Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

DÜNYA KUPASI'NIN İPİ ÇEKİLDİ...

Halil NEBİLER

Bu günlerde moda ya; biraz futbol yazalım.
En son söylenecek sözü en başta söyleyelim: Dünya kupasının ipi çekildi.
İpi çekildi çünkü, Dünya Kupası artık, 1989 yılında Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte tarihin bittiğini iddia eden, bu yüzden sınıf savaşının da bittiğini, dünyanın globalleştiğini (globalleşmekten ben nedense yuvarlaklaşmayı anlıyorum), küçücük bir köy haline geldiğini, böyle bir dünyada artık ulus devletlerin yerinin olmadığını, dünyayı şirketlerin, monopollerin, tekellerin yönettiğini, yöneteceğini söyleyen bir egemen anlayışın işine gelen bir organizasyon değil.
Olimpiyatlar Elen, daha sonra Roma İmparatorluğu'nu simgeliyordu. Halen simgeliyor. 

Dünya Kupası, Avrupa Emperyalizmini, İngiliz-Alman imparatorluklarının kendilerini dünyaya üstün ilan ettikleri bir alanı simgeliyordu. Emperyalizm, en güçlü olduğu alanda dünya çapında bir organizasyon düzenliyor, kazanacağını garanti ettiği karşılaşmalarda şampiyon olup duruyordu. İkinci dünya savaşından sonra örneğin Brezilya, Paraguay, Uruguay bile şampiyon olabildi. Ancak bunun açıklaması şuydu: Dünya yeniden parsellenmiş, devletler yaratılmıştı. Bunlar sömürgeydi. Kullanılıyorlardı. Öyleyse ödüllendirilmeliydiler. Üstelik bu bir sınıf savaşıysa, nesnenin kendisi, "futbol" kullanılmalıydı. Yani Paraguay da kazanabilirdi bazen, Brasil de...
Uluslaşmaları gerekiyordu, ulusal onur kazanmaları gerekiyordu. Dünya şampiyonluğu da az bir ulusal onur değildi yani.

Ha, nesnenin kendisi de kullanılmalıydı. Futbolun yani.
Sanayi devriminin bir ürünü olarak, sadece işçilerin tatillerinde hiç bir kuralı olmayan, alan sınırı-zaman sınırı- gol sınırı-oyuncu sınırı olmayan bir "oyun" olarak ortaya çıkan futbol, zamanla 22 kamerayla izlenen ve milimetrik pozisyonların değerlendirildiği, yıllık cirosu 250 milyar dolar (özellikle belirteyim, ABD doları) olan bir endüstri haline geldi. Arjantin'in orta alan oyuncusu Ortega daha Fenerbahçe'ye gelmeden, sırtında Ortega yazılı Fenerbahçe formaları kapış kapış gidebiliyordu. Kuzey Afrika kökenli Zinedin Zidan'ın Fransa'dan bir İspanyol takımına transferinde takım 65, Zidan 40 milyon dolar almıştı.

Böylesi bir endüstriye karşı durmak kolay değil. Salak Le Pen, Fransa'da ırkçılık yaptığında bir çok şeyle birlikte bir tek futbolcunun 105 milyon dolar ettiği bir endüstriye de karşı çıktığının farkında değildi. Yıkıldı gitti.
İşte futbolun kırılma noktası da bu endüstriyel büyüklük oldu.
Bir tarafta dünyanın global bir köy olduğunu hep bir ağızdan söyleyen ABD ve Avrupa Birleşik Devletleri (Şimdilik AB ama gelecekte o da ABD); bir taraftan ABD ve AB'nin dünya çapındaki emperyalist kapışması.
Emperyalist kamplar hayatın her alanında kapışır. Hayatında Beyzbol ve Rugby'den başka kuş tanımayan ABD, son 20 yılda birdenbire neden futbola bu kadar ilgi duydu ve bu işi bu kadar geliştirdi?
Avrupa Birliği ülkeleri, ki İngiltere futbolun beşiğidir; neden son 10 yılda futbolda bu kadar geri kaldı? (Kalmadı mı? Siz Galatasaray'ın mucizevi başarısının iman gücüyle gerçekleştiğine mi inanıyorsunuz? Hah hah haaaa!..)
Peki, netice itibarıyle...

2002 Dünya Kupası, 90'lı yıllarda sanayisiyle, ekonomisiyle ABD'ye karşı ayağa kalkabilen bir numaralı ülke iken (yok Yakuza idi, yok mafya idi, yok sanayi casusluğu idi, daha bir çok nedenle çökertilen) Japonya ile daha 1950'lerden itibaren ABD'nin bölgedeki kalesi olan Kore'de (sahi, bu hangi Kore? İki tane Kore yok muydu?) yapılıyor.
Bu organizasyonda öncelikle acemi ABD önüne geleni deviriyor. 48 yıldır bu kupaya katılamayan Türkiye, kendisinin bile inanamadığı bir biçimde çeyrek finale kalıyor. Futbolu daha yeni öğrenen Kore, İtalyanların "Katil" dediği bir hakemin yönetimindeki maçı alıyor.
Bence en önemli değerlendirmeyi, şimdi adını anımsayamadığım bir İtalyan gazetesi yapıyor. Soruyu soruyor:
"Türkiye, Senegal, Kore, ABD... Bu hangi dünyanın kupası?"
Evet...
Dünya yine tek kutuplu değil.
Avrupa emperyalizmi (AB), onyıllardır sahibi olduğu kupaya sahip çıkmaya çalışıyor. Ancak, uzakdoğuda bile bayrak gösterme yarışını bırakmayan ABD, Avrupa Birliği'ne karşı gücünü gösteriyor. Şimdiki durum şu:
Ulus devlet, ABD için de AB için de önemli değil.
Ulusal takım hiç değil.
İki boksör ringe çıktı, deneme yumruklarını attı.
Şimdi anlaşacaklar.
"Biz" diyecekler, "Ulusal takımların yarıştığı bir dünya kupası yerine, şirketleşmiş lig takımlarının yarıştığı bir kainat süper ligi yapsak" diyecekler.
Ve...
Anlaşacaklar.
Bundan sonra belki bir dünya kupası finali daha izleriz.
Ne kadar zevk alırız bilmem.
Ama sonraki dünya kupası?..

Aynştayn'a sormuşlar:
-Birinci dünya savaşı konvansiyonel, ikinci dünya savaşı nükleer silahlarla yapıldı. Üçüncü dünya savaşı neyle yapılacak?
-Taşla, sopayla, demiş.

Ne dersiniz?



 
sayfa başına dön