|
|
Nanik !..
Aboneleri bilir...
İnadına'nın inadı toplumsal.
Çimdiğin işi sınıfsal.
Sözümüz yeni konuklara !..
Kişi, kurum ve kitleler karşıt ya da yandaş olarak değil... Ancak toplumsal doğrularla, sınıfsal gerçekler nedeniyle çimdiklenir.
O nedenle ülke, devlet ve partilerin içişleri... Kişi özel yaşam, durum, konum ve çıkarlarıyla ilgilenmez. Güç ve yaptırımı etkilemez.
Ama, toplumsal yanlışla, sınıfsal eksik kimden, nerden, nasıl gelirse gelsin anında kıskaca alınır.
Eskiler kusura kalmasın.
Zaman zaman bunu yineleyeceğiz.
Çünkü çimdiğin yeni konukları her hafta biraz daha artıyormuş.
Ola ki, Amerika'yı yeniden keşfe kalkışırlar.
Akıllarında bulunsun. Çimdik sadece hak, hukuk, emek, adalet ve demokrasiden yanadır. Bunlara aykırı gördüğü... Görebildiği ama ne varsa çimdiklemezse rahat edemez.
Öyleyse altını çizip değirmene gelmekte yarar var.
Konumuz üçlü koalisyon hükümeti.
Şu üç ortak, toplu halde 1999 seçimlerine girdi mi ?
Girdi.
Seçmen çoğunluğunun yarıdan fazlasının oyunu sağladı mı ?
Yüzde 54 gibi bir toplamın temsilcileri.
Gerçek demokratlara düşen ne ?
Demokratik eleştiri hakkını sonunadek kullanarak, bir sonraki seçimde bunları altetmek.
Değil mi ?
Herkes... Ertuğrul Özkök'ünden, Cüneyt Arcayürek'ine... Emin Çölaşan'ından, Fatih Çekirge'sine... Zafer Mutlu'sundan, Can Ataklı, Ufuk Güldemir'ine... Aydın Doğan'ından Kemal Uzan'ına... Sakıp Sabancı'sından, Tuncay Özilhan'ına... Recai Kutan'ından Tansu Çiller'ine herkes... Mehmet Emin Karamehmet sayılmaz, gönderildi...
Henüz başarısızlık ve beceriksizliklerine karşın tutunanların gerisini siz sürdürün.
Aklınıza gelen herkes, kurulduğu köşede, oturduğu koltukta, çerçevelendiği ekranda kendisi için de bir düşünsün.
Eğer karşılamayı içine sindirebiliyor... Daha da anlamlı ve değerlisi, (gençlere kapı açmak için...) postunu bırakıp gidebiliyorsa, her türlü isteği mübâhtır !..
Helâl-i hoş olsun.
Yok ben başka, diyorsa !..
İşte öylelerine nanik !..
Atı alan Üsküdar'ı geçti.
Yâni Meclis üç ay tatilde.
Kurtlar Sofrası
Kurt düşeni yer !..
Yaşlı kurt artıkla geçinmeye koşulu.
Bizim âciz TÜSİAD'ımızla, topyekûn muhalefet ve medyamız da, şimdi aynı durumda.
Emekçilerini parça parça kemiren dişleri, Ecevit'leri kesmedi.
Bütün dilekçeleri havada kaldı.
Çekilmediler.
Daha da çekilmez olacakları şimdiden belli.
Bugüne dek dağılmadan sımsıkı duran DSP gurubunu, "seçim göründü" tutkalıyla iyice yapıştırdılar.
Aç kurtların daha da azmasını önleyecek mamayı da buldular.
Sofraya Hüsamettin Özkan'ı sürdüler.
Magazin demokratlarının dişleri dert görmesin.
Tamamı yaz boyunca Özkan'a saldıracak.
Özkan'ın eti kemiği Ekime kadar idare etti, etti.
Etmezse sırada epey adam daha var.
Sonra !..
Sonrası açık... Bu Hükümet seçime kadar gider.
İster misiniz seçimden sonra da bunlar ya toplu halde... Ya da içlerinden biri Hükümeti kuracak yeterlikte oy alsın ?
Sorumuz hiç birine oy vermeyenlere değil !..
Birinden birine oy vermiş olanlara.
Ne dersiniz ?
Perez'in Atraksiyonu
Ariel Şaron'un suyunun ısındığına inanmayanlara duyuru.
Yakında kuşkunuzdan pişman olacaksınız !..
Çünkü İsrail koalisyonunun büyük ortağı İşçi Partisi başkanı... Ve Dışişleri Bakanı Şimon Peres, kıvırmaya başladı.
Şaron'un kesinlikle konuşmak istemediği Arafat'la masaya oturmaktan, dem vuruyor.
Bu İşçi Partisi'nin görüşü olmalı.
Ortadoğu dengelerinin değiştiğini en kolay onlar anlar.
Ne olsa adı İşçi Partisi.
Ne kadar şahin olursa olsun, barışın savaştan iyi olduğunu bilir. Bilince de fanatiklerin asla kavrayamayacağı gelişmeleri bir çırpıda benimser. Ve politik kıvraklığı elverirse, kısa sürede uyar.
Galiba Başkan Bush da içinde çok kişi ve kurumun umudu bir kez daha Kaf Dağının ardına kaçtı.
Bu badire içinde Arafat'ın seçim lâfını ağzına alamayacağını sanıyorlarmış. Takvim açıklanınca hepsi şallak mallak ortada kaldı.
Peres'in sesi de o anda yükseldi.
Bunu hep söylüyordu, diyebilirsiniz.
İlk kez bir seçim programı olarak söylüyor.
Ve ilk kez Filistin halkının "kaderini tayin hakkına" saygılı bir biçimde söylüyor. Bu, Şaron fanatizmiyle, dehşet içinde yaşamdan bıkmış İsrailli için umut verici bir söylem.
Bakalım partisi ne zaman koalisyondan çekilecek ?
Ve bakalım, seçimlerin sonucunda ne olacak ?
Yeni bir evrenin başladığını o zaman görürüz.
Sorumluluk Zor
Futbol Milli Takımı büyük bir iş başardı.
Dünyanın en iyi takımı olma övüncünü, bir tek golle kaçırdı.
Ve üçüncülük maçındaki harika futboluyla, seyreden herkese Brezilya'yı yenerdi, dedirtti.
Maç bitti.
Brezilya dünya şampiyonu. Almanya ikinci... Türkiye üçüncü.
Tesellisi hazır. Eski dünya şampiyonu Almanya'nın yenildiği, Dünya Şampiyonuna yenildi.
Az şey mi ?
Çimdikleyeceğimiz ne o. Ne de yaklaşık bir yıldır, sürekli artan başarılarına karşın, Milli Takımla çalıştırıcısını küçümseyen özgüven yoksun ve yoksulları... Brezilya maçında saptadığımız duygusal hava.
Hepimiz kayıtsız koşulsuz Brezilya'yı eleme yemini ettik.
Hepimiz kayıtsız koşulsuz kupayı avcumuzun içine aldık.
Ve bir büyük ulusal yenginin tâcını takmaya hazırlandık.
Bir de buna, kasaba düğününde köçek oynatan ayyaş ağzıyla, "aç... aç..." pardon "yen... yen," çığırtkanlarını ekleyin.
Yaşları 25-26'lardaki gençler o maçta bu ulusal ödevi yüklendi.
Brezilya'yı elerlerse, Almanya çantada keklikti.
Nitekim Brezilya'ya 2-0 yenilerek ikinci oldu.
Yenilirlerse, koskoca bir toplumun şaha kalkmış umutlarını bir anda 4 yıl sonranın ardına atacaklardı.
Nitekim basının bütün birinci sayfalarında hüzün ve hüsrânın bütün ayrıntılarıyla ağlayan Harika Güral fotoğrafı bunun açık kanıtı.
O gençler, böyle bir duygu akımının basıncıyla... Böyle bir ödevin sorumluluğuna dayanabilir mi ?
Nitekim dayanamadılar.
Ve yenebilecekleri Brezilya'nın aldığı kupaya hasretle baktılar.
Ama başından sonuna oynadıkları futbolla, 2006 kupasının aslî adaylarından biri oldular.
Goygoycularla, her bir şeyi "hemen şimdi" acilcileri, dünya şampiyonluğunun çok zor olduğunu anladılar mı ?
Biz pek sanmıyoruz.
Ya siz ?
Güç ve Ecel
Ülke ve toplum içinde pek belli olmaz.
Ama uluslararası ilişkilerde diplomasi ne kadar incelikli olursa olsun, geçerli olan tek kural, güçtür.
Fukara Kıbrıs Rum kesimi...
Ve iflâh olmaz teslimiyetçilerimiz, şimdi şallak mallak ortada.
El aygıtıyla gerdeğe girelim derken, bekâretlerini yitireyazdılar.
Bu da nerden mi çıktı ?
Verheugen'ler... Fogg'lar... Falanlarla filânların her ağızlarını açışta söylediklerini bir anımsayın !..
Kıbrıs'ta toplumlararası anlaşma olsun olmasın AB, Hazirandan sonra Güney Kıbrıs'la tam üyelik görüşmelerine başlayacak... Aralıkta da genişleme sürecinin ilk üyesi olarak üyeliğe alacaktı.
Yanılıyorsak ayıbımız !..
Madem bir kez ayıba battık, biraz daha sürdürelim.
Haziran doruğundan ne çıktı ?
Anlaşma olmadan Kıbrıs üyeliğinin sıkıntılı olacağı diplomatik uyarısı... Bunun açığı ne ? Anlaşma olmazsa, üyelik nanay.
Güney Kıbrıs'ın üyeliği nanay.
Belki Türkiye'nin adaylığı da...
Diye tamamlayana boynumuz kıldan ince.
Öyle ya !..
Yunanistan vetosu, Demokles'in kılıcı !..
Ne var ki, o diplomaside geçerli.
Güç hesabında yeri yurdu yok.
Nedeni açık.
Kıbrıs'ı kendi koşullarıyla üye yapamayan Yunan vetosunun ağırlığı, Türkiye adaylığı için Yunanistan kadar.
Cim karnında nokta, yâni.
Bizim bir türlü aymazlara bakmayın.
Bunu Avrupalı da, Amerikalı da pek güzel bilmekte.
Son üç güzeller (borsa+faiz+döviz,)kostaklanması salt Ecevit'in hastalığından mı doğdu ?
Öyleyse yandık.
Gitti bizim devletin devamlılığı ve sürekliliği ilkemiz.
Gitti toplumların kişi yaşamından bağımsız varlıkları kuramı.
Ölüverirse, toptan batacağız.
Olur mu yahu !..
Olmazsa başkası ne ?
İstenen ödünleri alamayan para babalarının Saros'lar... Cingöz bankacılar eliyle kotardıkları öfke spekülâsyonlarından...
Amerika'da üst üste patlayan küresel şirket yolsuzluklarından...
Pamuk ellerin eninde sonunda derin ceplere gideceğini hisseden vurguncu iş
adamlarımızın goygoyculuğundan, ne haber ?
Bütün bunların yanında, bir fâni Başbakanın lâfı mı olur ?
|
|
|