|
|
|
"NE ABD NE RUSYA"
EŞIT DEGILDIR
"NE ABD NE AB"
A.ATEŞ
Sosyalistlerin çözüm getirmediği yüzlerce problem vardır elbette. Zaten tüm sorunların çözümünü formülleştiren bir toplum projesinin de olanaksızlığını vurgulayan bir disipline yani marksizme dayanan bir ideolojidir kendisi. Sonuçta kuramın kendi iç dinamiği ile ve tarihsel perspektif ama daha da önemlisi soyutlama ile problemlere yaklaşabilmesi ve ele alışı doğru çözümlere ulaşmasını sağlar. Ancak bu yetilerin verili olmasının yetmediği, verileri kullanabilme basiretinin (soyutlayarak düşünebilmenin) olmamasın da bir yığın yanlış randevular verilmesine ve yıkımlara neden olduğu da artık biliniyor.
Marks sonrası marksistlerin (Marks ve yoldaşlarının konuya nasıl yaklaştıkları bilinir. Bk. Manifesto). üzerinde uzun uzun düşündükleri sorunların başında "ulus, ulusal" kavramları gelir. Fakat genel olarak sonuç hep olumsuz olduğundan ve nihayetinde de teori tümüyle "ulusalcık" üzerine kurularak şekillendirilmeye başlandığından değerler de tümüyle değiştirilmiştir.(Bk. lll.Ent. niye kuruldu ?). Böyle bir yönelim aslında oportünizmin kendi yanlışını meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir. Ancak, artık açıkça görülmekte ki bu oportünist ittifaklar teorilerine yer açmak için yapılan 'uyarlamalara' karşın günümüzdeki kapitalist gelişme dalgasının altında anti-emperyalist olmanın koşulları çok değişmiştir. Bu da sosyalistlerin devasa sorunlarından biri olarak ortada durmaktadır.
Tarihi gelişmenin bu baglaminda; Jön Türk ilericiligi, Tanzimat aydinlanmaciliginin kapitalizmin berbat kapitalist sömürüsünün uygulanmasini saglamaya yönelik negatif girdilerinin yani sira demokratik üst yapisini almaya yönelik pozitif girdileri de almaya yönelmesi (G.Kazgan) Ittihat Terakki'nin ve kemalizm'in ayni yolda ilerlemesi aslinda bir paradoks degil bir olumlamadir. Kisaca Osmanli'dan beri "ilericilik" bu baglamda ele alinmalidir. Ancak bütün bunlarin belirleyicisi kapitalizmin gelişmesi yasalarina uygun olmaktadir. Bu niteligi ile kemalist yaklaşim sürekli olarak bir ilericilik içermedigi gibi gerici bir görevlendirilmenin unsurlarini da taşimaktadir. Yani "milli burjuva", "yerli zengin" yaratabilmek için alinan önlemlerin, dünyadaki gelişmelere koşut olarak iktisadi bunalim dönemlerine ve giderek dünya savaşlari dönemlerine denk düşmesi, kendi iç kaynaklarini gerek insan gerek sermaye açisindan acinacak durumdan çikabilmek için alinacak önlemlerle çakişmasi bu koşullara uygun korumaci devletçiligin bagimsizligi vurgulayan bir kurgu gerektirmesi ve getirmesi elbette tam anlami ile "ilericilik" boyutlarinda düşünülmelidir. Kurtuluş savaşini başlatan Kuvayi Milliye' nin toplumsal perspektifi de, çaginin önünde bir atilimdir deklarasyondur, programdir. TIP 'in tüzük ve programinin başinda AYBAR tarafindan konulan
"Halkçilik Beyannamesi" alintilari bu nedenledir. Ayni beyannamenin hilafeti ve saltanati koruyan bölümlerini bir kenara attiginiz zaman çizdigi yönetsel (gevşek federatif denilebilecek bir yapi) yapi toplumsal uzlaşmanin en demokratik durumunu içermektedir. Nitekim, bu bildiri, AYBAR' in tespiti ile Mustafa Kemal'in en yakinlari tarafindan bile unutturulmak istenmesinin ( Bk.TIP Tarihi) nedeni içerigi bu esaslara dayandigi içindir. Kemalistlerin, Kuvayi Milliye'nin özünü oluşturan bu beyannameyi de görmezden gelerek, hatta yok sayarak bir ideoloji yaratmalarinin adi bellidir. Sosyalistlerin, TİP ve daha da açıkçası AYBAR kanalıyla ince noktalarda buluşan Kuvayı Milliye ruhu böyle algılanmalıdır.
* * *
Bunları bana düşündüren şey, Toktamış Ateş'in Cumhuriyet'te çıkan bir yazısı oldu. (16. 5. 2002). Bir grup genç insan Samsun'dan bağımsızlık yürüyüşü yapacaklarmış. Bu yürüyüş 60 'lı yıllardan sonra yapılan bağımsızlık yürüyüşleri ile aynılık taşıyormuş. O zaman gençlik, "Ne Amerika, ne Rusya" diye bağırırken, bu günün gençleri "Ne Amerika, ne Avrupa bağımsız Türkiye" diye çok benzer sloganlar atacakmış. Doğu Perinçek 'in konuşması ile başlayacak bu yürüyüşü, belli ki Toktamış Ateş dehşetli önemsiyor ve "Sosyalizmle Kemalizm arasındaki denge ve sentezin başarıldığını" savlıyor.
Bu yazı İNADINA 'da yayınlandığında yürüyüş yapılmış olacak. Ama zaten amacım güncel bir yazı yazmak değil. O nedenle, yürüyüşün kimin tarafından ve niye yapıldığını falan irdelemiyorum. Beni ilgilendiren yanı, Toktamış Ateş' i ciddiye almak ve onun saptamalarını dayandırdığı alıntıların çizdiği 'sosyalizm' kavrayışında ki vahameti anlatabilmek. Ve bu alıntıların belirlediği bir "sosyalizm ve kemalizm" dengesinin getireceği yönetimin, her iki düşünce ile ilgisi olmayan, en hafif deyimi ile "ya sev ya terk et" diyen bir yönetim olacağı açıktır. Kapitalizmin, hele vahşi denilen ilkel kapitalist birikim sürecinin nasıl toplumsal dolayısıyla bireye yönelik yıkım içerdiği açıktır. Bireyciliğin öncelenmesi, toplumsallıktan kopartılmış birey perspektifinin nasıl çöküş resmi çizdiği açıkken, bunu kapitalizmden koparılmış, "batılı değerler" silsilesinin kültür emperyalizmi olarak tanımlamak nasıl bir sosyalizm anlayışının ürünüdür anlaşılmaz. Ama daha da anlaşılmaz olanı, Kemalizmin batıdan aldığı tüm değerlerin, en gerici kesimler tarafından, ideolojilerine uygun veriler olarak (aşağılayıcı anlamda) kullandığı ortadayken bu tür yaklaşımların "ilericilik" adına meşrulaştırılmasıdır. Halklarını kültür emperyalizminden kurtarmak için Beethoven plaklarını yakan, kitapları meydanlarda parçalayan bir arındırma anlayışının kaynaklandığı sosyalizmin de sosyalizmle ilgisi olmadığı saptamasını da buna eklemek gerek. Kapitalizme karşıyız diyemediklerinden her derde deva bir milliyetçiliğin tüm siyasal alanlara ikame edilmesini siyaset yapmak ve "ilericilik" olarak göstermenin bir tersten okumasını yapalım. Kapitalizmi eleştirmeden ilericilik yapmanın tek yolu, batının demokratik kurumlarının uygulanması için uğraşmaktır. Yani Samsun'dan yürüyüşe geçen Genç-Türkler eğer Jön-Türk'lük yapacaksa (öyle diyorlarmış), Kemalizmin yolundan gidecekse "BATI" lı olmalarından başka yol yoktur. Eğer, evrensel demokratik değerleri "kültür emperyalizmi" tırnaklaması ile aşağılarken, takipcisi oldukları kemalizmi de ince dengelerde kurulu bir randevu vermiş olmazlar. Eğer gerçekten, N.Kemal, M.Kemal, N.Hikmet 'in değerlendirmelerinin peşinden gidiyorsanız varacağınız yer hep kapitalizmin üst-yapı kurumları diye küçümsediğimiz demokratik kurumlardır. Anti-kapitalist olmadan yapılacak ilericilik de budur ve hiç de küçümsenecek bir şey değildir. Fakat hem yazanı bile küçülten bir demogojiyle tüm batılı değerleri cinsel cibiliyetsizlikler doğuran Kültürel sapmalar olarak niteleyip hem de bu değerler üzerine kendi kurgularını oturtan dünya görüşleriyle aynılaşamazsın.
İkinci olarak, "Bağımsız Türkiye Sosyalizmi" nin peşinden koşturan insanlardan biri olarak şunu vurgulamak istiyorum. (Daha önce yapmamıza karşın demek ki anlatamamışız) Bağımsız Türkiye sloganının temeline koyduğumuz "...NE RUSYA" ekinin içeriği sadece iki kaptan ayrı yaşamak hakkını içerir pratik siyaset alanında. Ama en azından T.Ateş'in bildiğini umuyorum ki bu sloganın esas belirleyici olan tarafı elbette ve kesinlikle "sosyalizm" in içeriğine ve uygulanmasına yönelik öz taşımasıdır. Ve bu SSCB'nin "sosyal emperyalist" falan diye sade suya tirit saptamaların dışında, sosyalizmin teorik yapısına, reel sosyalizm anlayışına, ve özellikle "tek ülke sosyalizminin" yanlış teorik inşalara neden olan uygulama pratiğidir. Kısaca ABD 'ye yönelik anti-emperyalist bağırmayla ilgisi yoktur. Kitlelere yönelik içeriği ise "büyük sosyalist abi devlet" anlayışına, onun dayattığı çözüm yollarının her ülkede geçerli olamayacağı esasına dayanmaktadır. Kendi içinde uyguladığı anti-demokratik uygulamalara karşıdır. Yani sosyalizm üzerinden bir eleştiridir. Bu açıklamanın ışığında düşünürseniz bu yürüyüşte atılacak sloganın "Ne ABD ne Çin" olması daha doğru olur. İlle de bir benzerlik kurmak zorundaysanız. Kaldı ki böyle bir zorunluluğunuz da yok. Yani kemalizmin patentine sahipmiş gibi davranın isterseniz ama, sosyalizm konusunda, köylü komünizmi (!) denilen akıl dışı kurguları işe katmayın. Çünkü böyle bir bileşimin getireceği düzen olsa olsa "Stalin ve hatta daha açıkçası onun ikizi yıldızının" kurduğu düzen olacaktır.
Sosyalizm ise; "Bağımsızlık mı Barış mı ?" ya da "Güvenlik mi Demokrasi mi ?" ikilemlerini ortaya atarak çözümsüzlük üreten, insanı çaresizlik içindeymiş gibi koşullayan ideolojik sapmalara karşı, bunları aşmanın olanaklı olduğunu gösterebildiği zaman kendini de gerçekleştirmiş olacaktır.
|
|
|
|