Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Osmanlı'yla TC'nin Farkı

Erol TOY


BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'taydı.
Üstelik ilk kez iki kesimi de aynı protokolle ziyaret etti.
Ve hem Rum tarafında, hem Türkiye'de kıyametler koptu.
Türkiye'de kıyamet koptu.

Evrensel arenadan dehşetimiz depreşmiş... Kaygılarımız bütün telâşıyla ortaya çıkmış... Olmayana ergi huyumuz keskin tırnaklarıyla içimizi kazımış... Ve pek çok önyargımızı ayaklandırmıştı.

Annan Denktaş'a baskı yapamaya gidiyordu !.. 
O da ne emredilirse hemen kabûl edecekti !..
BM, ABD, AB anında tepemize binecekti !..
TC kabûl edilenleri benimsemek zorunda kalacak... Kıbrıs da Girit gibi yok pahasına elden çıkacaktı !.. 
Değil mi ?
Kıyameti koparanlar haklı mı, haksız mı çıktı ?
Siz tartadurun... 
Ben, evvelki hafta yine bu sayfada AB çıkarına uygun yazılanı, bir başka... Daha etkin ve bize göre ele alacağım. 
Bakalım aklınıza yatacak mı ?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'a geldi gitti.
Gittikten sonra kıyamet koptu.
Ama bu kez Yunanistan'da.
Gözünüzden kaçmış olabilir. 

Çünkü eluşağı efendilerin senaryoları çöktü. Tetikçisi medyanın cadı kazanları fosladı. Ve Kıbrıs'la, komşumuzda olanlar haber değerini yitirdi. Yitince de, Başbakan Simitis'in Bakanlar Kurulu toplantısından sonra ; "Türkiye, ABD ve AB'ne karşı tüm kozlarını kullanacakları," tehdit ve şantajı gözlerden kaçırıldı.
Çünkü "kıymet-i harbiyesinin olmadığını," biliyorlardı. 
Oysa Simitis haklıydı !..
Yıllardır dünyadan soyutladığı Kıbrıs Türkleri ve KKTC üstelik BM gibi ulusların kaderinin belirlendiği bir kurumun en tepesindeki kişice resmen ziyaret ediliyor... Bir anlamda tanınıyor... Ve o ziyaret Yunanistan'la Rum kesiminin yıllanmış savını tuzbuz ediyordu.

Çünkü bu protokolün diplomatik dildeki anlamı açık ve kesindi.
KKTC aynı ada üstünde ayrı bir devlet sayılmasa dahi, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti adanın tamamının devleti değildir.
Bunu anlamak... Asıl baskıyla Rum tarafının karşılaştığını sezmek için uluslararası düzeyde diplomat olmak gerekmez.

Korkunun ecele yararı olmayacağını... Kıbrıs harekâtıyla daha dün yeniden hem Avrupa Konseyi, hem BM'de açıkladığınız "casus belli"nin arkasında durabilen yurttaş olmak yeter de artar. 

Bizim belleğimiz "nisyân ile malûl" olabilir.
Kıyamet koparanlarınkinden o günleri silmiş... BM, ABD, AB denince korkudan aklı başından gitmiş... Yönetenleri hırsız, hain, uşak saydığından kaygılanmış... Halkı ödlek, devleti aciz sandığından telâşlanmış olabilir. 
Ama Uluslararası toplum Kurtuluş Savaşından sonra ilk kez... 1974 "casus belli"sini, eski alışkanlığının kösüne dinletmiş... TC'nin Osmanlı İmparatorluğu olmadığını çok pahalıya öğrenmiştir.

Dayak yiyenin acısını unuttuğu nerde görülmüş ?
Artık dünya biliyor. 
"Savaş nedeni" ortadayken, Türkiye'yi yenmeyen hiçbir güç, Kıbrıs üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değildir. 
Bu ister kendini tanrı bilen ABD olsun. İster ulusların yazgısını yazdığını varsayan BM... İsterse Türkiye'yi sömürgesi sanan AB.
Savaşıp yenemiyorsa, Kıbrıs'ın yazgısını... Üstelik salt Kuzeyi değil tamamının yazgısını, yalnız Türkiye belirler.
Buyursun girsin, derse ertesi gün AB'ye tam üye olur. 
Giremez, derse hiç kimse parmağını oynatamaz.
Bu bu kadar basittir. 
İşte AB'nin sıkıştığını anlatan görüşün dayanağı bu basitlikti. 
Çünkü Kıbrıs yumurtası kapıya geldi.
Avrupa Birliği, artık taraf tutan memurlarının işgüzarlığı mı ? 
Bilgisiz, birikimsiz politikacılarının kof ihtirasından mı ? 
Dillere destan Yunan propagandasının etkisinden mi ? 
Her nedense önüne ot, ardına sopa atarsam Türkler 1974'teki gibi davranmaz, aymazlığıyla kendi kendini bağlamış... Kendi ağzıyla ilân ettiği girişimin müzakere tarihi gelmiş çatmış... Ama Türkiye "savaş nedenini" yinelemekte duraksamamıştı. 
Hazirana iki hafta kaldı.

Artık ağzımızda döndürüp durduğumuz baklayı çıkarabiliriz.
Avrupa Birliği tam anlamıyla açmaza düşmüştür. 
Bu durumda ya Rum kesimini tek yanlı olarak Birliğe katarak Türkiye ile savaşacak.. Ya verdiği bütün sözleri yalayıp yutacaktır.
Durum bu kadar vahim...
Vahamet bu kadar yakın... 
Ve AB külhanilerinin tamamı, Annan'ın eteği ardında suspus !.. 
Ne ilginç ve iyi raslantı !.. 
Fogg'lar, Verheugen'lerin yağıp gürlediği günlerde bilinmeyen o gezi açıklandığı gün, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, hastalanıyor. Önce hastaneye... Sonra evine çekilerek her türden dış etki, baskı, dayatma ve görüşmeye... Yardımcılarının ziyaretlerinden bile yoksun kalacak ölçüde kapanıyor. 
Ama Meclis, Cumhur, Genelkurmay ve KKTC Başkanlarının pek uzun geçmiş olsun dileklerini kabûl... Ankara'daki büyük basın-yayın temsilcilerine ayağının nerede tökezlediğini... Sırtını hangi duvara çarptığını... Partisinin nasıl bir parti olduğunu... Kadrolarının değer ve gücünü anlatacak ölçüde sağlıklı görünüyor.
Ve Annan'ın bu anlamlı ziyareti biter... Simitis'in geçiştirilen "avara kasnağı" gerçekleşir gerçekleşmez, hastaneye dönüyor.
Bu açıdan da, şimdiye kışkırtan, ayak sürüyeniyle uluslararası toplum. Ve memur elinde sopa gösterip politikacı ağzıyla otlak sunan AB tam anlamıyla açmaza düştü. 

Ya Türkiye'nin savını sindirecek !.. 
Ya cart-curtunu hamamın külhanına gömecek !.. 
Ya da onunla savaşacaktı !..
Bu ince politikayı manken kalçasındaki kılı ayırıp ülkeyi saran buluttan habersiz medya bülbülleri anlar mı bilemem ? 
Ama eminim siz anladınız.

 
sayfa başına dön