Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


'Emek' nasıl IMF'ye teslim oldu? 

Yiğit Bulut 

Bildiğiniz gibi Bayram Meral birkaç gün önce CHP'ye katıldı. Bir sendikacı bir partiye katılarak siyaset yapmaya karar verdi. Bu noktaya kadar her şey normal. Peki aylardır 'Emek ile IMF birlikte olmaz, IMF programları ülkeye felaket getirmiştir' diyen Meral, nasıl oldu da bir anda 'IMF ve Derviş mucizesine' inanmaya başladı? 

Şimdi gelin Meral'in 25 Nisan 2002 tarihinde yaptığı Türk-İş Başkanlar Kurulu açılış konuşmasına bir göz atalım. "...Hükümet, IMF'nin ve Dünya Bankası'nın dayattığı şartları yerine getirdiği sürece, kriz belirli boyutlarda uzun süre devam edecektir. IMF, ülkemizin gündemine 24 Ocak 1980 tarihinde gelmiştir. 24 Ocak kararlarıyla hiçbir sorun çözülmemiş, yeniden krizler yaşanmıştır. Krizlere çözüm olarak getirilen 5 Nisan 1994 istikrar programını da krizler takip etmiştir. Ardından, halkımız yanlış bilgilendirilerek Gümrük Birliği'ne girilmiş ve ülkemiz Avrupa'nın 
açık pazarı haline getirilmiştir. Uygulanan IMF politikalarıyla gelinen nokta felakettir. Bugün ülkemizde yatırımlar durmuştur. Tarım ve hayvancılık çökertilmiştir. Yüz binlerce işyeri kapanmış, milyonlarca işçi işsizliğe ve açlığa terk edilmiştir. Ülkemizi işsizlik, yoksulluk, açlık ve en önemlisi, umutsuzluk sarmıştır. 2001 yılında milli gelir yüzde 9,4 oranında küçülmüştür. Hükümet halen IMF'nin dayatmalarına boyun eğmekte, yeni bazı sorunları gündeme getirmektedir. Yeni bir özelleştirme furyası hazırlanmaktadır. Kamu küçültülerek, devletin ana müesseseleri yok edilmek istenmektedir. Bunun anlamı, on binlerce işçinin işinden çıkarılması veya başka illere sürgün edilerek mağdur edilmesidir.." Yorumu size bırakıyorum. 

Bu konuyu bu noktada bırakıp gelin Atatürk'ün Mart 1922 tarihinde yaptığı konuşmaya bir göz atalım: 

"...Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en güçlü devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş, ittifak etmişlerdir . ..Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini etmişlerdir. .. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıkmıştır. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. İşte Türkiye de bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha gerilemiş ve düşmüştür..." (Kaynak : 'Hangi Atatürk', Atilla İlhan) 

Sevgili dostlarım, Bu sözler Atatürk tarafından 6 Mart 1922 tarihinde söylenmiş. Atatürk bugün yaşadığımız 'teslimiyetçilik' veya 'yumuşatılmış mandacılık' anlayışının Türk fikir dünyasına hâkim olduğunu ve ileride de olabileceğini o günlerde görmüş ve bu sözler ile Türk aydınını uyarmak gereğini duymuştur. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra 9 Eylül 1923 tarihinde CHP kurulmuş ve CHP'nin asıl amacı yukarıda Atatürk'ün tarif ettiği 'teslimiyetçilik' hastalığıyla savaşmak olmuştur. Şimdi size soruyorum bugün gördüğümüz CHP o gün kurulan CHP mi? Maalesef 'hayır'... Altı okun yanına bir ok daha eklenmiş ve bu ok hepsinden daha uzun. 'Uluslararası sermayeyi' temsil eden, 'sosyal devlet' kâğıdına sarılmış, daha önce birçok ülkeyi delip geçen ve son olarak hedefte tam bizi gören çok sivri bir ok... Benden söylemesi...


Radikalden alınmıştır

 
sayfa başına dön