Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Bir Dilekçe Verdi Hayatı Karardı 

Celal BAŞLANGIÇ 

Öykü Lice'de başlar. Kahramanı ilkokulda okuyan bir çocuktur. Babası öğretmen. Çocuğunun kendi anadilini de öğrenmesini ister. Evde ona Kürtçe okuma ve yazma öğretmektedir. İşte böyle günlerden birinde evleri basılır. Babası tartaklanarak götürülür. 

Dışarıda silah sesleri, insan çığlıkları... Evin bir köşesine sığınır. Başına çöker evleri, enkaz altından zor kurtulur. 

Diyarbakır'daki akrabalarının yanına gönderilir. Okuluna orada devam eder. Birkaç kez babaannesiyle cezaevindeki babasını ziyarete gider. Bir keresinde Türkçe bilmeyen babaannesi, Kürtçe konuştuğu için tartaklanır. 

Artık o başından geçen olaylara tepki olarak Türkçe konuşmamaktadır. 
Okula yeni bir öğretmen gelir. Kaliteli, çağdaş bir eğitimcidir Türkan öğretmen. Çocuğun konuşmaması; kimsesizliği, çaresizliği çağrıştıran simgelere, benzetmelere aşırı duyarlılığı dikkatini çeker. 

Çocuk yeni öğretmeninin ilişkilerinden, kendisine karşı davranışlarından giderek etkilenir. Onu içten içe sevmeye başlar. Ama hiçbir sorusuna karşılık vermemektedir. 

Bir gün öğretmen çocuğun saçlarını okşarken sorar: 
"Nave te çiye?" (Adın ne?) 
O ana kadar sürekli yere bakan çocuk birden kafasını kaldırır, öğretmenine bakar. Gözleri dolu dolu yanıtlar; 
"Benim adım 'Lal'dır öğretmenim. 'Lal' dilsiz demektir. Dili olmayana 'Lal' demezler mi öğretmenim, 'Lal' demezler mi?" 

Aradan yıllar geçer. Türkan, öğretmenliği bırakmış, gönüllü olarak sağır ve dilsizler 
okulunda çalışmaktadır. Bir gün postacı bir mektup uzatır. Mektubu gönderen 
'Diyarbakır'dan öğrenciniz Lal'dir ve zarfın üzerinde 'Görülmüştür' damgası bulunmaktadır. 

'Kürtçe şiir yazacaktım' 
Buraya kadar anlatılan, Fevzi Karadeniz'in bu yıl piyasaya çıkan ve bir film senaryosu olarak yazılmış 'Lal' adlı öyküsünün özeti. Hani neredeyse insana "Bu kadar da olmaz" dedirtecek cinsten bir öykü gibi gelebilir ilk bakışta. 
Oysa daha neler oluyor bu coğrafyada! 

Yıldız Polat Sivas doğumlu. Annesi Kürt, babası Türk. Liseyi Adana'da bitirmiş. Hukukçu olmak istiyor. Girdiği üniversite sınavında da ilk tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazanmış. İstanbul'a gelmiş, Vezneciler'de bulunan kız yurdunda kalıyor. Öğrenciliğinin ikinci yılında gündeme 'Kürtçenin seçmeli ders olması' geliyor. Rektörlüğe bu konuda dilekçe verilmesi için çaba harcıyor, kendi adına da bir dilekçe veriyor. "Ben her şeyden önce bir hukuk öğrencisiyim" diyor Yıldız, "Bunun bana hem hukuk, hem insan hakları açısından getirdiği görevler var. Son Anayasa değişikliği ile dilekçe vermek anayasal bir hak olmuştu ve böyle bir olayın önü açılmıştı. Bizim yapacağımız şey de toplumdaki değişimin önünü açıcı bir girişimdi. Hem benim annem Kürt'tü. Dili Kürtçeydi. En büyük hayalim Kürtçe öğrenip şiir yazmaktı." 

22 kentte, 30'u aşkın üniversitede Kürtçenin seçmeli ders olması için dilekçe veren binlerce öğrenciden biri olur Yıldız. 

'Dilekçenizi geri alın' 

Bir süre sonra İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü bir duyuru asarak Kürtçeyle ilgili 
dilekçe verenlerin 4 Aralık 2001 tarihine kadar rektörlüğe başvurmasını ister. Pek başvuran olmaz. Bunun üzerine rektörlük süreyi birkaç kez uzatır. Yine de pek giden olmaz rektörlüğe. Bunun üzerine öğrenciler adlarının ve baba adlarının yer aldığı listelerle çağırılırlar rektörlüğe. Dilekçeye imza atan bazı öğrenciler ad ad çağırılınca paniğe kapılırlar. 

Rektörlüğe başvuranlara ilginç bir yöntem uygulanmaktadır. Özet olarak "Sizi zorladılar değil mi? Size zorla imza attırdılar. Yoksa yerinize başkası mı imza attı?" gibisinden bir yaklaşımla "Ben sana gerekçe uydurayım, sen de dilekçeni geri al" muamelesi yapılır. 

Bu noktada Yıldız "Biz dilekçemizi geri almak için vermemiştik" diyor "Bu yüzden de rektörlüğe başvurmayı düşünmedik." 

Polis baskısı artıyor 

Ancak dilekçe verdikleri andan itibaren üzerlerindeki polis baskısının giderek arttığını hissederler. "Okulda her zaman bulunan sivillere ek olarak Vatan'dan yeni siviller geldi. Kantinde, koridorda, kütüphanede, tuvalette hep peşimizdeydiler. Gözümüzün önünde eskiler, yeni gelenlere sürekli bizi gösteriyor, okul dışında arabayla peşimizden gelmeye, bizi gözaltına alacaklarmış gibi davranmaya başladılar. Sınav zamanı gelmişti. Sınavlara, gözaltına alınma endişesiyle giriyorduk." 

25 Aralık'ta okuldan çıktıktan sonra Vezneciler'deki kız yurduna gider Yıldız. Binanın karşısındaki Adalet Yüksek okulunun önündeki sicvil bir araçta bekleyen dört kişi dikkatini çeker. Kapıda kimliğini göstererek içeri girmek ister. Arkasından biri "Sen dur!" diye bağırır. O anda bir çift el gözlerini ve ağzını kapatır, bir başkası kafasına bere geçirir, dışarıda bekleyen araca doğru sürüklerler. Yurttaki görevli peşlerinden "Durun, kimsiniz" diye bağırır. Kimlik göstermek gereği bile duymazlar. "Polisiz" derler son anda. 

Hatta sonradan başka kızların da aynı yöntemle gözaltına alınmasına yurt görevlilerinin "Şehir magandası gibi davrandılar" diyerek tepki gösterdiğini, yurt yönetiminin de bu tür gözaltına alma yöntemine karşı suç duyurusunda bulunduğunu öğrenir. 
Vatan'a götürürler Yıldız'ı. Dilekçe verdiği için kendisi gibi gözaltına alınan dört üniversiteli öğrenci daha vardır hücrede. 

Sorguda dayak ve taciz 

"Sürekli sorgudaydım. O kadar yoğundu ki, hücreye gelince kendimi beş yıldızlı otelde zannediyordum. Gözlerim bağlıydı sorguda. Diz üstüne çökerterek ifade alıyorlardı. Her sorguda kaba dayak vardı. Tekme, tokat atıyorlar, saçlarımı yoluyorlardı. Cinsel tacizle tehdit ediyorlardı. Arkadaşlarımın karşısında çırılçıplak soyacaklarını, elektrik vereceklerini söylüyorlardı. Bizim okulla ilgili bir şema hazırlamışlardı. Beni de okuldaki PKK'ye bağlı olduklarını iddia ettikleri Yurtsever Demokrat öğrenciler grubunun bir üyesi olarak göstermişlerdi şemada. Sürekli olarak HADEP'in ilçe binalarında PKK'ye yönelik eğitim aldığımızı kabul ettirmek istiyorlardı. 

Arada bir 'Yazık size. Kandırılıyorsunuz. Kürtçe eğitim alacaksınız da ne olacak' gibisinden öğüt vermeye kalkıyorlardı." 
Polis sorgusu sırasında KESK'in kortejinde 1 Mayıs kutlamalarına katılmasının, YÖK'ü protesto etmesinin de suç olduğunu öğrenir! Hatta daha sonra hakkında düzenlenen iddianameden de öğreneceği gibi arkadaşlarıyla bir evde toplanıp yemek yemek, aralarında tiyatro oynamak da suçları arasındadır! 
Zorla imzaladığı ifadeyi okuyamaz bile. Gözleri bağlıdır. Okumak isteyince polisler dayak atarlar, yerlerde sürüklerler. 

Jandarma eşliğinde sınav 

Çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanır Yıldız. Cezaevine gönderilir. Bu arada sınavları başlamıştır. Sınavlara girebilmek için Adalet Bakanlığı'na başvurur. Bakanlık'tan Yanıt çok geç gelir. Bu nedenle bazılarını kaçırır sınavların. Bir keresinde jandarmalar arasında okula gittiğinde bir okul yöneticisi hakkında süren soruşturma ile ilgili olarak "Ne yapacaksın şimdi" diye sorar. Yazılı savunma vereceğini söyleyince de "Bırak yazılı savunmayı şimdi" der, "O önemli değil. Bir bataklığa düşmüşsün, seni kurtarmaya çalışıyoruz. Sen dilekçeni geri çekecek misin önce onu söyle." 

Rektörlüğe verdiği dilekçesini geri çekmez Yıldız. Cezaevine gelen bir tebligatta okuldan atıldığını öğrenir. Kaldığı yurttan da atılmıştır. Bütün kredi ve bursları da kesilmiştir. 

Bu arada hakkında DGM tarafından dava açılır ve 'silahlı çete üyesi' olmaktan yargıç karşısına çıkar. Daha ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır. Cezaevinden çıkınca hakkında verilen 'okuldan atma' kararının durdurulması için idare mahkemesine başvurur. 

Mahkeme kararı: Suçsuz 
Sonunda mahkeme "Disiplin cezasına konu olan dilekçe metni irdelendiğinde; ceza ve disiplin hukuku bakımından suç niteliği taşıyan herhangi bir ifade içermediği, davacının söz konusu dilekçeyi idareye verirken herhangi bir şiddet veya protesto eylemini gerçekleştirmediği, davacının bilim, kültür ve özgürlük ortamı olduğu tartışılmaz olan üniversitenin bir üyesi 
olduğu ve eyleminin bir kamu kurumundan anayasal ve yasal dilekçe hakkını kullanarak 'bir istemde bulunma' fiili olduğu" için dilekçe verme eyleminin disiplin suçu oluşturmadığına bu yüzden okuldan atma cezasının hukuka aykırı olduğuna karar verir. 

Bu kararla Yıldız Polat yeniden öğrenci olma hakkını kazanır. Ama artık verdiği bir dilekçe nedeniyle kaldığı yurttan atılmış, öğrencilikte bir yılını yitirmiş, gözaltına alınmış, sorgulanmış, tutuklanmış, tüm kredi ve bursları kesilmiş, hakkında 'silahlı çete üyesi' olmaktan DGM'de dava açılmış bir öğrencidir. 
Binlerce kişi daha var Bütün bunlar başına Kürtçenin seçmeli ders olmasını isteyen bir dilekçe verdiği için gelmiştir. 

Ama Yıldız sadece bir örnek. Tek başına değil. Kürt diline özgürlük isteyen binlerce gençten biri. Aynı içerikteki dilekçeyi veren binlerce genç üniversiteliden biridir. Bu süreçte çeşitli kentlerde 16 bin öğrenci okudukları okulların yönetimine Kürtçenin seçmeli olması için dilekçe verdi. Bunlardan saptanabildiği kadarıyla 1260'ı gözaltına alındı, 101'i tutuklandı. 10'u hâlâ daha cezaevinde yatıyor. 2 bin 414 öğrenciye rektörlükler tarafından soruşturma açıldı, 120'si okuldan atıldı, yine saptanabildiği kadarıyla 1400'ü de bir hafta ile bir yıl arasında değişen sürelerle okuldan uzaklaştırılma cezası aldı. Hatta dilekçe veren 2 bin 678 öğrenci velisinden 865'i gözaltına alındı, 58'i tutuklandı. Bunun yanı sıra ilköğretimde ve liselerde dilekçe veren, gözaltına alınan, okullarından atılanların sayısı ise bilinmiyor. Fevzi Karadeniz'in öyküsündeki kahramanı 'Lal', yıllar sonra izini bulduğu sağır ve dilsizler okulundaki öğretmeni Türkan'a gönderdiği, zarfı 'Görülmüştür' damgalı mektupta "Bu coğrafyada nice yeni 'Lal'ler ve 'Lal'ler ordusundan bir 'Lalistan' yarattılar" diye sesleniyor. 'Lal', 'dilsiz' demek. 

Anadilde eğitim isteyenin, Kürtçenin seçmeli ders olması için dilekçe veren üniversite öğrencilerinin; 'Anadil temel bir insan hakkıdır', 'Anadili yasaklamak şiddettir' diyenlerin başlarına gelenleri görünce insan bir kez daha anlıyor ki bazıları, hâlâ daha ülkeyi bölüp 'Lalistan'ı kurmanın peşinde! 


( Radikal'den Alınmıştır)

 
sayfa başına dön