| . |
|
Yapısal düzenlemeler doludizgin
Oğuz OYAN
Türkiye 1998 ortasında IMF ile imzaladığı "Yakın İzleme Anlaşması" sonrasında, yani tam 3.5 yıldır, "enflasyonla mücadele programı" görüntüsü altında, kapsamlı yapısal düzenlemelere zorlanmaktadır. "Acı ama zorunlu ilaç" gerekçesiyle yutulan "yapısal ilaçlar" henüz tüm sonuçlarını vermemiştir. Bu "yapısalların" önemli bir bölümü ise uygulanan istikrar programının başarısı açısından hiçbir etkiye sahip değildir; özellikle de bunların yaşanan ekonomik krizlerin aşılmasıyla bir ilgisi bulunmamaktadır; ancak Türkiye'nin geleceği açısından önemli olumsuzluklar içermektedir. Değerli çalışma arkadaşımız Ali Rıza Aydın'ın katkılarıyla hazırlanan yapısal düzenlemeler listesinin son iki yı1ı şöyle gruplandırılabilir:
a) Uluslararası tahkimi de içeren 4.8.1999 tarihli Anayasa değişikliklerinden başlatır ve 8.9.1999 tarihli SSK Yasası'nı da değiştiren İşsizlik Sigortası Kanunu ile sürdürürsek, Temmuz 2001 sonuna kadar son 2 yılda yürürlüğe giren "yapısal uyum düzenlemeleri" sayısı 1 Anayasa, 58 kanun ve 1 Meclis içtüzüğü değişiklik kararı olmaktadır. (Ağustos-Ekim 2001 sürecinde Meclis'in tatilde olması ve Anayasa değişiklikleri ile Bütçe Yasası'nın öne çıkması nedeniyle, elimizdeki listenin son tarihi Kasım 2001 sonuna kadar uzatılabilir. Son Anayasa değişikliği, yapısal uyumdan ziyade katılım ortaklığı belgesine uyum özelliği taşıdığı için listeye eklenmemiştir).
b) Yapılan yapısal düzenlemelerin çok büyük bölümü Kasım 2000-Temmuz 2001 döneminde gerçekleştirilmiştir. 9 aylık bu kısa dönemde, "yapısal uyum" ile ilgili tam 40 yasa ve 1 Meclis içtüzüğü çıkarılmıştır.
c) Düzenlemelerin Şubat 2001 sonrasında daha da yoğunlaştırıldığı görülmektedir. Şubat 2001'de istikrar programı çöktüğü sırada, yapısal düzenlemelerin ara verilmeksizin sürdürülmesi yönündeki telkinler, istikrar programının değil, yapısal uyarlama programının öncelikli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Şubat-Temmuz 2001 tarihleri arasındaki 6 aylık dönem dikkate alınırsa, bu dönemde 34 kanun ve 1 Meclis içtüzüğü değişiklik kararı söz konusu olmaktadır.
d) 15 Mayıs 2001 tarihinde açıklanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP), kısmen farklı istikrar politikası araçları gündeme getiriyor olsa da, yapısal uyarlama düzenlemelerinde önceki programdakinden hiçbir farklı araç veya anlayışa yer vermemektedir. Sadece, Mayıs 2001 niyet mektubuyla KiT'lerle ilgili özelleştirme süreçlerinde daha fazla ayrıntıya inilmiştir. Esasen "yapısalların" en yoğun dönemi, Mayıs-Temmuz 2001'i kapsayan GEGP'nin ilk 3 aylık döneminde yaşanmıştır. Bu sürede 25 yapısal uyum yasası çıkartılmıştır. Bunların arasında, 40 kanun ve 2 KHK'da düzenleme yapacak kadar geniş bir alanı etkilediği için bir isim dahi verilemeyen 03.07.2001 tarih ve 4684 sayılı "Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" da bulunmaktadır.
e) Sonuç olarak, iki yıllık sürede 60 düzenleme yapılmışken, mayıs-temmuz döneminde, TBMM ve kamuoyunun layıkıyla izlemesi dahi mümkün olmayan bir hızla, 25 düzenleme yapılmıştır; aylık yasal uyarlama ortalaması son iki yıl için 2,5 iken, mayıs-temmuz dönemi için 8'i aşmaktadır.
f) Halen, Tütün Kanunu tasarısı Meclis'te görüşülmekte ve yeniden geri dönmemesi için Cumhurbaşkanı'ndan geldiği şekilde çıkarılmaya çalışılmakta; İhale Kanunu ile Endüstri Bölgeleri Kanunu tasarıları ulus-aşırı tekellerin istemlerine yanıt verecek şekilde düzenlenmekte; Özelleştirme Kanunu yeterince esnek bulunmadığı ve özelleştirme gelirlerinin bütçe açıklarının (yani borçlanmanın) finansmanında kullanımında tahditler olduğu için bütün bunları aşan bir değişiklik tasarısı hazırlanmakta; Borçlanma Kanunu tasarısıyla IMF'nin Türkiye ofisi gibi çalıştırılmak istenen Hazine'ye yeni yetkiler verilmektedir.
Yapısal uyarlama düzenlemelerinin kısmen ortaya çıkan ve kısmen orta vadede çıkması beklenen bazı sonuçları ise şöyle özetlenebilir:
' Tarımsal desteklemenin tasfiyesine koşut olarak tarımsal üretim ve istihdamın hızlı bir biçimde marjinalleştirilmesi; bunun, gıda güvenliği, ödemeler dengesi ve kırsal göç açısından yeni sorunlar yaratacak olması;
' Kısa dönemde kamu bankacılığının, uzun dönemde ulusal bankacılığın tasfiyesi ve Meksika'da olduğu gibi ulus-aşırı bankaların denetimi altına girmesi;
' İletişim ve enerji gibi stratejik sektörlerde ulusal politika geliştirme kurum ve araçlarının aşındırılması; tarım, sanayi ve hizmetler sektörlerinin hemen tüm kritik alanlarında, kamunun ekonomiyi yönlendirme ve regülasyon yetkisinin özel çıkarların da temsil edildiği ve DB/IMF'nin dolaysız müdahalelerine daha açık olarak düzenlenen kurullara aktarılması;
' Tahkim Yasası, İhale Yasa Tasarısı, Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı, Telekom Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası gibi düzenlemelerle ulus-aşırı tekellerin istemleri doğrultusunda iç ekonominin yapılandırılması.
Sonuç olarak, Türkiye'nin gelişmiş ekonomilerle bağımlı bir eklemlenme modeli tamamlanmaktadır; bu modelde Türkiye'nin bağımsız sanayi, tarım, madencilik, enerji, telekomünikasyon politikaları geliştirmesi büyük ölçüde son bulmakta, uluslararası ekonomik entegrasyon ticaret-turizm eksenli bir yapıya oturtulmakta, ancak bu sektörlerde dahi ulus-aşırı şirketlerin pazar hakimiyetine uygun koşullar hazırlanmaktadır. Bu anlamda, istikrar programında hangi sonuç elde edilirse edilsin, IMF/DB'nin temsil ettiği gelişmiş ülkeler blokunun çıkarları açısından öncelikli olan yapısal uyarlamada başarı sağlanmaktadır.
|
|
|