|
|
Bush'un BM'deki konuşması, ülkesinden başka otorite ve Amerikan kanunlarının üzerinde kanun olmadığı mesajını veriyor
ABD'nin İmparatorluk
Hayalleri
Polly TOYNBEE
BM Genel Kurulu'nda Bush'un konuşması sırasında bir şey kesin olarak ortaya konuldu: ABD'den başka bir otorite yoktur, bu da ABD kanunlarından başka kanun olmadığı anlamına gelir. ABD Florida'daki karargâhını Katar'a taşıyarak mesaj verdi: Amerika savaş istiyor.
Bunlar sağ politikaların babası Charles Krauthammer'in ABD için ''eşi olmayan, şefkatli, imparatorluk'' dediği neo-muhafazakâr rüyasından fışkırıyor gibi. ABD'nin istediği, BM'nin onların isteklerini uygun bir Güvenlik Konseyi kararıyla ''ayin yaparak kutlaması''.
İşte orada duruyordu, dünyanın imparatoru olması pek de inandırıcı gelmeyen bu adam, Birleşmiş Milletler'in (BM) 190 ülkesine geleceğin nasıl olacağını anlatıyordu. Toplanan ülkeler imparatorluk döneminin dişleri dökülmüş Roma Senatosu gibi olmasalar da başkanları ve ülke temsilcileri şimdiye kadar hiç olmadıkları kadar kontrol altındaydılar: ABD Ordusu BM'nin tek askeri gücüyken aksi nasıl düşünülebilir?
Başkan Bush 'un dediğine göre ''bu, BM için zor ve belirleyici bir an'' ve kurumun gereksiz hale gelip gelmediğinin ortaya çıkması için bir fırsat.
Bush, gümüş başlı silahını nazik ve kibirli bir zorunlu kılış tavrıyla doğrulttu. Silahı BM'nin kafasına doğrulttuğu konusunda kimsenin bir şüphesi yoktu: Bana savaş yolunda destek verecek Güvenlik Konseyi kararını çıkar ya da yolumdan çekil, tek başıma saldırayım.
Kopyalanmış konuşma
Daha iyi dönemlerin daha iyi başkanlarından ödünç alınmış cesaretli ve iyi bir konuşmaydı. Filistin için kesin ve kalıcı bir barıştan söz etti. ABD'nin UNESCO'ya sürpriz dönüşünden bahsetti. Dünyada yaşanan açlık, yoksulluk ve hastalıklara, ABD'nin vaat edebileceği ticari ve sağlık hizmetleri yardımlarına değindi. Sözleri, geçen yıl ikiz kulelerin yıkılmasından hemen sonra yaptığı konuşmayı andırıyordu. O zaman tüm dünya ona büyük bir sempatiyle bakmış, yaşanan bu büyük depremin onu gerçek bir enternasyonalist yapacağını ummuştu. Ancak bu kez en iyi metin yazarı bile geçen yılın abartılı ''hitabet sanatı'' ile ardından ortaya çıkan gerçek arasındaki uçurumu örtemezdi.
Belki de konuşma, çizgili kıyafetiyle odada oturan Hamid Karzai 'ye yönelikti. Ancak, ABD'nin Afganistan'da yeniden yapılandırma konusundaki sözlerini savaş sonrasında yerine getirmediğini hatırlattı. Bush savaş sonrası Irak için de Afganistan için söylediklerini tekrarlıyor gibiydi: Barış içinde ve demokratik bir toplum. Afganistan'daki savaş Taleban'ı kovmak için gerekliydi. Ancak Taleban'ın kovulması kadar kalıcı güvenliği ve refahı sağlamak da -eğer demokrasinin köktencileri yenebileceğini göstermek isteseydi- önemliydi. Kyoto'dan Johannesburg'a, nükleer denemelerden çelik kotalarına geçen yılki konuşmadan bu yana çok şey oldu.
Durum böyle de olsa iyi sözler daima kötülere tercih edilir. En azından başkanın toplantıda olması bile kayda değerdi. Bir ay önce Beyaz Saray'dan gelen çatlak seslerden eser yoktu. Şahinler, imparatorlarının BM desteğini almak için tatlı, ezilip büzülen bir üslup kullanmasına asla izin vermezlerdi. Tony Blair' in Colin Powell 'ın BM Güvenlik Konseyi kararı gerektiğine yönelik tezini güçlendirdiğini de kabul etmek gerekli.
Maalesef, ABD'de çıkan yorumlarda Bush'u BM'nin ayağına götüren şeyin nedeni olarak Cumhuriyetçiler'in parti içi kavgaları gösterilirken Blair'in adı bile geçirilmedi. Halbuki Bush bunun için yüksek bir bedel ödedi. Avrupa'nın diğer ülkeleriyle arayı açtı ve Bush'un oyuncağı olarak bağımsızlığını ve onurunu kaybetti. Tüm bunlara değer miydi? Ancak, sonunda bu savaş başarılı bir şekilde önlenebilirse. Şu anda bile ABD'nin savaşa yönelik gereksinimlerini içeren bir BM Güvenlik Konseyi kararı üzerinde (özellikle silah denetçilerinin Irak'a dönmesi için) çalışılıyor. Yoksul ülkelere yardım vaatleri yapılıyor.
Amerika savaş istiyor
Muhalefet yapan Rusya'yla ise daha çok Çeçen öldürme konusunda izin verilme yoluyla bir anlaşmaya gidilebilir. Florida'daki karargâhın Katar'a taşınması da daha yüksek sesle bir mesaj veriyordu: Amerika savaş istiyor, Amerika ''savaş'' demek istiyor. Savaşı önlemenin tek yolu, Saddam 'ın Güvenlik Konseyi'nin kararları doğrultusunda silah denetçilerinin yeniden ülkesine girmelerine izin vermesi. ABD'nin savaşa kararlı olduğu, Saddam'a, eski silah denetçilerinden Scott Ritter dahil herkes tarafından açıkça söylendi. Dick Cheney ve Rumsfeld 'in gözlerinin içine bakması yeterli.
Afganistan, Kosova ve Sierra Leone'deki savaşları onaylayanlar için Irak'ta köle haline gelmiş halk isteklerine ulaşmak için bir araçtan başka bir şey değil. Baba Bush 1991 yılında Bağdat'a yönelik saldırı düzenlediğinde geçerli nedenleri vardı. Bu nedenler de hiç değişmemiş şekilde yerli yerinde duruyorlar. Başka deyişle yıllardır ortadalar. Saddam'ın Bağdat'taki seçkin birlikleri ABD'yi çok ciddi kayba uğratabilirler. Öldürücü yöntemleri arasında mutlaka sinir ve şarbon gazı kullanacaktır. Irak bölünebilir, Şiilerin toprakları İran'a geçebilir, rezil bir yönetimi bastırmak isterken bir diğeri güçlendirilmiş olur. Afganistan ABD'nin ilgisini bir kısa yıl için bile çekemediyse daha komplike durumda olan Irak'ta uzun vadede nasıl gelişme olur? Terörü ateşlemek, gelecek kuşakların terörist yetişmesinde katkıda bulunmak, tedavisi hastalığından daha kötü gibi görünüyor.
Bush ve Blair bu işe son vermek için seslerini yükselttikçe konunun inandırıcılığı o kadar azalıyor. Neden şimdi? Yanıt verilmesi güç olan soru bu. Bir devletin etki alanını genişletmesini önlemeye yönelik politika iyi çalışıyor: Çok az sayıda gözlemci Saddam'ın hava sahası kapalıyken ve kafasına bombalar yağarken bir şeyler yapabileceğine inanıyor. Bush'un amacı nedir? Bu gizliliğini koruyor.
ABD'de eğer tehlike kesin görünmüyor, bulutlu ve uzakta görünüyorsa bu oy getiren bir durum değildir. Irak'a karşı operasyonun riskleri korkutucu, maliyeti de her geçen gün artıyor. Borsa düşerken, petrol fiyatları yükseliyor. ABD'li şirketler Saddam'ın petrolünü istiyorsa, yönetim savaş yerine barış yapmalı ve şirketlere anlaşmalarında yardımcı olmalı.
Eşi olmayan imparatorluk hayali
Hayır, bunlar sağ politikaların babası Charles Krauthammer 'in ABD için ''eşi olmayan, şefkatli, imparatorluk'' dediği neo-muhafazakâr rüyasından fışkırıyor gibi. BM Genel Kurulu'nda Bush'un konuşması sırasında bir şey kesin olarak ortaya konuldu: ABD'den başka bir otorite yoktur, bu da ABD kanunlarından başka kanun olmadığı anlamına gelir. ABD'nin istediği, BM'nin onların isteklerini uygun bir Güvenlik Konseyi kararıyla ''ayin yaparak kutlaması'' . Ancak bu gerçek Amerika değil. Küçük bir tarikat imparatorluk için savaşıyor. Bazı Cumhuriyetçiler buna direniyor, durum böyleyken Tony Blair onlarla ne yapıyor?
cumhuriyetten alınmıştır
|
|
|