Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Siyasette Ahlak 

Dr. Ergun GÖKNEL

3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak Milletvekili seçimleri kesinleşti. 18 Nisan 1999 yılı seçimlerinde tüm siyasi partileri seçim konuşmalarında ve programlarında üstüne basarak belirttikleri “Milletvekili Dokunulmazlığının Kaldırılması” konusu büyük bir olasılıkla bu defa da seçim konuşmalarına malzeme olacak. Dört yıla yakın süren çalışmaları sırasında Partilerin ve Milletvekillerinin bu konuda kayda değer bir ilerleme  için uğraşmadıklarını seçmen herhalde hatırlayacaktır.

 Seçim konuşmalarının ana konularından bir tanesinin de “yolsuzluk” ve “devlet gelirlerinin harcanmasındaki dürüstlük” olacağı kesin. Belki de bu iki konu birlikte kullanılacak.

 Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal sistemindeki en büyük eksiklik, moda söylemle “kara delik”, herhalde siyasetin finansmanı. Bu eksiklik dört başı mamur şekilde giderilmedikçe de, ülkemizde “temiz toplum” özlemi devam edecek.

 Zaman zaman söz konusu edilen “Siyasal Etik Yasası” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilse dahi, kişilerin ve de toplumun anlayışı değişmedikçe, tek bir yasanın veya birkaç yasanın çıkarılmış olması uygulamada fazla bir değişiklik getirmeyecektir.

 Siyasal düzenin dürüst ve temiz bir sistem içerisinde yürümesi için tabii ki bir dize yasa gereklidir. Fakat esas olan bu yasaların önce siyasetçi sonra da toplum tarafından tam anlamıyla benimsenmesi ve de sindirilmesidir.

 Siyasal partilerin ve parti yöneticilerinin, milletvekillerinin seçim döneminde veya seçim dönemi dışında yaptıkları harcamaların tümüyle açıklanması ve her isteyen için erişilebilir olması kusursuz bir sistem için son derece önemlidir. Özellikle seçim dönemlerinde yapılan bağışların kamuoyunun incelemesine açık olması gereklidir. Ancak bu ön koşullar yerine getirildikten sonra siyasi ahlaktan söz edilebilir.

 Siyasal ahlak ve dürüstlük söz konusu olunca akla ilk gelen çoğunlukla maddi dürüstlük olmaktadır. Siyasetçinin en önde gelen görevi toplumsal kaynakları en etkin biçimde gene toplum için kullanmaktır. Ülkemizde seçimle gelen yöneticiler, özellikle yerel yöneticiler için kamuoyunda oldukça yaygın bir söylem de,” Adam rüşvet alıyor ama, çok iyi ve faydalı işler de yapıyor” sözleridir. Bu cümlenin insanların bilinç altındaki uzantısı, “Bizim işimiz görülsün de, zarar yok rüşvet de veririz” kavramıdır. Ve işte bu kavramın tümüyle insanların düşünce sisteminden kazınması gerekir. Aksi halde çıkarılacak yüzlerce yasanın hiçbir faydası olamaz. Ayrıca yasal olan her şey de siyasetteki ahlak anlayışı için yeterli olmayabilir.

 3 Kasım seçimlerinin adayları belli oldu. Yukarıda yazdıklarımız doğrultusunda kısaca gözden geçirelim:

 Malatya bağımsız adayı Oral Çelik. Kendisi hakkında herhangi bir yorum ve açıklama gereği yok.

 Siirt bağımsız adayı Fadıl Akagündüz. Nam-ı diğer Jet Fadıl. Yurtdışında çalışan vatandaşların küçük tasarruflarını çeşitli vaatlerle alan ve bu konuda hakkında sayısız dava açılan bir iş adamı (?!!).

 Bir de son kamuoyu araştırmalarında ciddi oy alacakları belirlenen siyasi partilerden iki tanesi var.

 Genç Parti ve Genel başkanı Cem Uzan. Seçime katılma hakkını kazanmış diğer bir siyasi partinin ele geçirilmesi sonucu 3 Kasım seçimlerine katılabiliyor. Bu ele geçirme olayında harcanan  paranın kime, ne amaçla ve nasıl verildiği konusunda basın organlarında çeşitli iddialar yayınlandı. Bu iddialar da halkımız tarafından herhalde okundu. Genel Başkan Cem Uzan’ın Motorala ve Nokia ile olan ilişkileri yalnızca Türkiye’de  değil, uluslar arası mahkemelerde de dava konusu oldu ve olmakta devam ediyor. Fakat ne görüyoruz ? En güvenilir kamu oyu araştırmaları halkımızın bu partiye yüzde on seçim barajını aşacak kadar oy vereceğini gösteriyor.

 Gelelim şu anda en fazla oy alacağı tahmin edilen AK Partiye ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a. Hakkında on kadar Ağır Ceza davası yürütülmekte. Sadece Genel Başkan değil, fakat onun İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı döneminde, Belediyede çeşitli  üst görevlerde bulunmuş on üç kişi de aday listelerinin seçilebilir yerlerinde bulunmakta. Böylece hepsinin uzun süre dokunulmazlık zırhına bürünerek korunmaları garantilenmek istenmekte.

 Kamu oyu araştırmaları doğru çıkarsa bütün bu kişiler ve ayrıntıları bilemediğimiz için burada yazmadığımız daha niceleri saygın birer milletvekili olarak Türkiye Cumhuriyetini yönetecekler.

 Neden ? Çünkü halkımız henüz bireyler olarak kendisi de evrensel ahlak kurallarını benimsemiş ve hatta kabul etmiş değil. Bireylere sunulan ufak çıkarlar (rüşvetler ?!!) yukarıda saydığımız kişilerin adaylıklarını ve hatta milletvekilliklerini olağan gösteriyor ve insanlar kendi kazanacaklarını (?!!) evrensel ahlak kurallarının üzerinde görüyorlar.

Dürüstlük kapsamı içerisinde “siyasal dürüstlük” kavramının da görülmesi son yıllarda yerleşmeye başlamıştır. Daha yirmi beş yıl öncesinde ve sonraki yıllarda siyasal iktidarın elde edilmesi için yapılan milletvekili transferleri ve bu milletvekillerine sağlanan mevki ve menfaatlerin unutulmaması gerekir. Bugün seçmenin yüzde kırkı için, oy verirken göz önünde tuttuğu en önemli faktör “dürüstlük” ise, yalnızca maddi dürüstlük değil, siyasal güç kazanmak için yapılan, siyasal ahlak dışı, uygunsuz olarak adlandırılabilecek hareketlerin de değerlendirilmesi çok önemlidir.

 Parti içi iktidar için delegelere veya diğer üyelere tanınan çıkarların en önde geleni “iş” olmaktadır. Ülkemizdeki işsizlik ortamında kişilere “devlet kapısında” sağlanan iş son derece önemli bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Doğal olarak iş temini sırasında öncelikle işe alınan kişinin siyasetçiye yakınlığı ve siyasal güvenirliği önemlidir. Liyakat hiç söz konusu olmamakta veya tümüyle geri planda kalmaktadır.  Ek olarak, akrabalık ve hemşerilik ilişkileri, feodal ve mezhepsel aidiyet kavramları siyaseti ağır şekilde etkilemektedir. Tüm bu unsurlar bireysel çıkarların toplum çıkarlarının önüne çıkmasına sebep olmakta, dolayısıyla siyasal dürüstlük ve ahlak ikinci plana itilmektedir.

Her kural dışı hareket ortaya çıktıktan sonra, daha sert kuralların gerekli olduğu düşünülür. Ve de daha sert kurallar yürürlüğe girer. Ancak yaşananlar göstermiştir ki, aşılamayacak ve aşılmayan hiçbir kural yoktur. Tek geçerli olan insanların kendi kendilerine koydukları ahlak kurallarıdır. Bu kurallar işlemedikçe ve de bireylerin kendilerini bağladıkları ilkeler belirli bir süre içerisinde toplum tarafından kabul edilmedikçe, tüm yasa dizileri yeterli derecede etkili olmayacaktır. 

 

 
sayfa başına dön