Yayın Yönetmeni'nden
Yarın 10 Temmuz
2002.
Mehmet Ali AYBAR'ın 1995'de bugün yitirmiştik. Onu anlatmayı
planlamıştım. Ama ne çare, siyasette üst üste bombalar(!)
patlamaya başladı. Bütün televizyonlar, bütün gazeteler sadece
ve sadece DSP'den istifaları ve seçimden söz ediyorlar. Bir
telaş bir telaş ki demeyin gitsin. Zorunlu olarak konu değişti.
İnadına okurları, G7'ler, DTÖ, GATS, Fast Track, Raund
gibi kısaltmaların ne anlama geldiklerini hatırlayacaklardır.
Yine, Kemal Derviş'i Türkiye ye kimin yolladığını ve kimin
bakan olmasını istediğini İnadına'da okumuştunuz.
Bilgilerimizi tazeleyerek bugünü anlamaya çalışalım.
Kapitalizm, 1944 tarihli Bretton Woods anlaşması (imzacılardan
birisi de Türkiye'dir) ile sinsi saldırısını başlatmış, yıllar
içinde çeşitli anlaşmalar, protokollar vs. ile geliştirerek hazırlanmış
ve 1995'de DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ (DTÖ)'nün kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
(Kuruculardan biri de Türkiye'dir)
DTÖ'nün kuruluşuna gelinceye kadar da
NAFTA gibi AVRUPA BİRLİĞİ gibi bölgesel birliklerle
kapitalizmin küresel saldırısının alt yapılarını tamamlamıştır.
AB'nin temeli olan Maastricht ve Kopenhag
kriterlerinin her ikisinde de olmazsa olmaz koşul olarak yer alan piyasa
ekonomisinin toplum tarafından kabulü AB üyesi olan tüm üyeleri
kapitalizme -hem de toplum olarak- entegre etmektir.
Kopenhag kriterleri bizim AB'ciler tarafından
bir demokrasi abidesi olarak sunulurken ya bu koşulun farkında değillerdir
ya da sosyalizmden de demokratlıktan da tümüyle vazgeçip piyasa
ekonomisinin vahşetine teslim olduklarının ilanıdır. Aslında
DTÖ'nün raundlarında alınan kararlar, Türkiye ye AB'ye uyum
yasaları olarak dayatılmış, kolayca yasalaşmaları için
de yine GATS'da alınan karar gereği Avrupa Birliğinde'de
uygulanan Fast Track yöntemi önce TBMM iç tüzüğü değiştirilerek
kabul edilmiş, ve böylece Kemal Derviş'in 15 günde 15 yasa
talebi yerine getirilmiştir. O yasaların içinde tahkim yasası
vardır, şeker yasası, tütün yasası, bankalar yasası, enerji
yasası vardır. Ve bir takım özel kuruluşların yasaları
da vardır. Merkez Bankası, Bankalar Denetleme Kurulu vs. gibi... Bütün
bunlar Bülent Ecevit başkanlığında kurulan DSP+MHP+ANAP üçlü
koalisyonu eliyle yapıldı. kemal Derviş'in gelişinden tutun,
yukarıda sayılan ya da sayılmamış olan tüm yasalar bu üçlü
koalisyon zamanında tam bir uyum içinde yapıldı. 57. hükümetin
kuruluşundan bu güne kadar yapılan tüm DTÖ toplantılarına -
Seatlle'den Kanada'ya kadar- Türkiye yi temsilen Devlet Bakanı
Tunca Toskay gitti ve tüm kararları imzaladı geldi. Hatırlatalım
Tunca Toskay MHP üyesi bir bakandır. AB
üyeliği müzakerelerine başlayabilmek için Türkiye den istenen
idam cezalarının kaldırılması, azınlıkların ana dillerinde eğitim
görme ve yayın yapma hakkı ile Kıbrıs konusunda taviz
verilmesinin istenmesine MHP karşı çıktı. Karşı çıkışı
da bu konuların orta vadede ele alınması gerektiği şeklindedir. Ne
var ki, tüm partiler (muhalefet partileri de dahil) ve medya MHP'yi
AB'ye girilmesini istemeyen parti olarak ilan etti. Oysa yukarıda
özetlemeye çalışmıştık. Avrupa Birliği'ne uyum yasaları
konusunda en canla başla çalışan parti MHP'dir. Öyle ki TBMM'de
iç tüzük değiştirilip yerine fast track kabul edilirken
MHP'liler yumruklarını konuşturmuş ve bir milletvekilinin ölümüne
neden olmuşlardır. MHP'yi
Avrupa Birliğine karşı imiş gibi göstermek vahim bir hatadır. Mecliste
temsil edilen partilerin tümü ile CHP, SHP ve HADEP. Hepsi AB'ye
üye olunmasını istemektedirler. Yani, banka reklamında olduğu
gibi 'yok birbirimizden farkımız' dır. Ayrıca
Kasım'da seçim yapılması ya da DSP'den istifaların olması ya
da Bülent Ecevit'in Başbakanlıktan istifası ile memlekete
hiç bir şey olmaz. Yukarıda dedik ya DTÖ'nün emriyle AB'ye uyum
için yasalaştırılmış olan özel kuruluşlar memleketi güzel güzel
idare ederler!... Son
olarak AB'ye karşı çıkan yurtsever sosyalistlere abuk subuk MHP
ile birlikte mi hareket ediyorsunuz sorusunu ya da ithamını
yapmaya kalkanların şimdiden ervahına yuh olsun.
|