Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 



Ey Ahali !..

"Bağır, bağır, bağırıyoruz...
Koşun kurşun eritmeye çağırıyoruz."
Güneşi fethetmek için değil ama...
Hükümeti devirmek isteyenlere sesleniyoruz. 
Duyduk duymadık demeyin !..
Felâket geldi çattı.
Tehlikeyi gün günden büyümekte.
Cayırtıyı her yanı sardı.
Kıyamet kopmak üzre.
Sesimize kulak verin, hey !..
Yılların... Ayların... Hafta ve günlerin umudu tükendi.
Bir umut, ölüm meleğinin tırpanı idi !..
Ah şu tabiplerle, çağdaş ilâçların hüneri !..
Ecevit ölmedi !..
Hükümet düşmedi !..
Yeni liderler ortaya çıkmadı. 
Yeni ortaklık girişimleri başlamadı.
Yeni pazarlık fırsatları doğmadı.
Yeni cukkalar Kaf Dağının ardına kaçtı.
Başbakan ölümü beklerken, ömrümüz sınıra geldi.
Ortalıkta ne istifa var... Ne bizde devirecek güç.
Şimdiye sustuksa, kulağı geçmeye kalkan boynuzlar yüzünden.
Çünkü Çağlar gibiler kaçakçıydı. Bilgin benzerleri hortumcu. Yeğen Demirel'e özenenler ya acemi soyguncu. Ya kendi evini soyan ahmak hırsız. Keçili heveslileri yardakçı veya kağnı gölgesinde it. Aksoy gibileriyse taşaron vurguncu, kuyruklu yıldızlardı.
Ardarda düşürülürken, sustuk.
Çünkü zaten düşeceklerdi.
Ama şimdi iş değişti.
Bıçak kemiğe dayandı.
Bankaları... Holdingleri... Fabrikaları... Medyaları... Gazete ve dergileri.. Danışmanları.. Karışmanları.. Her bir yerde gözü.. Kulağı.. Her köşe ve ekranda kalemi.. Dili.. Her kuytuda eli olan Karamehmet de kofti bir yargıç maaşına mahkûm ediliyorsa, bunun anlamı derin. 
Bildiğimiz, duyduğumuz, inandığımız doğru. 
Maaşı 3 milyar bile olmayan birkaç memur, dokunulmazların en dokunulmazlarına dokundu.
Bunun anlamı çok derin... Çok geniş... 
Ve çok tehlikeli !..
O Karamehmet ki, onca yıldır, onca badire atlatmış... Okayanus dalgalarına bile dümen tutarak herkese parmak ısırtmıştı.
Ama biz sustukça, hükümet gemi azıya aldı.
Öyle birini bile bir fiskede yere serdi.
Şimdi bizim guruplar sırada... 
Uzan mı ? Doğan mı ? 
O küçük memurlardan başka bilen yok !..
Zaten tirajlar tepetaklak... Reytingler başaşağı.
Reha Muhtar bile kovuldu.
Bu ay prim ve ikramiye ayıydı... Ücretler ödenmedi.
Kapandı bar kapıları... Pastaneler iflâs etti.
N'olacak bu memleketin hâli ?



Pamuk Eller
Derin Cepler



Bu hükümetin Allah bir dediğine inanma.
Yok Londra yaklaşımıymış da... Yok İstanbul yaklaşımıymış !..
Fos kardeşim fos !..
Nerde o eski bankacılar ?
Ne uyar adamdılar !.. 
Ya özel komisyonunu... Ya merkezden emri alır, yeşil dolarları çantana dolduruverirdi. 
Allah sana, sen bankaya !..
O da böylesi alış-verişlere karışmadığından, yine iş başa düşer... Önce tahsili geciken alacaklara... Sonra da düyûna atıverirdi. 
Dünyada aldığı krediyi ödeyen enayi... Bankada kâr yok değil ! 
Senin aldığın ne ki ? 
Dişin kovuğuna gitmez.
Arada kaynar giderdi.
Bu yaklaşım bankacıları bir başka kardeşim. 
Adamlar bastığın halının... Baktığın tablonun... Karının evinin barkının... Nerdeyse tüttürdüğün puronun ipoteğini istiyorlar.
Borcu savsadın mı yandın !..
Hasırın üstüne atıverecekler.
Hiç böyle bir şey olur mu yahu !..
Yarım yüzyıldır bin perendeyle birikmiş varlık, bu hükümetin beceriksizlikleri... Bu başbakanın acizlikleri yüzünden göz göre göre, bu kadar tehlikeye atılır mı ?
Birikimini yüklenerek çekip gitmek şart oldu ağam !..
Şart oldu ya, ordaki herifler bunlardan bin beter.
Hem bizden çok varlıklı... Hem bilgisinin temeli kaç yüzyıllık... Hem ileri teknolojinin üstüne oturuyor. 
Anlayacağın bizden daha canavar.
Bu hükümet gitmeli.
Başbakan'ın hastalığı ilâç gibi geldiydi.
Ortakların arasına kolay nifak sokuldu.
Üstelik tam aralarını bozduk derken, o sarsak tilki yattığı inden çıkıyor. Zirveydi, zırvaydı diye küsleri barıştırıp hükümeti pekiştiriyor
Gel de ağzını bozma kardeşim.
Bak şuraya yazıyorum !.. 
Bizim gibiler ya çekip gidecek, yaban ellerde telef olacak. 
Ya eninde sonunda pamuk elleri, İstanbul'dan İsviçre'ye uzanan derin ceplere daldırıp, neyi var neyi yoksa ortaya koyacak.
Buna can dayanır mı ?

Dikkat !..

Bilmeyiz kuru gürültüden kaçırdınız mı ?
Haziran 2002 dışsatımı, Mayıs'a göre yine artmış.
Dileyen alır önüne son beş yılın istatistiklerini... Tek tek inceler. 
Zahmete katlansa göreceğini biz emeksiz söyleyelim. 
Ama az, ama çok, her ay bir öncekine göre, hiç aksamayan artış.
İnadına sosyalistler bunun anlamını çok iyi bilirler.
Bir ülke dış satımı geleneksel ürünlerinin on katına erişmişse, orada endüstri ilişkileri başlamış... Hatta derinleşmeye başlamıştır.
Ve bilinir ki endüstri ilişkileri kul, köle ya da feodal ilişkilerden çok başka... Çok değişik ve ancak, güneşe gözünü kırpmadan bakabilenlerin görüp çözebileceği kadar karmaşıktır.
Uzatmadan çimdikleyelim mi ?
Açığı endüstri ilişkileri Pazar bulma, tutunma, derinleşme gibi çok çapraşık... Çok çapraşık... Ve insan, toplum ya da devletlerarası bağlantı inceliğiyle, üretim artışını dengeleme sanatı gerektirir.
Ne eşkıyalıkta bu kadar karışık işe akıl erdirmek yazılıdır.
Ne feodalitede.
Birinde nice vurucu olsan, dünyaya hükümran olamazsın...
Diğerinde ne kadar ürün alsan, endüstriye tutsaksın.
Yâni akıncı kolların da... Keçeye kılıç çalan Yeniçerilerin de... Endüstri silâhları karşısında tükenir. 
Ve sen ne kadar üretirsen üret geleneksel ürünlerinin girdisinin de çıktısının da fiatını endüstri pazarları belirler.
Yâni birinde Osmanlı İmparatorluğu olsan, mum gibi erirsin. Diğerinde dünyanın en iyi gıda veya hammaddesini üretsen, eli hamur karnı aç bakakalırsın.
Ama makinayla ürettiğin her geçen gün yeni pazarlar buluyor. Hele bir de makine üreten makinalar yapabiliyorsan.
İşte o zaman endüstri evrenine daldın demektir.
Ve ancak o zaman, bir ay sonraki dışsatımın, bir ay öncekinden fazla olabilir. Bu da olaya hep başka ve başkalarının gözlükleriyle bakanlara hafif bir çimdik olsun.


Muhalefetin Böylesi

Gel de bu iktidarın kudretine inanma.
DYP gibi anamuhalefeti olan iktidar, bir gün parmaklarımızı dokuza indirmezse, iyidir.
Bilindiği kadarıyla sayın Süleyman Demirel DYP.sini ara rejime karşı kurmuştu.
O propagandayla partiyi iktidarın büyük ortaklığına... Kendini Cumhurbaşkanlığına taşımıştı.
Ama Çiller'in DYP'si çok başka.
Ne iktidarı iktidar... Ne muhalefeti muhalefet.
Muhalefete muhalefet, ya acizin... Ya cahilin işidir.
Çimdiğe yakışır mı demeyin.
Biliyoruz... Yakışmaz.
Ama böylesi muhalefet de dostlar başına.Her girişim ve söylemi iktidarın gücünü artırıyor.
Son söylemini duydunuz mu ?
Ara rejim çığırtkanlığına girişti.
Aczi bu kadar yüksek sesle haykıran muhalefeti, çimdiklemek mi ayıp ? Çimdiklememek mi ?
Artık siz karar verin

Birliğe Çağrı

Birlik, bütünlük çok bir iyi şeydir.
Elbette !..
Hele solda bütünleşme, yıllardır süren sağ iktidarların çanına ot tıkamanın en kolay, en geçerli yoludur.
Çok doğru !..
Zaten ülkemizde sağ, söylemini yitirdi.
Kesinlikle !..
Bir türlü özlediği düzeye erişemeyen ekonomi-politiğiyle birlikte IMF'nin iflâs masasına oturdu.
Çoktan !..
Sol için ülkeyi yeniden "inşâ" etmenin kapılarını açtı.
Âmennâ !..
Ayrıca bir proje, plân ve program yapmaya bile gerek yok.
Haklısınız !..
Şimdiye kadar yapılanları tersine çevir. 
Al sana sol ve demokratik kalkınmanın bütün kaynakları.
Evet... Evet !..
Yeter ki sol bir çatı altında bütünleşsin.
Hay ağzını öpeyim. 
Bu, bu seçim öncesi gerçekleşebilse, sağa kök söktürürüz. 
Hiç kuşkusuz.
Ve ilk seçimi kazanıp iktidar olamasak bile, iktidarı belirleyip kısıtlayacak bir guruba sahip oluruz.
Hayali bile ne kadar güzel !..
Artık doğru, iyi, güzel, yararlı ve hızlı kullanmak hünerine bağlı
Oho !.. Ondan kolay ne var.
Öyleyse hadi birleşelim.
İyi de başkanlık bir tane. Hangi solun, hangi katında, kimin çevresinde birleşeceğiz ?
Madem öyle genel seçimi bekleyelim. Hangi solun, hangi katı, kimin çevresinde bir fazla oy alırsa orada buluşalım mı ?
Bunun çimdiği yok !..
Dileyen kendi kendini çimdikleyebilir.
Ve galiba o zaman Mehmet Ali Aybar'ın anısına bir selâm göndermiş olur. 



 
sayfa başına dön