Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


  
Apaçık

Erol TOY

 Sol ve Ulusal

Kusura bakan baksın !..
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım.
Biran durun... Bilgi, görgü, birikim, bilinç ve belleğiniz hakkı için bir iyice düşünün. 
Ve şu soruya lütfen doğru yanıt verin.
Siz Fransız ya da İtalyan solunun... Sosyaldemokrat, sosyalist ya da komünistler de içinde son elli yıldır ulusal-evrensel tartışması yaptığını... Hrıstiyandemokrat, faşistler de içinde sağının, sosyalist ve komünistleri vatan hainliğiyle suçladığını duydunuz, gördünüz mü ?
Duymaz, görmezsiniz.
Çünkü İkinci Dünya Savaşı'nın ünlü Fransız Direnişinin öncüsü komünistlerle sosyalistler olmuş. Başı Jean Mulen görünse de gövdesi ve belkemiğini Maurice Thorez'in yoldaşları oluşturmuştur.
İtalyan solu ise, hem Mussolini faşizmine... Hem Nazi işbirliği ya işgaline karşı Sicilya'nın vadilerinden Alplerin doruklarına dağ tepe... Hapis mezar her yerde çarpışanların öncüsüdürler.
Sağı soluyla herkes biliyor ki, onlar o ölüm-dirim kavgasına tapulu tarlalarıyla, patron fabrikalarını kurtarmaya değil... Yurt ve uluslarını canlarından çok sevdikleri için girdiler.
Yâni, taş gibi komünisttiler... Hamur gibi sosyalisttiler... Sınıf sorunsalında Jaures'den Thorez'e... Togliatti'den Gramsci'ye pek bir usta... Enternasyonalde Lenin'le uyuşup Stalin'le çatışacak ölçüde bilgili ve bilinçliydiler. Ama bütün bunlarla birlikte entel modasının eşleştirmesiyle, ölümüne vatansever, dirimine milliyetçiydiler. 
Yurtseverlikleriyle ulusallıkları kan ve ateşte sınandığından ne sağın ne solun aklına bu tür tartışmalar gelmez.
Sınıf sorunlarını köküne kadar irdelerler.
Darbenin kum saatini faşizme kaptırıncaya sınıfsal devrimle toplumsal demokrasi seçeneklerini tartışırlar.
Ama kökleri yurt, gövdeleri ulus olduğundan, çoğunluk oyunu almadıkça, yerelde de genelde de iktidar ya da muhalefet olmayı içlerine sindiremezler.
Çünkü kişiler için o ölçüde olmasa bile, kitleler ve sınıflar için bir zemin gereklidir. Bu da yurt ya da vatanseverliği dayatır.
Senin gibi düşünmeyenin soykırımını aklından geçirmiyorsan, toplumcu, yâni ulusal, yâni milliyetçi olmak zorundasın.
Aslında bu bu kadar açık, kesin ve basittir.
Ama izin verin, biraz daha pekiştirelim de katmerli olsun.
Biz Sovyetler Birliği'nin İkinci Paylaşım Savaşı'na, devrimin coşku ve tutkusu içinde girmek zorunda kaldığını biliyorduk. Rejim çökünce, "kral öldü, yaşasın kralcılardan" öğreniyoruz ki, o dönem kuşku, korku ve kaygının kol gezdiği bir karabasanmış !..
Doğrusunu yanlışını zaman içinde çok tartışırız.
Konumuz yurtseverlikle ve ulusallığın komünist ve sosyalistten ayrışıp ayrışmayacağı. 
Öyle bir rejimde insanlık bilincine sahip herkesin komünist ve sosyalist olsalar da nefret duyması gerekmez mi ?
Okuma zahmetine katlanan kendinden pay biçsin.
Hazır Hitler, Stalin'in karargâhına kadar gelmiş.
Sovyet uluslarının yurtsever Bolşevikleri, tıpkı Fransız ve İtalyan solu gibi silâha sarılacağına, el oğuşturuverseydi, n'olurdu ?
Hitler yerine Stalin'in intiharı mı ?
Varsayımı bırakalım.
Ve gelelim, Türkiye solunun ulusallık, yurtseverlik açmazına.
Sanırım olayın diyalektiğini çözdünüz.
Avrupa ve Asya sağcılarıyla solcuları yurtseverlikle ulusallık... Ya da vatanseverlikle milliyetçiliği ideolojik seçimlerinin turnusol kâğıdı yapmazken, bizim entel solla, kırmızı görmüş boğa sağımız neden tavrının tek ölçütü sayar ?
Apaçık düşünelim... Apaçık ifade edelim mi ?
Yazık ki, sosyalist ve komünist geleneğimizde, bir tek Bolşevik Taburu dışında Ulusal Kurtuluş Savaşı gazisi yok.
Denilebilir ki, bir işçi sınıfı da yok.
Sovyetler Birliğinde olsaydı, sözde diktasına karşın rejimi bu kadar kolay çöker miydi ?
Geçelim.
Ve kendimizden sürdürelim.
O savaş sürecinde sol aydınların merkezi ya işgal İstanbul'u... Ya Devrim Rusya'sı ya da Weimar Almanya'sı olmuştur.
Oysa Amerikan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askerleri, Anadolu'nun İstanbul gibi bütün liman... Ve hatta Konya benzeri pek çok içkentinde karargâh kurmuştu. 
Ve Bolşevik Taburu Batı Cephesinde... Şeyh Servet Efendi gibiler Meclis'te yapayalnız çırpınıyorlardı.
Eh, bu yumurtadan başka civciv çıkmayacağına göre sol entelin vatanseverlikle milliyetçilik... Ya da ulusallıkla yutseverlikten şeytan görmüş gibi kaçmasına şaşılmaz.
Peki bununla nereye varılır ?
Öncekilerin varıldığı yere... Ya işgal himayesinde bilgiçlik... Ya sağ partilere sızarak kamuflaj... Ya ücretli ve gönüllü sürgünlük... Ya da paçayı kaptırmışsa, mapusane türküleri.
Bakın eski TKP politbürosunun anlı şanlı üyelerine.
İstisnalar beni bağışlasın, tamamı, her aftan sonra kahramanlar gibi yurda dönmekte.
Bunları neden mi şimdi dürtüklüyorum ?
Neredeyse kesinleşti. 3 Kasımda seçim var.
Sosyalist, komünist sol ilkkez yaka bağır açık seçime giriyor. 
Yâni ayrışmanın sandık darası ilkkez tartılacak. 
Ve şimdiden ucu göründü. Sonraki tartışmanın temeli ister istemez bu gerçekler üzerine oturacak da ondan. 



 
sayfa başına dön