Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


Yayın Yönetmeni'nden

Türkiye, kişiliksizliğin, toplum olarak kendini aşağılamanın doruklarını yaşıyor. Güzelim ülkemizin dişinden tırnağından arttırarak okutup yetiştirdiği aydın takımı(!) şimdi yetiştiği toplumu aşağılıyor.. “Bizim insanımız adam olmaz; İnsan Hakları Türkiye’de geçerli olmaz; Türkiye Demokratikleşemez; Ancak Avrupa Birliğine girersek, onlar bizi adam eder; Tren kaçıyor; Aman son vagona atlayalım...vs..vs...”

Başbakandan, Bakanlardan, büyük bürokratlara, üniversite hocalarına, medyamızın pek bilgili kalemşorlarına kadar, koro halinde “Adam olmamız için AB’ ne girmemiz gerekli” şarkısını söylüyorlar. İrili ufaklı iş adamlarımızda koronun içindeler.(Aslında AB’ ne girilirse uluslarötesi şirketlerin karşısında un ufak olacaklarının farkında değiller).

Geçmişte sosyalist mücadele içinde yer almış küçük burjuvaların büyük çoğunluğu ile Kürt aydınlarının hemen tamamı AB’ne girince Türkiye’ ye demokrasi geleceğini sanıyorlar.AB’  nin ekonomi politiğinin farkında değiller.Serbest piyasa ekonomisini DTÖ kuralları, GATS kararları ile uygulamanın, İMF ve Dünya Bankasına durmadan borçlanmanın emekçi halkımıza nelere malolacağını hiç mi hiç düşünmeden demokrasi (!) aşkına AB’ ne girmek istiyorlar.

Pek fiyakalı bir de laf bulmuşlar: “Emeğin Avrupa’ sı” Bizimkiler farkında değiller ama emeğin Avrupa’sının kendine hayrı yok.Avrupa da işten çıkarmalar,esnek çalışma belası, toplam kalite baskıları sendikasızlaştırma, reel ücretten kayıplar karşısında işçiler bocalıyor.Yani sermayenin Avrupa’sı emeğin Avrupa’sını altına almış eziyor.Fukara kendi derdinde.

Bizimkiler “Emeğin Avrupa’sı”ı bekleye dursunlar,sermayenin Avrupa’sı geldi İstanbul’a geldi Çırağan sarayına yerleşti. Masrafları T.C’ den bir yandan yiyip içiyorlar bir yandan gizli toplantılar yapıyorlar.Ve (Başbakan hasta olduğu için) Dışişleri Bakanı İsmail Cem AB’ in  iri kıyım patronlarının karşısında adeta hesap verdi. Ve tekrar edelim tüm toplantılar gizli yapıldı. Hani AB’ inde şeffaflık demokrasi, falan-filan vardı.Herhalde bütün bunlar patronlara karşı işlemiyor.

Türkiye AB için ne ifade ediyor.Onu düşünmek gerekir.

70 milyon nüfuslu bir Pazar;Ucuz işgücü; Zengin yer altı servetleri; Her türlü ürün yetiştirmeye elverişli topraklar;Asya’ya açılmanın kapısı.Bu ve buna benzer birçok olanaktan yararlanırken Türkiye’de demokrasi olmuş yada olmamış onu ne kadar ilgilendirir. Örneğin, aslında kendi malları olan Tarım Satış Kooperatiflerine üreticiler sahip çıkar, şirketlere devrine karşı çıkarlarsa demokrasi nasıl işler acaba?

Tarihe meraklı değilseniz bile,bu günlerde, mütareke dönemine ait ne bulursanız okuyun.

 

 
sayfa başına dön