|
|
Şehir Planlamacıları Odası Genel Sekreteri
Erhan Demirdizen, Türkiye’de hiçbir denetime tabi tutulmadan özgürce
yatırım yapıldığını, TÜPRAŞ dolum tesislerindeki yangının
da bunun bir sonucu olduğunu belirterek, olayın kaza değil,
cinayet olduğunu dile getirdi.
Sermaye
planlamayı istemiyor
Erhan DEMİRDİZEN
- Akçagaz’daki patlama ile birlikte depremden sonra çok önemli
bir tehlike daha atlatıldı. TÜPRAŞ’ta neden sık sık yangınlar,
patlamalar yaşanıyor?
Patlayıcı madde taşıyan, bunların üretimiyle, depolanmasıyla,
dolumuyla ilgili veya taşınmasıyla ilgili ünitelerin olduğu
sanayi alanları Türkiye’nin belli bölgelerinde var. Bunların
yoğunlaştığı merkezlerden biri de Kocaeli’nin Körfez ilçesi.
Akçagaz LPG Dolum Tesisleri’nin yanında TÜPRAŞ var. TÜPRAŞ
da aynı biçimde çok riskli, çok tehlikeli. Depremde ne kadar
tehlikeli olduğunu gördük. LPG Dolum Tesisleri, onun yanında da
kimyevi madde depoları var. Bunların büyük bir çoğunluğu Akçagaz
ve TÜPRAŞ da dahil olmak üzere, kıyıda dolgu alanları üzerinde
duruyor. Yani yapay olarak sonradan doldurulmuş bu alanların ne
kadar usulüne uygun dolgu olduğu hep bir soru işaretidir. O bakımından
buralardaki bu tip bir patlamanın, yangının tehlikesi katlanıyor.
Çünkü, dolgu alanı tamanen göçüyor. TÜPRAŞ, yükleme boşaltmayı
denizin içinden borularla yapıyor. TÜPRAŞ’ta denizin altından
borular gidiyor. Belli bir açıkta gemiler, yük gemileri oralarda
yükleme boşaltma yapıyor. Yani bu yanıcı tehlikeli madde,
boruların içinden gidiyor, gemiyle doğrudan TÜPRAŞ tesislerine
bağlanıyor. Şimdi bu TÜPRAŞ’tan dolum işlemi yapan gemilerde
ufak bir kaza, doğrudan TÜPRAŞ’a yansıyacak demektir. TÜPRAŞ’tan
da etrafındaki diğer tesislere yayılabilecek durumda. O yüzden
buranın durumu belki Türkiye’nin başka bölgelerinde
rastlanmayacak kadar büyük boyutta bir risk taşıyor.
- Bir dolum tesisini kurmak bu kadar kolay mı? Türkiye’de
yerleşim ile sanayi alanları arasında ilişki nasıl oluyor?
Planlama denilen sistemi Türkiye’de bir türlü kurmak
istemiyorlar. Yatırımcının daha fazla maliyet yüklenmek
istememesi ve yerel politikacıların popülist politikalarının üst
üste çakışmasının sonuçları bunlar. Buralarda planlama dışlanıyor.
Dışlandığı için de planlama denilen mekanizma, bütün bu gelişmelerin
arkasından geliyor. Birtakım tesisler kuruluyor. Aslında yerleşme
alanı eskiden bu tesislere belli bir mesafede bulunuyordu. Körfez
yerleşmesi TÜPRAŞ’ın dibinde değildi. Ancak ne oluyor
zamanla, bir yerde sanayi yatırımı yapılırken onunla birlikte
altyapı, konut gibi gereksinmeler bir şekilde sistem tarafından
karşılanmadığı için, sanayi tesislerinin arkasında ruhsatsız,
kaçak yapılar oluşuyor. Yani bu insanlar, bu sanayi tesislerinde
çalışan insanlar büyük çoğunlukla.
Şimdi yeni Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı diye bir yasa çıkarmak
üzereler. Bu Yasa da izin mekanizması kamu otoritesini ortadan
kaldırıyor, bilgilendirmeye dönüştürüyor. Yani yatırımcı
gelecek, yatırım yapacak, kamu otoritesine gelip sadece bilgi
verecek. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir şey. O yüzden
yatırımcı geliyor, bir yerleşmenin ortasında bir yeri seçiyor.
Bu gayri sıhhi müessese de olabilir, olmayabilir de. Yatırımcı
nerede isterse hangi konuda isterse yatırım yapabiliyor.
- Planlamanın rolü nedir?
Bir sanayi tesisi yapıldığında ne kadar konut ihtiyacı doğuracağı,
ne kadar yan çalışma alanı doğuracağı hesaplanır. Bunlar
hesaplanabilir, çok basit şeyler. Ama bu hesapları yapmak
istemiyorlar. Bugün hâlâ yatırım yapma mantığı hiçbir biçimde
planlama süzgeci içinden geçmiyor. Plan ne işe yarıyor, plan değişikliği
niye önemlidir, umursanmıyor. Plan değişikliği yapılması
gerektiğinde şunu diyebiliriz: Burası depolama alanıdır, bu
alan belli bir ölçüde tamamlanmış bir alandır. Depolama yapılmıştır.
Bunların içinde tıbbi malzeme depolanmış olabilir. Ecza
malzemeleri depoları olabilir, bunların içinde yanıcı madde
depolanabilir, buraya LPG istasyonu yapılamaz, risk oluşturur
diyebilir plan. O halde bu işletmeler ruhsat alamazlar ve imara göre
de yıkılması gerekir. Planlama hem yatırımcının, hem egemen
siyasi çevrelerin, işbirliği içerisinde olduğu kimi çevrelerin
işine gelmiyor. Plancılarla, sistem arasında bir gerilim var. Bu
kısa dönemde de aşmak mümkün değil galiba. Bunun neresinden
bakarsanız bakın aslında ideolojik sorun. Bir yatırım planlı
bir sürecin sonunda mı yapılır yoksa, yatırımcının
beklentileri doğrultusunda mı yapılır. Sistem ikincisini tercih
ediyor.
- Yangınla birlikte şehir içlerinde adım başı kurulan LPG
tesislerine gözler çevrildi...
Asıl tehlike bunlar zaten. Bu istasyonların her biri birer
patlamaya hazır bomba. Ve bunlarla ilgili şu anda Türkiye’de yürürlükte
olan belirli bir standart ya da norm yok. Yani LPG istasyonları da
yine buradaki yatırımcı mantığına göre işletiyor. Özellikle
bu yatırımları yapanların kendi önceliklerine göre. LPG
istasyonlarının şehirlerin içindeki konumlarıyla ilgili olarak,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ocak ayında bir yönetmenlik hazırladı
ve Bakanlar Kurulu’ndan geçirdi. Sıkıştırılmış Petrol
Gazları, LPG ile Çalışan Motorlu Taşıtlar için İkmal İstasyonlarının
Kuruluş, Denetim, Emniyet ve Ruhsatlandırma İşlemine İlişkin Yönetmelik.
İsmine baktığımızda etkilenebilirsiniz. Ama içinde çok
tehlikeli maddeler var. Şehirlerin içine gelişigüzel yerleşmiş
olan LPG istasyonlarının büyük bir kısmı ruhsatsız. Şu ana
kadar belediyelerden büyük ölçüde ruhsat almamışlar. İmar
planlarında LPG istasyonları görünmüyor. Başka şeyler görünüyor.
Depolama alanı görünüyor, konut dışı kentleşme alanı görünüyor,
ticari alan görünüyor. Şimdi buralar, kurulmuş durumda ve
tamamen denetimsiz durumda. Bu yönetmeliğin bir maddesi, büyük
çoğunluğu kaçak olan LPG istasyonlarına ruhsat verme olanağı
sağlıyor. Bu madde şunu diyor: Halihazırda bulunan LPG
istasyonları, ruhsat verilebilmesi için imar planlarında bir değişiklik
yapılması gerekmez. Bu aslında Körfez’de yaşadığımız
olayların kapısını açan bir düzenleme.
- Peki ya Türkiye’de doğalgaz dağıtımı ne kadar güvenli?
Özellikle İstanbul’da, belediyenin işlettiği doğalgaz şebekesinden,
özel firmalar belediye ile sözleşme yaparak, dağıtım yapıyorlar.
Yani şebekenin belli bir noktasında pompa kuruyor, ordan doğalgaz
alıyor. Bu tip tesislerinde hiçbir kontrolü yok şu anda. Yani
buralar her an her türlü riske açık olan yerler. Doğalgaz
borularının dünyada bir standartı vardır. BOTAŞ’ın boruları
standarta uygun. Belediyelerin de aynı biçimde şehiriçinde doğalgazı
dağıtırken aynı standartta uygun borular kullanması gerekiyor.
Doğalgaz tüketimini bir piyasa sistemine soktuğu zaman, birtakım
şirketler kurulmaya başladı. Bu tip şirketlerin pompa kurdukları
yerler çok ciddi risk taşımaya başladı. Bu özellikle İstanbul’da
geçerli olan bir tehlike.
EVRENSELDEN ALINMIŞTIR. Söyleşi:
Eren CAN
|
|
|