Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 
"KANTARIN TOPU"

Uğur CANKOÇAK

Aziz, kadim dostum Attila İlhan, Cumhuriyet' teki "SÖYLEŞİ"sini son günlerde adeta bir dizi yazı haline getirdi. Dizinin adını koymaya kalkarsak "beşinci kol" en uygunu olacak galiba.

Attila'nın Batı'ya öykünen, Tanzimat kafalı aydınlar konusundaki düşüncelerini paylaşırım evvel eski. Kurtuluşu dışarıda arayan, "medeni kavimlerin"(!) gelip bizi kurtarmalarını bekleyen, bekleyen ne kelime onlara özlemle çağrılar yollayan, kendi halkına güvenmeyen, tembel ve de korkak aydın, benim de nefret ettiğim tiptir. Yaklaşık 300 yıl önce tarih sahnesinde boy göstermeye başlayan bu okur yazarların (okur yazar olunca aydın sayılıyorlar ya) Osmanlı Devleti'nin batışında da, Cumhuriyet'in devrimci karakterinin bozulup, doğrultunun çağdaşlaşmadan batılılaşma yönüne çevrilmesinde ve bunun doğal sonucu olarak da Türkiye'nin ABD'nin ileri karakolu olmasında da günahı çoktur. Bu saptamalarda Attila' dan ayrıldığım hiç bir şey yok. Evet öyledir.

Ancak, Kaptan bir beşinci kol lafı attı ortaya. Ve de Türkiye'de cunta döneminde dünyadaki çeşitli demokratik kuruluşlara başvuranları, basına demeç verenleri, son yıllarda da güvenlik güçlerinin çeşitli birimlerinin güneydoğuda yaşayan Kürtlere yaptıkları yasadışı, insanlık dışı baskıları kınayanları, bu durumu yurt dışındaki uluslar arası kurumlara iletenleri toptan beşinci kol yaptı çıktı. Yani, kendi deyimiyle "kantarın topunu kaçırdı".

Attila İlhan'ın mantığına göre ben tescilli bir "beşinci kol"um. Zira 12 Mart muhtırasının verildiği günlerde Örsan Öymen DİSK' e telefon edip ORTF'den (Fransız Radyo Televizyon Kurumu) bir ekibin benimle röportaj yapmak istediklerini söyledi, kabul ettim.Çevirmen olarak da Dr. Alpaslan Işıklı geldi. ORTF' e verdiğim demeçte muhtıranın antidemokratik olduğunu, ordunun, meclisin ve hükümetin emrinde olması gerektiğini söyleyip (buraya dikkat) tüm dünyanın Türkiye' deki muhtıra olayını kınamaları gerektiğini, hatta bütün dünyanın Türkiye ile ilişkilerini kesmelerini söyledim. Bu röportaj 1,5 dakika olarak (savcılıktan gelen iddianamede öyle yazıyordu) Fransa'da yayınlanmış. Hakkımda dava açıldı. Ben o sırada, "devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü bölmek suçundan, yani TCK 142/ 3 maddesinden hükümlü olarak hapisteydim. Bir kere ifade verdim, gerisini vefakar, cefakar avukatlar yürüttü, 1974 affıyla bu işten kurtuldum. Savcının suçlaması da, bir tek 5.kol lafı hariç aynı Attila'nın Cumhuriyet' teki dizisinde yazdıkları gibiydi.

Sonra, sendikacı olarak bir çok kez, uluslar arası kuruluşlardan yardım istedim; Türkiye' deki antidemokratik yasaları ve uygulamaları şikayet ettim. Yani 5. kolluk yaptım.

12 Eylül'den sonra, baskıları, işkenceleri, gözaltında kayıpları, yargısız infazları, köy boşaltmalarını, ürün yakmaları, belki yüzlerce kez yabancı basına anlattığım gibi uluslar arası demokratik kuruluşlara (örneğin Uluslararası Af Örgütü'ne) Türkiye'ye yaptırım uygulanmasında yardımcı olmasını önerdim.

Bütün bu yaptıklarımı bir insan olarak, bir sosyalist olarak Türkiye'de yaşayan insanların mutlu olmaları için yaptım. Görev bildiğim için yaptım. Uluslar arası dayanışmaya, enternasyonalizme inandığım için yaptım. Faşizme karşı, kapitalizme karşı, baskılara, zulümlere karşı dünyadaki tüm emekçilerin omuz omuza savaştıkları zaman, ancak o zaman, özgür, adil, eşit bir dünyaya, yepyeni mutlu bir dünyaya kavuşabileceklerine inandığım için bütün bunları yaptım. Yani sosyalist olduğum için yaptım. Çünkü sosyalist olmanın birinci değilse, ikinci şartının enternasyonalist olmak olduğunu bildiğim için yaptım.

Mehmet Ali Aybar, partide bir sohbetinde, sosyalist mücadelenin doğru istikamette yürümezse çok yanlış yerlere gidebileceğini anlatırken şöyle bir örnekleme yapmıştı: "Treni hangi rayın üstüne koyarsanız o rayın gittiği yere gider, arada makaslar vardır, treni bir raydan başka bir raya aktarırlar. İşte o makaslar gidilecek yer bakımından çok önemlidir, yanlış bir makas yönlendirmesi sizi alır bambaşka yerlere götürür. Ankara'dan gelirken, Eskişehir'de makas eğer Afyon istikametine çevrilmişse, İstanbul'a gidemezsiniz. Bu makas işinin en berbat yanı, işin başında, yani makasta yoldan saptığınızı hemen anlayamamanızdır" elini yumruk yapıp işaret parmağı ile yanındaki parmağı iyice açarak dinleyicilere gösterdi: "Bakın, parmaklarımın dibinde adeta ikisi de aynı yerde gibi görünüyor, oysa parmak uçları da birbirlerinden ne kadar uzaklar, bir de bu parmakları uzatın zihninizde birbirinden ne kadar uzağa düşecekler..."
Ne dersin Kaptan?
Makaslara dikkat gerekmez mi?


 
sayfa başına dön