|
|
AB Finali
Erol TOY
"Sevil Berberi" sağolsun !..
AB'nin ağzındaki baklayı sonunda çıkardı.
Hem sayın Çiller'in sayın Ertuğrul Özkök eliyle... Hem sayın Cumhurbaşkanı'nın iş yemeği sonrası kendi ağzından... Hem de AB'nin resmi açıklamasıyla ortaya çıktı ki, Türkiye finale kaldı.
Elbette Kıbrıs da...
Üstelik henüz idam kaldırılmadığı... Kürtçe eğitim ve yayın hakkı tanınmadığı... Ve bilinebildiği kadarıyla ödün verilmediği halde.
Gelelim ağızdan çıkan baklaya.
Türkiye ayağını yorganına göre uzatmayı öğrenirse, AB'ye pek muhtaç değil. Ama enerji ve insan kaynaklarının kıtlığından ötürü ayağını yorganına göre uzatamayan AB Türkiye'ye muhtaç.
Onun üçüncü, dördüncü sınıf memurlarıyla bizim her dem her koşulda birinci sınıf teslimiyetçilerimiz üzünçten karalar mı bağlar... Utançtan yere mi batar, bilemem.
Bildiğim apaçık ortada.
AB'nin Sevilla'da toplanan zirvesi, 21 Haziran 2002'de, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta ; " Türkiye üyeliğinin (müzakere takvimi) Aralıktaki Kopenhag zirvesinde verilebilir, " dedi.
Hani idam kaldırılmaz... Kürtçe eğitim hakkı tanınmaz... Kıbrıs verilmezse, AB üyeliği hayal dağlarının ötesine kaçacaktı ?
AB zirvesinin Sevilla'da toplandığı sabah bile, hem bizde, hem AB'de hava bu değil miydi ?
Yandaşı; "Uygarlık projemiz yitiyor. Atatürk'ün batılılaşma ülküsü bitiyor. Avrupalılık fırsat ya da tireni bir daha geri gelmemek üzere kaçıyor." Teslimiyetçiler ; "Kıbrıs dahil ne isterlerse verelim. Ne deniyorsa hemen yapalım. Olmazsa olmaz." Karşıtları ; "Aman post elden gidecek. Hedef şaşırtarak diretelim de olmasın." demiyor...
Kimi yapmadığını, yaptırmak. Kimi teslimiyetini örtmek. Kimi erkini sürdürmek için küresellikten ulusallığa gidip gelmiyor muydu ?
Ne oldu ?
Aynı gün içinde hangi kapıların ardında, hangi rufailer üfürdü ?
İkinci yüce efendimiz AB'nin kafasına, birinci yüce efendimiz ABD'nin gölgesi mi düştü ?
Çankaya zirvesinden zırva çıkmasına karşın koskoca AB, küçücük Türkiye Cumhurbaşkanı adına verilen kefalete mi güvendi ?
AB zirvesini oluşturan liderlerin, genel çıkarlarını... Halkını topyekûn davasına katamadığından yenilmiş... Hayat ve yazgısını tümüyle düşmanı TC'nin belirlemesine razı olmuş bir zavallı için unutacağını sanan anlı şanlı anamuhalefet liderimiz sayın Çiller'in "Apo mu, AB mi denirse, ben AB derim," safsatasına mı inandı ?
Yoksa Cumhurbaşkanı'yla Dışişleri Bakanı, üyelik karşılığında, Türkiye toplumuna karşın, Kıbrıs'ı mı bağışladı ?
Basının usta yorumcularıyla medyanın ekran bülbülleri anlatır da yakında bir iyice öğreniriz.
Biz şimdilik bildiğimiz üç şeyle yetinelim.
AB Türkiye'nin, ülke bütünlüğüne ilişkin Güneydoğu... Kılıç hakkına dokunan Kıbrıs gibi ulusal politikalarından kıl koparmanın, kellesini ortaya koymakla mümkün olacağını gördü, bir.
Her türden hayal, özlem ve ücret vaadinin hukuk ve toplumsal yapıda milim oynatamayacağını anladı, iki.
Yitirilen her gününün yaşamsal çıkarlarından milyon Eurolarla, sınırlarından milyon kilometrelere malolduğunu hesapladı, üç.
Sonunda çözüldü.
Ve diler, ağzımıza bir parmak bal çaldı. Diler her büyük ortak gibi Türkiye'yi de "müzakere sürecinde," terbiye etme kararı aldı, dersiniz. Dilerseniz Türkiye içindeki AB'cilerle, Türkiye dışındaki karşıtlarının elini güçlendirmek amacıyla böyle bir yol buldu da...
Öyle ya, bizimkilere dönüp ; "Bakın pek çok eksiğinize karşın sizi üyeliğe kabûle hazırız. Artık onları da (müzakere takvimi) içinde tamamlarsınız..." İstemezükçülere dönüp ; "Adı üstünde müzakere takvimi... Ne zaman başlayacağı belli de, nasıl ve ne zaman biteceği bilinir mi ?" Dediklerinde akan sular durur.
Olaylar bu varsayımları doğruluyor mu ?
Öyleyse gelin modaya uyalım.
Becerebilecek miyim bilmem !..
Ama, Milli Takım finale kalınca, yazarlığı kulüp amigoluğuna indirgemiş uzman... Taktisyen... Ya da yorumculara özendim.
Her halde çığırtkanlığımı bağışlarsınız !..
Yandaşı karşıtı... Teslimiyetçi dayatmacı... Ulusalcı evrenselci bilsin ki, bundan sonra top, bizim milli takımın ayağında.
Üstelik çok eleştirilse de, taktiği pek bir başarılı.
Şimdiye değin iktidar ortakları, muhalefet odaklarıyla dar alanda kısa paslaşmalarla hem topu kaptırmadı. Hem ulusal konularda hiçbir ödün vermeyeceğini... İsteyenin gelip almaya koşulu olduğunu kabûl ettirerek 1 gol attı.
Ama henüz maç bitmedi.
21 Haziran ilk devreydi.
İkinci devre Aralıkta bitecek.
Ekime kadar ara.
Artık Başbakanımız iyileşebilir.
Çünkü kim bilir o ara boyunca, kimler yöneticiliğe soyunacak ? Kimler takımın içine dalacak ? Kimler kimlere ne öğütler verecek ? Ne dopingler yapılacak ? Ne masajlar çekilecek ? Ve hem içerde, hem dışarda ne çığırtkanlıklar yapılacak ?
Şurda Aralığa ne kaldı ?
Altı ay mı ?
Sayılı gün çabuk geçer.
Yaşarsak, maçın sonunu da birlikte göreceğiz.
|
|
|