|
|
Johannesburg'daki Dünya Zirvesi, ekolojik krize çözüm konusunda başarısızlığa uğramakla kalmayıp işleri daha da kötüleştirecek
Doğa oyunu kullanırsa...
Bugün başlayan 4. Dünya Zirvesi, felaketle sonuçlanmaya mahkûm. Zirve, dünyanın sorunlarını çözmekte başarısızlığa uğramakla kalmayacak. Zirvede alınan kararlar, büyük olasılıkla kendi başlarına çevre için yıkıcı olacak. Çünkü Birleşmiş Milletler ve zengin dünyanın hükümetlerinin, dünyanın insan yaşamını destekleme kapasitesinin yavaş yavaş çökmesine karşı ürettikleri çözümün kendisi daha büyük bir sorun.
Bugüne kadar hükümet başkanlarının gerçekleştirdiği en büyük zirve olan dördüncü Dünya Zirvesi'nin BM'nin saygınlığını arttırması beklenir. Ancak bu zirve, tam tersine BM'nin saygınlığına gölge düşürecek gibi görünüyor. BM'nin büyük şirketlerle oluşturduğu ve şirkelerin hiçbir yaptırımı olmayan gönüllü sözler karşılığında kredibilite kazanmalarını sağlayan ''küresel sözleşme'' şimdiden insanların yabancılaşmalarına neden oldu.
GEORGE MONBIOT
Almanya seçimlerinde belki çevre kazanacak belki de kaybedecek. Yeni Zelanda'da İşçi Partisi'nin beklediği çoğunluğu sağlayamamasının bir nedeni, genetik olarak değiştirilmiş tarım ürünü ekimine onay vermekte kararlı oluşuydu. Yeşiller, beklenenden daha iyi bir sonuç elde etti, çünkü eğer üretime izin verilirse hükümeti devirecekleri tehdidinde bulundular. Almanya'da Hıristiyan Demokrat lider Edmund Stoiber , zaferden emin gözüküyordu, ta ki seller, gölge kabinesinde çevreyle ilgili bir sözcü bulunmadığını ortaya çıkarana kadar.
Almanlar doğaya bağımlı olduklarını yeniden keşfediyorlar. Çevre uzun vadeli olarak ele alınması gereken bir konudur ama bugüne kadar hep siyasetin kısa vadeli zorunluluklarına kurban edildi. Hükümetler çevreye, sonsuza dek bir sonraki yönetime aktarılabilecek bir sorun muamelesi yapıyorlar. Artık bu sorun, çoğu henüz fark etmemiş olsa bile, siyasileri yakalamak üzere.
Zirve felaketle sonuçlanır
Bugün Johannesburg'da başlayan 4. Dünya Zirvesi, felaketle sonuçlanmaya mahkûm. Zirve, dünyanın sorunlarını çözmekte başarısızlığa uğramakla kalmayacak. Zirvede alınan kararlar, büyük olasılıkla kendi başlarına çevre için yıkıcı olacak. Çünkü Birleşmiş Milletler ve zengin dünyanın hükümetlerinin, dünyanın insan yaşamını destekleme kapasitesinin çökmesine karşı ürettikleri çözümün kendisi daha büyük bir sorun.
BM, bu zirveden iki türlü sonuç bekliyor. İlki, hükümetler tarafından varılan anlaşmalar. Bu düzeydeki pazarlıklarda, bugüne kadar hep ABD ve AB söz sahibi oldu.
Yoksul ülkeler, zengin ülkelere bu dünyaya karşı olan ekolojik borçlarını hatırlatıyorlar, 10 yıl önce söz verdikleri ancak bir türlü ceplerinden çıkaramadıkları parayı vermeye ve büyük şirketlerin sorumluluk üstlenmelerini sağlayacak yollar bulmaya çağırıyorlar. Zengin dünya ise serbest ticaretin çıkarlarının yoksulların ve çevrenin çıkarlarından önde geldiği konusunda ısrarlı.
Şirketlerin özgürlüğünün çevreyi koruma planlarından önce gelebilmesi için taslak görüşme metinlerine, dünya ticaret anlaşmasından bölümleri öylece ekleyiverdiler. Zengin ülkeler diyor ki: Dünyanın su kaynakları, iklim, sağlık, biyoçeşitlilik, bundan böyle ''özel sektörle kamunun ortaklığı'' yoluyla korunmalı.
ABD ve AB, İngiliz hükümetinin Londra Metrosu'na yapmak istediği şeyi çevreye uygulamak istiyorlar. Hükümetler, dünyayı, çokuluslu sermayenin yıkıcılığından korumak için, kurdeleleyip çokuluslu sermayeye hediye edecekler. İlk türlü sonuçlar belki hem yoksullara hem de çevreye zarar verecek ama ikinci türlü sonuçların etkisi çok daha yıkıcı olabilir. BM büyük şirketlere yalnızca görüşmelerin sonuçlarını değil, görüşme sürecinin kendisini de etkileme izni verdi. İkinci tür sonuçlar, ilkesel olarak hükümetler, iş dünyası ve halkların kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucu varılan, gönüllülük esasına dayalı anlaşmalardır.
İlkesel olarak bu böyle, ancak pratikte, sahne, halkların örgütlerinden çok daha fazla maddi kaynağa ve güce sahip olan şirketlere kalıyor. Kendi kendilerini denetlemek istediklerini söylüyorlar ki bu, yıkıcı etkinliklerini ''yararlı etkinlikler'' olarak gösterecek yeni bir etiketleme çabasından öteye gidemez. Avrupa Şirket Gözlemevi'nin de ortaya koyduğu gibi, kimya sektörü tarafından verilen Sorumlu Sağlık Programı'nın asıl amacı, Bhopal faciasından sonra sağlıkla ilgili yeni ve daha güvenli yasaların çıkmasını önlemeye çalışmaktı.
Yıkanlar koruyucu ilan edilecek
İş dünyası tarafından gündeme getirilen bu ve buna benzer önerilerin, zirvenin resmi sonuçları olarak sunulması hayli mümkün görünüyor. Diğer bir deyişle bu anlaşmalarla dünyanın bazı en yıkıcı şirketleri, çevrenin resmen onaylanmış koruyucuları olarak sunulacak.
BM, Enron ve WorldCom skandallarından sonra, gönüllü özdenetimin demokratik denetimin yerine geçebileceğini iddia eden şirketlere yardım ediyor. Bu yüzden de İngiltere'yi temsil eden resmi heyette şirket yöneticilerinin bulunması hepimizi ilgilendiriyor.
Tony Blair' in ofisi, Johannesburg'a iş dünyasından kaç kişinin uçtuğunu açıklamayı reddediyor. Ancak öğrendik ki
Blair, Çevre Bakanı Michael Meacher' i burada bırakmaya niyetlenirken Rio Tinto, Anglo- American ve Thames Water'ın yöneticileriyle birlikte seyahet etmeyi planlıyormuş. Kamuoyunun tepkisi sayesinde Meacher'in de baloya katılmasına izin verildi.
Çevreye verdiği yıkım ve yerli halkların haklarının çiğnenmesi konusunda belki hiçbir maden şirketi Rio Tinto kadar suçlamalara maruz kalmamıştır. Anglo-American, Güney Afrika'daki apartheid rejiminin ekonomik ayaklarından biri olarak tanımlanıyordu. Thames Water'ın küresel çevrenin resmi koruyucularından biri olduğunu öğrendikten iki gün sonra, kardeş şirketi RWE'nin Avrupa Komisyonu karbondiyoksit üretimine karşı daha katı kontroller getirirse, 4 bin kişiye iş yaratma planından vazgeçeceği tehdidinde bulundu.
Kısacası, hükümetler kendi halklarının çıkarlarına karşı bir komplo için Johannesburg'da bir araya geliyorlar. Bu da paradoksal bir biçimde sorunun büyümesine yol açıyor: İnsanlar hükümetlerine giderek daha az güvenebileceklerini hissettikçe, şirketlerin doldurabileceği siyasi boşluk da o kadar büyüyor.
Bundan en büyük zararı görecek kuruluş ise BM. Bugüne kadar hükümet başkanlarının gerçekleştirdiği en büyük zirve olan dördüncü Dünya Zirvesi'nin BM'nin saygınlığını arttırması beklenir.
Ancak bu zirve, tam tersine BM'nin saygınlığına gölge düşürecek gibi görünüyor. Şirketlerin hiçbir yaptırımı olmayan gönüllü sözler karşılığında kredibilite kazanmalarını sağlayan ''küresel sözleşme'' şimdiden insanların yabancılaşmalarına neden oldu.
BM ve IMF aynı kefede
BM artık, özellikle de yoksul dünyada Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü ile aynı kefeye konuyor: Güçlülerin elindeki, güçsüzlere karşı kullanılan bir araç.
Çevreyi yıkanların, kendilerini dünyayı kurtaranlar olarak göstermelerine yardımcı olarak bu imajını pekiştirecek.
Çevrenin korunması, devlet adamlığı için de belirleyici nitelikte bir sınavdır. İnsanlığın ortak mülkiyetine sahip çıkmaya kalkan güçlü insanların her zaman pohpohlanmaları, onlara ödünler verilmesi gerekirken insanlığın uzun vadedeki geleceği, hiçbir siyasinin kısa vadeli çıkarlarını karşılamaz. Tabii eğer doğa dişini göstermezse... Belki de bizim tek umudumuz budur: Doğanın, Almanya'da yaptığı gibi siyasilerin tahmin ettiğinden çok daha önce oyunu kullanması.
|
|
|