| . |
|
BİRİNCİ YIL İÇİN
Alev ATEŞ
İnadına' nın inatçı editörü sayesinde birinci yıl tamamlanmış. Bunu kutlamak için şöyle ağır başlı "İnadına" bir yazı için bilgisayarın başına geçtiğimde kafamda konu olarak, "Üretim ilişkilerinin belirlediği üst yapı kurumlarının hizmet sektörü kavramı içinde nasıl bir üretici güç kategorisi (sınıfı mı?) ve bunun sosyalist düşüncede ki yansıması" vardı ve çeşitli notlar hazırdı. Özcesi bürokrasi ve sosyalizmi gene sorunsallar sarmalında bizim açımızdan ele alacaktım. Ki aldığım bir haber üzerine birden kendimizi , yani sosyalistleri çizgi film karakterleri gibi gördüğümü düşünmeye başladığımı fark ettim. Aynı şeyleri değişik tat ve ölçüler içinde yazan tam 56 sosyalist dergi saydığımı aklıma düştü. Hepsi sosyalist dergiler. Kürtçüler, devrimci Kürtçüler, Kürt sorunun çözmeye akıl yürüten devrimci Türkler, Devrimci feministler ve daha bir çok kategori bunların dışında. Onları "uzman sosyalistlerin" dergileri ile birlikte bu yığının dışında tutuyorum. Kaldı ki bir de İnadına gibi yazılı organı olmayan internet gazeteleri var. Ve sayıları oldukça fazla. Bütün bunları söylememin nedeni bir matematik sorusu için. Bütün bu yayınların okuyucu kitlesinin toplamı neden siyasi plana yansımıyor ? Kuramsal olarak okuyanı, izleyeni ile birlikte en az bir 300 bin kişiden söz ediyoruz. Ergin, düşebilen, okuyan, yazan binlerden. Yani Türk solunun bir tek 1965 seçimlerinde ulaştığı seçmen miktarından söz ediyoruz. İşte söz kendini benim getirmek istemediğim bir noktaya getirdi. TİP 'in o dönem ulaştığı bu başarıyı azımsamayanlar bile bu başarıya yol açan başlıca etmenin "konjonktürel" olduğunu söyleyerek, başarıyı adeta bir raslantısallığı indirgiyorlar. Oysa bence sadece sonra ki ideolojik sapışlarına kılıf aramaktalar. Zira,
konjonktürü kullanmayı bilmeyen bir sosyalizm anlayışının nasıl bir sosyalizm mücadelesi verebileceğini anlamak olanaksızdır. Ama bu başarının "konjonktürü iyi değerlendiren ve programını, söylemini bunu harekete geçirecek" şekilde hazırlayan ve başaran bir sosyalizm anlayışının sonucu olduğunu kabul etmek, yıllardır diretilen yolların yanlışlığını ve etkisizliğini de kabul etmek olduğundan yapılmadı ve yapılamazdı. Hadi bırakalım Lenin'in konjonktürü nasıl değerlendirerek koca Rusya'da ihtilal yapmasını, bütün dünya komünistleri, sosyalistleri, Fransa'sı, İtalya'sı, Almanya'sı, Yunanistan'ı ve daha bir çok ülke de şöyle yada böyle iktidar olmuş, ana muhalefet olmuş, faşizmle kıran kırana dövüşüp bu belayı yenmiş, bütün orta Avrupa'da, Adriyatik'ten Asya'ya kadar kendine yer edinmiş ama 1908'den beri sahaya inmeye çalışan Türk sosyalistleri l960 'a kadar, en yüklü tevkifatla bile 250 sayısını bulamamış güdüklükte kalmışsa ve l960-70 arasındaki yükseliş dışında ve özellikle şimdiler de, 1920' lerdeki kadar bile etkinliği yoksa suç sadece hırsızın mıdır ?
******************************
ll.
"Ücretlerin ve ücretler toplamının tüketim malları üretiminden daha hızlı artmasına yol açan devletçiliğin enflasyona yol açacağını ve sizin buna nasıl bir tüketim planlaması yaparak çözüm bulacağınız yolunda" çözüm önerileriniz yoksa, sosyalizmi hala
menkıbeler toplamı olarak yürütemeyeceğiniz ortada. Ya da "özgürlük" ve "eşitlik" aykırılığını yaratan mekanik bir
Marksizmin etkisiyle bu soruna çözüm arıyorsanız artık başarı şansınız yok demektir. "Özgürlük" kavramını liberallere bırakıp "eşitlik" kavramını temele alırsanız, millici bir anlayışın ötesine geçemezsiniz ve dolayısıyla güdük kalırsınız.
.
"Bağımsızlık" ve "Barış" kavramları da öyle. Bu terimlerin hepsinin birer kavram haline getirilmesini ve gerçek anlamıyla sosyalizmin böylece kitleselleşebileceğini ileri süren ve bu kavramlarla yola çıkan bir partinin başarılı olması sadece
konjonktürle mi açıklanabilir. Yoksa parti programına açıkça "biz elbette bir tarihi zincirin parçasıyız ama eskinin organik devamı değiliz" diyen ilkenin gelişmeye olan katkısı yadsınabilir mi ? Kaldı ki bu tartışma noktalarını "ortodoksluk" bahanesi ile tartışmadan çıkartmak ve sonucunda da daha gelişmiş konjonktüre karşın başarılı olamamanın hiç mi anlamı yok ki, otuz sene sonra hala aynı söylemle yol almaya çalışıp, bir şeyler yapmaya çalışan sosyalistlerin yolunu tıkıyorsunuz anlamak olanaksız. İşte tam bu bağlamda çizgi kahramanlara dönüşüyorsunuz. Üstünüzden silindir de geçse, tonlarca ağırlıktaki duvar parçasının altında da kalsanız size bir şey olmuyor. Olmaz çünkü zaten tek boyutlusunuz. Dolayısıyla siz yenilmezsiniz. Yenilemezsiniz. Öyleyse sosyalizm için düşünen insanların gerçekten sizinle uğraşmayı bir kenara bırakmaları gerek. Yani eskiden kopmaları ve ideolojilerin sağlıklı ve maddi temellerine yeniden dönmeleri gerek.
lll.
Reel sosyalizm deyin, Bürokratik sosyalizm deyin, Krusçev sonrası sapma deyin, Stalinist eğrinin hep devam etmesi deyin, kısaca siz ne derseniz deyin kitlelerin gözünde
yenilen sosyalizmdir. Bu bir gerçekliktir, bir haldir, bir durumdur. Gerçek değildir. Ama somut durumdur. Ve bu durum, 70'li kuşağın sosyalist siyaset felsefesini baştan sona yenilemesi gerektirmektedir. Sırf bu nedenle, eskiden ders çıkartmak falan gibi idealist söylemelere kapılmadan, bu yenilmişlerin tarihini tarihçilere bırakarak "sahih" olanı kendilerinin bulması gerekiyor. Üstelik en büyük şansları, devlet haline dönüşmüş parti ideolojisinin diretmesinin olmaması. Onların varlığı, sosyalizmin bireyin özgürlüğü kavramını, toplumsallığı etik sorun haline sokulmuş bireycilik perdesi altına almasında yatıyordu. Böylece de birey özgürlüğünü girişimci özgürlüğü ile aynılaştıran liberalizmin ekonomik yapılanmasına ideolojik yardımda bulunuluyordu. Oysa, sosyalist yarışmalar, kahraman cumartesiler vs. gibi "işi" yücelten yaklaşımın elbette
Marksizmle ilgili yoktu olamazdı. Çünkü toplumsal kurtuluşun ilk kuralı "işin" köleleştirdiği, yabancılaştırdığı insanın özgürleşmesini sağlayacak toplumsal sistemin kurulabilmesidir. Bunu yapacak insanların da egemen ideolojiden (veya yanlışı pazara çıkmış sosyalistlerin baskısından) kurtulup, zihinsel özgürlüklerine ulaşmaları gerekmektedir.
Aybar'ın çok güzel bir saptamada bulunmuştur; "işçi" diyor Aybar, "işçi
sınıfı iktidarında bile toplum içinde eriyip yok oluyorsa ortada Marksizme
aykırı bir durum var demektir."
Ancak bunu da gerçekleştirebilmenin yolu sosyalistlerin hatası ve
sevabı ile geçmişte kalmış sosyalist kuruluş ve kişilerden organik olarak
kopmaları, düşünsel yapılarını kendilerinin günün koşulları içinde ve
bağımsız olarak inşa edebilecek yetkinlik ve kararlığı da göstermelerinden geçmektedir.
Eğer editörümüz izin verirse bu konuya daha da devam edeceğim. En
azından biz "buğdayı kalmayan değirmen tasları gibi birbirimizi yerken" - TKP'li saptamasıdır-
Aynı 1. TİP'deki gibi bağımsız düşünebilen insanların yolu açılır.
|
|
|