi, kahramanlık taslarken hırsızlığını anlatır."
He mi ?
Tetikçi Aranıyor
Büyük basınımızla, renkli medyamız pek dertli.
Yüz büyük Türk büyüğünün en büyüklerinden dokuzuncusu, durup dururken mi ? Bölüp toplarken mi, bilinmez aranızda Yakup Cemiller var, dedi ya !..
Basın ve yayının büyüklerini suçluların telâşı aldı.
Vay efendim vay !..
Bir yemin kendilerinin asla ve kat'a tetikçi... Patronlarının asla ve kat'a azmettirici olmadığına... Bir yemin rakip holdingin basın ve yayın organlarında gerçekten tetikçiler bulunduğuna... Daha kesin bir yemin tetikçiliğin asla ve kat'a doğru bir davranış olmadığına. Ve bir okkalı yemin de, tetikçiyi bir eline geçirse, Yakup Cemil'den beter edeceği üzerine...
Öyle ya !..
Demokratik Cumhuriyetlerde toplumun haber alma, bilgilenme hakkını kullanması... Böylelikle kendini yönetenlerle, kazıklayanları ayırma... Değerlendirme... Yargılama ve seçme... Günlük ve gelecek yaşamını buna göre düzenleme zaman ve olanağına sağlamak... Yâni topyekûn kamu çıkar ve yararına görev yapması gereken basın yayın organlarının, sahiplerinin çıkar ve yararları doğrultusunda iş tutması her türden bunalımın aslî nedeni sayılır.
Bahaneleri ister ekmek telâşı... İster evlâd-u âyâl kaygısı... İster şöhret hevesi olsun... Bu toplumsal suçu bilerek ya da bilmeden işleyenler, her zaman her yerde bir işgal ordusundan çok daha fazla kıyım ve yıkıma neden olmuştur.
Ne var ki, onca cin fikirli basın erbabı... Onca külyutmaz yayın bıçkını, arayıp taramakta ama, bir türlü o tetikçiyi bulamamaktadır.
Bir bulsalar... Kaddini bükseler de, aklansalar !..
Pek bir güzel olacaktır.
Ama gök açılmış göğe çıkmış... Yer yarılmış, yere girmiştir.
Bir türlü şudur diyememekteler.
Yaygaranın nedeni budur.
Bir üstte, bir büyük işadamının itirafını okudunuz.
O neyi anlatıyorsa, bütün basın yayın organlarında... Bütün güvenilir güvenilmez kalem, suret ve ağızlardaki sakız da odur.
Suçluluk telâşıyla kabahat samur kürkünü rakiplerine giydirme çabası mı dersiniz?
Hevesi ya da kurnazlığı mı ?
Karar sizin.
Karşıt ya da Düşman
Bilmeyiz hiç düşündünüz mü ?
Hırsız olmasa, polis. Haksız olmasa, yargıç. Yolsuz olmasa, yasa. Çelişkiler olmasa, devlet. Ve düşman olmasa, güç neye yarar ?
Doğada işlevsize yer yok mu buyurdunuz ?
Haklısınız !..
Çünkü denge, çelişki tahtının sahibidir.
Öyleyse şaka değil... Biri varsa... Öncelse, öteki olacak... Yoksa yaratılacaktır. Çünkü işlevsizlik olanı yok eder.
İşte olmayana ergi, bu yüzden geçerlidir.
Ve bu yüzden varsayım, değirmeni dev sanır.
Yâni kendi dişine uygun düşman yaratır.
Donkişot benzeri çeker kılıcı Dülsinea'sını kurtarmaya uğraşır.
Dünya buna Cervantes'ten beri âşina.
Siz Türkiye insanı !..
Sizin bilginiz çok daha eski.
Gökyüzü canavarını vuran Gılgamış. Ejderhayı öldüren Oğuz. Devleri yenen Keloğlan efsaneniz, atanız, masalınız.
Haydi bunlar tarihin bilinmeyen zamanlarında kaldı.
Uzak tarihinizdeki Celâli... Yakın tarihinizdeki binbir sıfatlı düşmanlar da mı bir şeyler anımsatmıyor ?
Anımsatıyorsa, karşısavı olmayan savın. Çelişkisiyle bütünleşe-meyen çelişkinin bileşime ulaşamayacağını... Yâni hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığını da biliyorsunuz.
Biliyorsanız koparılan yaygaraların yeliyle, kaynatılan cadı kazanlarının kaynağını da biliyorsunuz.
Ayrıca çimdiklemek gerekir mi ?
Tayyip ve İktidar
Efendim neymiş ?
Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Recep Tayyip Erdoğan, AK Partisiyle iktidara geliyormuş !..
Kamuoyu araştırması çok inandırıcıymış.
Haydi !..
Beyler hanımlar !..
İsrafil sûr'u'nu üfledi !..
Bir nice akıldane varsa, saf tutmalı !..
Ya yanında yer alıp pay kapmalı. Ya karşısında yer alıp
irticaya, takıyyeye, sahteciliğe karşı çıkmalı.
Herkes inancında da, kanaatında da, serbest.
Ne var ki, akıldaneliğin kuralında, her balım var diyene parmağı benden yarışı yasak.
Hele dur bakalım... Bal Anzer mi, gömeç mi, petek mi, diyecek.
İktidarın en büyük ortağının yüzde 21 oy aldığı.. Yâni seçmenin yüzde 79'unun her türlü karşıt olasılığa inanmaya hazır olduğu bir ortamda kamuoyu araştırması neyi ne kadar doğru verir, düşünecek.
Geçen yüzyılda kalsa da, 1999 seçiminden önceki kamuoyu araştırmalarına bakacak. Onlara dayanarak gerdek hazırlığındaki damat adaylarının hüsranını, gözönünde bulunduracak.
Kapatılan FP.nin anası danasıyla aldığı yüzde 15 oya bakacak.
Şimdi bölündüklerine göre biri kedi, biri ciğerse, bir iyice ölçüp biçecek. Kedi nerde, ciğer nerde diye ince ince soruşturacak.
Yâni, Milli Selâmet.. Nizam.. Refah ve Fazilet Partilerinin çelik çekirdeği kedi... İmam Hatip ve İlâhiyat'tan devşirdikleri ciğerse, o nerde, bu nerde diye araştıracak.
Bunlar bir arada olsalar yüzde 10'luk barajı aşar mı ? Sorusuna yanıt arayacak. Buluyor, aşıyorsa bunu eşit paylaştırsa bile çıtanın ne kadar altında kalıyor ne kadar üstüne çıkıyor hesaplayacak.
Yine de iktidar olabiliyorsa, helâl-i hoş olsun.
Ama efendim o uzun iş !..
Kamuoyu araştırmaları diyor ki, iktidardaki partilerin tamamı barajın altında. Barajı aşan bir AK parti, bir de CHP.
Ben de zaten 1999 seçiminde ya onun anasına ya ötekine oy verdim. Yazık biri iktidar olamadı, öteki barajı aşamadı.
Ama bu kez mutlaka !..
Eh umut inancın... İnanç başarmanın yarısıdır.
Eee !..
Akıldanelik ne mi oluyor ?
İnançtan söz edilirken, bilim konuşulur mu ?
|
|
|