|
|
Yumuşak Geçiş
Yoksulun hastalığı alır, götürür.
Varsılınki tutar, getirir.
Seçilmişse, seçenekleri zorlar.
Başbakan'ın hastalığı, bu nedenle bir taşla pek çok kuşu vurdu.
Diyelim, ilki Kıbrıs kuşuydu...
İkincisi, saltanat meraklılarının tepinip durduğu "veliaht..."
Üçüncüsü, Cumhurbaşkanını devreye sokan, "Ulusal Program."
BM Genel Sekreteri Annan'ın gelip gidişinden beri Kıbrıs, AB ile Türkiye sorunu olmaktan çıktı... AB ile Yunanistan sorunu oldu.
Sayın Ecevit'in dışa kapandığı süreçte bir dünya dedi-kodu...Bir alay adayla "veliaht" belirlemeye kalkan güç odaklarının gözü aydın !
Artık, müjde mi ?
Vah vah mı ?
Demeli bilmeyiz.
23 Mayıs günü hastanede imzalanan bir kararname, yumuşak geçiş isteyenlerle DSP'lilere işareti verdi.
"Veliaht," sayın Hüsamettin Özkan'dı.
Çünkü Devlet Bakanları Kemal Derviş, Faruk Bal, Recep Önal ve Maliye Bakanı Sümer Oral'dan oluşan Kamu Kurumlarında etik ve denetim komisyonunun başına o getirildi.
Alt tarafı hazırlık komisyonu.
Öyle kaç komisyon var... Çoğunun başkanı da sayın Özkan.
Bu işaret sayılmaz, demeyin.
Bu komisyonunun başka komisyon.
İşlevi hem önemli, hem anlamlı.
Kamu personelinin ücretten, atamaya.. Terfiden denetime bütün özlük işlerinin düzenlenmesinde en yetkili organ. Evet adı hazırlık... Ama hazırlayacağı yasa, yönetmelik ve genelgeler, yürütmeyi yeniden düzenleyecek... Uygulamada ister istemez başbakandan sonraki âmiri, niteliğine bürünecektir.
Dirayetliyse, başının âmirlerin âmirine dönüşmesi kaçınılmaz.
Bunun ne demek olduğunu, devleti birazcık bilenler, iyi bilir.
Bildiklerinden onca gümbürtüyü bile bile çıkaranlara Aferin !..
İstedikleri oldu. Geleceği garantilediler.
Bilmeden değirmene su taşıyana yazık !..
Bentten akan, sayın Hüsamettin Özkan'ın havuzunu doldurdu.
Hüsnü Özyeğin Finansmanı
Ah bu döviz spekülâtörleri !..
Spekülâsyon dehalarını bile kündeden atmakta... Ve daha dün, hüneriyle şişinen bir nice davulu güm diye patlatmaktalar.
Peşrevi bırak da, çimdiği görelim mi dediniz ?
Alın size bir örnek.
Dâhi bankacı Hüsnü Özyeğin'in şu andaki durumu.
Ne mi varmış durumunda ?
Bir bakın da kendinizi yerine koyun bakalım.
Spekülâsyon üstâdının karabasanını anlayabilecek misiniz ?
Bir an günümüzden geri dönün.
Belleklerinizi üç ay önceye odaklayın.
Bizim "tık"çılarımız bilgi, kültür ve sanat bakımından zengin... Para açısından yoksul olduğundan, ekonomi-politiğin politik... Yâni toplumsal yanını iyi bilirler de... Öyle döviz kuru, faiz oranı, borsa puanı gibi spekülâtif özel çıkar ilişkilerinden pek anlamazlar.
Bu yüzden atlamışlardır.
Anımsatalım.
Şubat sonlarında döviz düşmeye başladı.
1 Amerikan doları, 1 milyon 300 bin Tl.na doğru geriledi.
Oysa Hükümet projeksiyonuna göre yarı yıl sonunda 1 milyon 600 bin civarında olacaktı.
Harika bankacımız Hüsnü Özyeğin düşündü, taşındı... Kimsenin hesaplayamadığını hesapladı. Her türden spekülâsyona açık medyada arz-ı endam eyledi. Ve herkesin gözünün içine baka baka Haziran sonunda her amerikan dolarına 1 milyon 570 bin lira ödeyeceği vaadiyle döviz toplamaya başladı.
Düştüğü yerden bir avuç toprakla kalktığını bilen akıldâneyle... Dolarları Finansbank'a kaptıran öteki bankalar durur mu ?
Yallah, onu izlediler.
Şimdi Mayıs'ın sonu...
1 Amerikan doları, 1 milyon 400 bin Tl.lerde dolanıyor.
Bu cinfikirliliğin birkaç milyar doları kapsaması..Ve döviz kuru böyle dalgalanırsa, başta Finansbank her bankanın her dolardan en az 150 bin lira zarar etmesi olasıdır.
Tek dolarda bir şey değil.
Milyar dolarları düşünün...
Bir türlü gerçek bilânçolarını açıklayamayan bankalarımızın o pek korkulu "rasyosunda" açacağı deliği BDDK bile zor hesaplar.
Bizim gibi bu işin cahilleri nerden bilecek !..
Madem bilmeyiz, çimdik nerde, diyeceksiniz.
İşte zaten tam da orda.
Yeni konumunda paranın ipi de, bankaların boğazı da Merkez Bankasının elinde. Ya Haziran sonuna kadar dövizi vaadedilen düzeye yükselterek, spekülâtörleri kurtaracak... Ya da BDDK yeniden pek çok bankaya el koyacak.
Hoşunuza gitti mi ?
Uzaktan Kumanda
Bizim bu futbol yazarlarına aklımız ermiyor.
İlâmaşaallah !..
Her biri dünyanın en iyi futbol antrenörü.
Kalemi eline, mikrofonu ağzına alan, oyunu düzenliyor.
Teknolojinin çok geliştiğini biliyoruz.
Ama futbolcuların kulaklarına hoparlör... Gözlerine ekran mı takıldı bilmiyoruz.
Futbolcu sahada koşturuyor.
Teknik adamlar kıyıda işaretle, oyuncu çıkarıp sokarak oyuna yön veriyor. Spikerle, yazana düşen ne ?
Oyunu olduğu gibi aktarıp anlatmak.
Sonra da gerekiyorsa futbolcuyu, teknik kadroyu eleştirmek.
Olur mu efendim !..
Futbol yazarı dedin mi, en bir büyük çalıştırıcı... En bir büyük taktisyen... En bir usta stratej olacak.
Sahadakiler de, yedek kulübesindekiler de onların piyonu.
Koş deyince koşacaklar... At deyince atacaklar.
Ah bir de duyup görebilseler.
Bu iş daha keyifli olacak ya !..
Olsun !..
Futbol seyircisi de kulüp yöneticileri de fanatik avanaktır.
İyi babalanırsan, futbolcuyu da, antranörü de, maçı da senin yönettiğini sanır. İtibarın artar.
İyi haydi anında dediğini duyan... Ertesi gün yazdığını okuyan seyirci ve kulüp başkanı için bu geçerlidir, diyelim.
Sesin erişse bile, yazının günler sonra okunabildiği binlerce kilometre uzaktaki maçlara ne buyrulur ?
Çimdik sorana.
Besbelli onlar maçı değil, fanatikleri idare ediyor.
Gerçi onlar bilir.
Ama biz yine de dileriz, Milli takım bu uzaktan kumandaya aldırmadan bütün maçları kazanır.
Hepimiz seviniriz.
Kaş Yaparken
Orhan Pamuk, hata etti.
Besbelli niyeti başkaydı.
Son günlerin modası Murathan Mungan'a hem dolaylı, hem pek bir incelikli taş atmaya kalkıştı.
Ama yardığı baş bambaşka oldu.
Olması da doğaldı.
Hayatın ayrılmaz parçası olduğundan bir romancının cinselliği yazması doğal. Hatta estetize edebiliyorsa pornoya el atması da hak. Ama bunları kendi kimlik ve kişiliği adına kullanması yanlış.
Elbette romancı da insan.
Yanlışıyla doğrusuyla güzel insan üstelik.
Ama bütün o güzellik, ona göre yanlış cinsel tercihte bulunanı yerme hakkını vermez. Yazar dediğin taşı hangi başa atacaksa belli etmese de tarif eder. Tutar da ölmüş eşcinsel bir yazarı yermeye kalkarsa, Murat Bardakçı'yı başına belâ eder.
Eder ve hem postmodernizmin foyası meydana çıkar... Hem çok akıllı bir tutumla kimliği, kişiliği, cinsel seçimi değil, kendi yapıtları... Üstelik karşılaştırmalı bir biçimde eleştirirlir.
Hem de her soluğunu, peygamber vahyi sayan Hürriyet'te.
Ve böylece attığı taş, kendi başını yarar.
|
|
|