|
|
Yargıda Despotizme Dönüş
Var
Yücel
SAYMAN
( Hacer YÜCEL'in İstanbul Baro Başkanı ile
yaptığı söyleşi )
-Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kısa bir süre önce kuruldu. Siz de özellikle bu mahkemenin savunma ayağının oluşturulması için çaba gösterdiniz. UCM fikri nereden çıktı?
UCM fikri 2. Dünya Şavaşı'ndan beri bütün hukukçuların ve siyasetçilerin kafasında olan bir şeydi. Bu mahkemelerin amacı savaş suçlarının, insanlığa karşı işlenen ve soykırım suçlarının faillerini yargılamak. Zaten 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Tokyo ve Nüremberg'de kurulan bu tür mahkemeler bu fikrin olgunlaşmasında cesaret verici olmuştu. Ama soğuk savaş döneminde böyle bir mahkemenin kurulmasını sağlayabilmek münkün değildi. Ancak Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra Roma'da 1998 yılında bu daimi mahkemenin kurulmasına karar verildi. Burada şunu hatırlatmak istiyorum: 1993-94 yıllarında uluslararası ceza mahkemelerine benzeyen ATOK mahkemeleri kurulmuştu. Daimi niteliği olmayan bu mahkemeler, belirli bir ülke içinde işlenen suçlara bakıyordu. Bu amacı taşıyan iki ATOK mahkemesinden biri Ruanda'da, diğeri eski Yugoslavya'da kurulmuştu. ATOK Mahkemeleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından BM Sözleşmesinin 7. maddesine göre kurulmuştu. Bu mahkemeler de UCM fikrinin gelişmesinde cesaret verici oldu. Bu fikir geliştirildi ve 17 Temmuz 1998 yılında Roma düzenlenen toplantıda kabul edildi. Roma Sözleşmesi'ni o zaman 150'ye yakın devlet imzaladı, ancak 64 devlet bu mahkemeyi onayladı. 64 ülkenin mahkemeyi onaylamasının ardından UCM 1 Temmuz tarihinde faaliyete geçti. Bu mahkemeyi diğer
mahkemelerden farklı kılan en önemli özelliği, bir sözleşme yapımı olması. Yani devletlerin taraf olduğu oldukları bir sözleşmeyle kuruldu. Bu nedenle sözleşmenin metninde taraf devletlerin anlaşması sonucu değişiklikler yapılabilecek.
Biz bu mahkeme kurulurken savunma ayağının kurulması için çalışmalarda bulunduk. Çünkü 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Nürnberg ve Tokyo mahkemeleri ile 1993-94 yıllarında Ruanda ve eski Yugoslavya'da kurulan mahkemelerin işleyişinde savunma kurumsal olarak yoktu ve bu da bir takım aksaklıklara neden oluyordu. Şimdi kurulan UCM'lerde de savunma kurumsal olarak yok. Halbuki uluslararası ceza mahkemesi kurulurken adil bir yargılamanın bütün koşullarının korunması gerektiği söylenmişti. Yargılamanın temel ilkelerine kesinlikle riayet edilmesi gerekir. Bu ilkelerin en önemlisi sanığın karar verilinceye kadar masum sayılması. Ve savunmanın olmadığı, örgütlenmediği bir yerde masumiyet ilkesinin olması mümkün değil.
- Bu çerçevede bir UCM barosunun kurulması için Paris Barosu ile ortak çalışmalar yürüttünüz. Bu çalışmalardan kısaca söz edebilir misiniz?
Bu görüş eskiden beri vardı. Kanada'da "Savunma Yapan Avukatların Birliği" diye bir kuruluş var. Bu kuruluş 1996 yılından beri bu fikri savunuyor. Çok fazla yankı bulmuyordu ama uğraşıyorlardı. 1998 yılında UCM kurulunca Savunma Yapan Avukatların Birliği'nin çalışmalarına Sınır Tanımayan Avukatlar da katıldı. Daha sonra da Paris, Roma, İngiliz ve İstanbul Baroları bu çalışmaya katıldı.
Uluslararası baro fikri savunmayı ve demokrasiyi uluslararası düzeyde savunabilmek için ortaya çıktı. Çünkü uluslararası mahkemelerde savunma yok ve uluslararası mahkemelerdeki bu durumun ulusal mahkemelere yansıma tehlikesi var. Çünkü sonuç itibariyle uluslararası mahkemeler bir anlaşma sonucu kuruluyor ve anlaşmanın içeriğine siyasi organlar karar veriyor. Dolayısıyla ulusal düzeyde yapamadıklarını uluslararası mahkemeler aracılığıyla yaptırabilme olanakları çıkıyor. Ayrıca son yıllarda ulusal mahkemelerde savunma, özellikle ceza davalarında darbeler alıyor.
Bu amaçla bir araya gelen barolar ve kurumlar arasında tabii ki görüş ayrılıkları bulunuyor. Uluslararası bir baronun nasıl kurulacağı, kurallarının nasıl olacağı, hangi temellerde işe bakacağı, savunmanın bağımsızlığı nasıl olacağı konularında sorunlar var. Bu sorunları gidermeye çalışılacağız.
-Savunmanın kurumsal olarak uluslararası yargılamalarda bulunmamasının dezavantajları nelerdir?
Demin de söylediğim gibi kurumsal olarak savunma bu kurumlarda yok. Buna en çok bizim Türkiye'deki sistem sevinir. Çünkü bizde de yok. Bütün demokratik kurumlarda savunma kurumsal olarak yerini alıyor. Önemli bir yere sahip. Çünkü başka türlü yargılama yapılmaz. Savunmanın yargının içinde olup olmaması bir demokratik çizginin ana noktalarıdır, ayraçlarıdır. Yargıyı sadece savcı ve yargıçtan ibaret gören despotik bir anlayış var. Bununla 200 yıl mücadele edildi. Demokratik ülkelerde bu siyasi çizgi kırıldı, yerine yargıyı iddia, savunma ve hükümden ibaret gören bir başka anlayış geldi. Çünkü başka türlü yargının diyalektiğini sağlayamazsınız. Doğaya da aykırı. Tez ve antitezin olmadığı, onların çatışmasından senteze ulaşılmadığı bir doğa döngüsü olmaz. Zıtların çelişkisi olmadığı sürece bir diyalektiği, bir enerjiyi, değişimi sağlayabilmeniz, bir şeyi yaratmanız mümkün değil. Yargıda da bu çelişki ve çekişme vardır.
Yani çelişkilerin olmadığı, tez ve antitezin mücadelesinin olmadığı ve onların özgürce, hiçbir müdahaleye maruz kalmaksızın sınırsız bir şekilde sonuna kadar somut mücadele etmedikleri ve durgunlaştığı zaman diyalektiği kuramazsınız. O zaman yargıda o skolastik donmuşluk içinde yer alamazsınız. Yani o zaman "adil" ve "namuslu" yargıç ararsınız ve sistem de adil yargılamayı yaratmaz. Bir hukuk normunun ihlal edilip edilmediği ya da söylendiği gibi olup olmadığı, yani bir şeyin ortaya konulması o iddianın inkarı ve oradan çıkacak sonuç yargının diyalektiği ile mümkündür. İddialardan birini savcı getirecek, diğerini avukat getirecek. Avukatı çıkardığınız da diyalektiği kırarsınız.
Bu durum ulusal hukuklarda Türkiye dışında aşıldı. Ama uluslararası mahkemelerde savunmayı dışlayan bu anlayış var. Çünkü siyasi iktidarlar böyle bir yargıyı benimsemezler. Çünkü iktidarın aleyhinedir. Uluslararası mahkemelerde savunmanın olmaması giderek yaygınlaşıyor. Yani savunmayı dışlayan, yargıyı iddia ve hükümden ibaret gören despotik anlayış uluslararası düzeyde kabul edilmeye başlandı. Çünkü bunları kabul edenler devletlerin yetkilileri. Savunma kural olarak konulmuyor, gerek yok deniliyor. Sanki uluslararası yargının bağımsızlığına göz dikecek siyasi iktidarlar, devletler olmayacak. Bu durumun giderek ulusal mahkemelere yansıması tehlikesi var. Bizde buna karşı hem iç hukuku, hem de uluslararası hukuku korumak için uluslararası baro kurmaya çalışıyoruz. Aslında bu hukuk devleti için verilen bir mücadele, demokrasi mücadelesi.
Savunmanın kurulsal olarak uluslararası mahkemelerde olmamasının dezavantajlarına şöyle bir örnek vereyim. Eski Yugoslavya'da kurulan ATOK mahkemelerinde sanıkla müvekkili arasındaki yazışmada, tekrar bir suçun işleneceğine ilişkin şüphe ya da işlediği suça ilişkin bilgi varsa mahkeme bunu avukattan isteyebilir. Bu duruma ilişkin ilginç bir örnek de var. Avukat "meslek sırrı" ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle bilgileri vermiyor ve bağlı olduğu ulusal mahkemeye bu durumu danışıyor. Baro bunu yapamayacağını, meslek sırrına aykırı olduğunu söylüyor. Avukat mahkemeye tekrar yazışmaları vermeyeceğini söylüyor. Bunun üzerine avukatın uluslararası mahkemelerde yargılama faaliyetlerine katılması yasaklanıyor. Sonra sanığa mahkeme avukat atayacak. Mahkemenin atadığı avukat ne kadar bağımsız, tarafsız olacak. Avukatın konumunu ve uyması gereken kuralları mahkeme belirliyor.
-"BM'nin UCM'nin bir konuda dava açmasını 12 ay erteleyebileceği" şeklinde bir hükmü var. Bu hüküm göz önüne alındığında UCM'nin bağımsızlığından söz edilebilinir mi?
UCM BM'nin bir organı değil. Olsa bile tamamen bağımsızlığı işleyen bir mahkeme. Zaten ABD'de iki üç nedenden buna karşı çıkıyor. Çünkü dünyanın pek
çok yerinde askeri var ve en çok savaş suçu işleyen ülke. O yüzden sözleşmeyi onaylamıyor.
BM'nin UCM'nin bir konuda dava açmasını ertelemesi hükmü ise BM Sözleşmesi'nin 7. bölümünden kaynaklanıyor. Bu bölümde barışı sağlayabilmek ve barışın kalıcı olmasını sağlayabilmek için belirli tedbirler alma yükümlülüğünü getiriyor Güvenlik Konseyi.
Şimdi Güvenlik Konseyi barışı sağlayacak, çatışmaları önleyecek, savaşı engelleyecek tedbirler alıyorsa, o tedbirlerin etkisini ortadan kaldıracak nitelikleri, oluşumları engelleme, gelişmelerin önünü tıkamamak için böyle bir düzenleme yapılmış. Ama tabii ki bu doğru bir düzenleme değil.
(Evrensel'dten Alınmıştır)
|
|
|