|
|
Casus Olsalar Fazladan Ne Yaparlardı
İhsan ÇARALAN
ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz’in “Türkiye
ziyareti” pazar günü başladı.
Wolfowitz, önce Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)
tarafından İstanbul-Conrad Oteli’nde yapılan konferansa katıldı.
Bu toplantıyı izleyen arkadaşımız Taylan Bilginç’in yazısını,
haber sayfalarımızda zevkle okuyacaksınız.
Wolfowitz,
besbelli ki, bu toplantıda kamuoyunu yanıltma amaçlı ve
gazeteci kılıklı eyyamcılara malzeme sunan bir
“diplomat” olarak konuştu. Ama, bu toplantı sonrasında
yaptığı “gizli görüşme” hem Amerika’nın hem de
onun “kurt sürüsü”nün Türkiye’deki siyasi ve
sermayedar ayağına işaret etmesi bakımından önemlidir.
Çünkü, Wolfowitz; bu toplantıdan sonra kalkıp ne ABD İstanbul
Başkonsolosluğu’na gidiyor, ne Conrad Otel’in bir odasında
dinlenmeye çekiliyor ne de hükümetin bu “önemli
misafirine ayırdığı” bir ikametgâha yöneliyor.
Tersine Wolfowitz doğru, Mustafa Koç’un Kanlıca’daki
evine gidiyor. Yanında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi
Pearson ve İstanbul Başkonsolosu Urbancic vardır.
|
 |
| . |
Paul Wolfowitz |
“Eh;
Koçlar 70 yıldır Amerika’yla içli dışlıdır, Wolfowitz gibi
Yahudi lobisi ve büyük sermaye çevrelerinin temsilcisi bir adamın
Koçlar’ın özel misafiri olmasında ne var?” denebilir. Ama; iş
bu kadar basit değil. Çünkü evde; Wolfowitz’i bekleyen başkaları
da vardır. En başta; Türkiye Cumhuriyeti’nin Ekonomiden Sorumlu
Bakanı Kemal Derviş, Wolfowitz’i ve yanındakileri Koçlar’ın
evinde beklemektedir. Ve bu buluşmada iki kişi daha vardır: Uzun
süre Washington’da görev yapmış ve oradan paraşütle
Demokratik Türkiye Partisi’nin (DTP) başına “lider” olarak
indirilmiş Mehmet Ali Bayar ve Türkiye’nin büyük patronlarından,
siyasetle de içli dışlılığı bilinen Cem Boyner vardır. Bu
heyet üç saat boyunca konuşur. Konuşmadan sonra Derviş; Eczacıbaşılar’ın
evine uğrayıp yarım saat kaldıktan sonra gece yarısından sonra
evine döner.
Bu nasıl bir görüşmedir:
- Devletin en önemli mevkiindeki bakanı, Wolfowitz gibi bir
Amerikalı bakan ve Amerika’nın Türkiye’deki
temsilcileriyle resmi bir devlet kurumunda değil de, Türkiye’nin
en büyük patronu olma dışında bir özelliği olmayan bir işadamının
evinde neden buluşur?
- İki devletin temsilcilerinin buluşmasında Mehmet Ali Bayar
gibi, ne kamuoyunda bir itibarı ne de politikada bir etkisi
olan bir partinin başkanının ne işi vardır; nedir bu
partinin ve onun başkanının kıymeti harbiyesi?
- Cem Boyner’in böyle bir toplantıda ne işi olabilir?
- Derviş bu toplantının arkasından gece yarısı filan
demeden, neden Türkiye’nin “iki numaralı” işadamı
Eczacıbaşı’nın evine gidip yarım saatlik bir görüşme
yapmıştır?
- Amerika’nın bu “Kurt sürüsü” namlı karanlık
adamlarıyla Amerikancı siyaset adamları ve Amerika’yla en içli
dışlı, en büyük patronların arasında ne görüşülmüştür?
- Irak sorunu, Kıbrıs sorunu, AB’ye giriş ve hükümetin
nasıl yıkılıp yenisinin nasıl kurulacağı konusunda hangi
kararlar alınmıştır?
Bu sorular; “Dünyada böyle bir toplantının eşi benzeri
var mıdır; varsa bile muz cumhuriyetleri dışında, bağımsız
bir ülkenin yöneticileri böyle toplantılar yapar mı?”
gibi sorularla çoğaltılabilir ama; “ar damarı çatlamışlar”
ve arkalarındaki yabancılara bağlı güç ve sermaye odakları
için bunların anlamı olacağını sanmıyoruz.
Hükümetin içinde bulunduğu koşullar, ekonomi ve siyasetin
hassas dengeleri ve iç ve dış şer odaklarının Türkiye
siyasetine darbe yapmak için uluslararası bir komplo içinde
olduklarının en üst makamlarda bile konuşulduğu bir ortamda
bu toplantı; hem bu komploların bir kanıtı hem de
komplocuların artık hiçbir şeye kimseye aldırmadan açıkça
faaliyetlerini icra etmeye giriştiklerinin göstergesidir.
“Peki gizli yapsalar daha mı iyiydi?” denebilir. Ama sorun
bir açıklık-gizlilik sorunu değil, “ar damarı çatlamışlık”tır.
Hele bu toplantının basında “olağan”, her gün herkesin
yaptığı cinsten bir görüşme gibi verilmesi; “ar damarı
çatlamışlığın” nerelere kadar geldiğini göstermektedir.
Ecevit ve hükümetini devirmek için bir “uluslararası
komplo” gerçekten var mıdır? Bu, tartışılabilir. Ama ABD
ve onun adamlarının hükümetin içine kadar sızdıkları;
ekonominin başında bir Amerikan vatandaşının oturduğu,
DTP’nin başına getirilen zatın misyonunun da Derviş gibi
Amerika tarafından belirlendiği bu sefer de; az çok bağımsız
bir ülkede skandal sayılacak ve toplantıya katılanların da
casuslukla, yıkıcı faaliyetler yürütmekle suçlanacağı
bir toplantıyla açığa çıkmıştır.
Pazar gecesi Koçlar’ın evindeki toplantı; Amerika, içerdeki
(siyasetteki) adamları ve büyük patronlar odağı Türkiye’yi
bugün içinde bulunduğu batağa sürükleyen “şer üçgeni”nin
toplantısıdır. Ve bu “şer üçgeni” Türkiye’yi yeni iç
karışıklıklara ve dış maceralara sürüklemeye hazırlanmaktadırlar.
Emekçiler, halk kendi geleceğine sahip çıkmadan da; “şer
üçgeni” eylemlerini pervasız bir biçimde hayata geçirmekten
geri durmayacaktır.
( Evrensel'den alınmıştır)
|
|
|