Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Sendikalar AB'yi Ne Kadar Savunmalı 


Atilla Özsever 

Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelikle ilgili tartışmalar yine yoğunlaştı. Emek kesimi açısından konuyu şu sorularla yeniden ortaya koyabiliriz: AB neyi temsil ediyor? AB'ye girmek daha çok hangi kesime yarar sağlar? Bu birliğe tam üyelik gerçekleşirse Avrupa Sosyal Modeli çerçevesinde sendikal, sosyal ve demokratik haklar kısa sürede Türkiye için geçerli olabilir mi? 

Bu soruların yanıtını bulabilmek için tarihsel gelişime göz atmak gerekir. Türkiye, Avrupa'nın en kapsamlı kuruluşu olan Avrupa Konseyi'ne 1949'da, yani kuruluş aşamasında üye oldu, ancak askeri darbelerin insan haklarına, sendikal haklara yönelik tahribatından da kurtulamadı. 

Nitekim DİSK'e bağlı Genel - İş Sendikası'nca hazırlanan 'AB ve Emekçiler' isimli kitapçıkta, 'Avrupa Konseyi, kamu çalışanlarının sendika kurmasının yasak sayılmasına uzun yıllar ses çıkarmamış, DİSK'in 1980 sonrasında maruz kaldığı uygulamaları önleyememiştir. Bu haliyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi sendikal örgütlenme hakkı bakımından Türkiye için anlamsız kalmıştır' deniliyor. 

Öte yandan AB'nin çalışma yaşamıyla ilgili önemli bir belgesi olan Sosyal Politikaya İlişkin Anlaşma (SPİA), ücret, örgütlenme özgürlüğü ve grev konularını çalışma koşulları kavramı dışında tutmakta ve AB'nin bu konularda düzenleme getirme yetkisi olmadığını kabul etmektedir (madde 2/6). SPİA'nin 4. maddesine göre de, Avrupa düzeyinde işçilerle işverenler arasında ücretler, örgütlenme hakkı ve grev konularında sozleşme yapma hakkı da yoktur. 

Keza Maastricht kriterleri çerçevesinde AB'ye üye ülkelerin en geç 2003'e kadar bütçe açıklarını milli gelirlerinin yüzde 3'üne çekmeleri gerekiyor. Örneğin İtalya'da bu oran yüzde 10'du ve hükümetler sekiz yıllık bir sürede bu koşula uyum sağlayabilmek adına sosyal harcamaları önemli ölçüde kısıtladılar. İtalya'da emeklilik yaşı erkeklerde 65, kadınlarda 60'a yükseltildi, emekli olmak için fiili çalışma süresi de 37 yıla çıkarıldı. Yani Avrupa'da da sosyal devlet küçültülüyor. 
AB'nin Türkiye ile ilgili Katılım Ortaklığı Belgesi'nde, çocuk işçiliği ile mücadele edilmesi, sendikal haklara saygı duyulması yönünde hükümler olmasına rağmen aynı belgede özelleştirme sürecinin tamamlanması ve IMF ile Dünya Bankası'nın öngördüğü programın da gerçekleştirilmesi isteniyor. Özelleştirme ile IMF ve Dünya Bankası'nın öngördüğü programın sendikal hakları geliştirmeyeceği gibi kısıtlamaya yol açacağı da bilinen bir gerçek... 

AB'ye üye olmamız halinde AB müktesebatının uygulanması gerekiyor. Bu müktesebat, genelde istihdam, işsizlik, sosyal diyalog, işçi sağlığı ve güvenliği, mesleki eğitim, sosyal koruma gibi konulara kapsıyor. Örneğin iş güvencesi 'olmazsa olmaz' diye bir koşul değil. 

Sonuç itibariyle AB, IMF, Dünya Bankası gibi kapitalizmin kalelerinden biri. Emperyal bir güç olarak sermayenin egemenliğinde. O nedenle sendikal, sosyal ve demokratik hakların elde edilmesi ve gelişmesi için 'dış' faktörler yerine o ülkenin çalışanlarının mücadele vermesi gerektiği de tarihsel bir olgu. Zaten üyesi olmak istediğimiz Avrupa'da da öyle oldu...

 
sayfa başına dön