Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Borçlunun Duacısı 
Alacaklısıdır 

 
Özgen ACAR

Geçen hafta bu köşede Uluslararası Para Fonu'nun (UPF) 2. Başkanı Prof. Dr. Anne Krueger 'in bir önerisine yer vermiştik. Türkiye'de 1970 devalüasyonunun mimarı, daha sonraki yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'nde ekonomi dersleri veren Krueger, özetle şöyle diyor: ''Nasıl özel kişiler, özel kurumlar iflas ediyorsa, egemen devletler de iflas edebilmeli. İflas durumunda nasıl özel kişiler, özel kurumlar için her ülkede çeşitli yasalar uygulanıyorsa, iflas eden egemen devletler için de uluslararası uygulamayı öngören bir düzen zorunludur.'' 
Krueger'in ''Egemen Borçların Yeniden Yapılanması Çarkı (EBYYÇ)'' önerisini içeren 40 sayfalık raporu değişik tepkilere yol açtı. Rapor, Nisan 2003'te UPF toplantısına katılacak 184 ülkenin onayına sunulacak. ''Borçlunun duacısı alacaklısıdır'' atasözünde olduğu gibi, uluslararası alanda da alacaklılar; Arjantin, Brezilya, Bolivya, Rusya, Türkiye gibi ülkelere verdikleri borçlarını zamanında, tam olarak geri alma konusunda gece gündüz dua ediyor, olmalılar. 
Gelişmekte ekonomik sıkıntı içinde olan ülkeler, 1980'li yıllardaki gibi uluslararası finans kurumlarından borç alma yerine 1990'lı yıllarda tahvil çıkartarak Wall Street'ten taze para bulma yoluna gittiler. Tahvil piyasasındaki alış veriş; en düşük, ancak en sağlam ABD hazine bonoları ile Güney Amerika ülkelerindeki çok yüksek iç borçlanma koşulları arasında değişiyor. Tahvil piyasasında beş yıl önce 106 milyar dolarlık net sermaye aktarımı yapılabilirken, geçen yıl bu rakam 45'e, bu yıl da 29 milyar dolara düştü. 

Bu durum borç bulma ile ödemede uluslararası kredi piyasasında kısır döngüye yol açtı. Borç verenler yeni koşullar aradıkça, ''borç yiyenler de keselerinden yemeye'' başladılar. Şu anda piyasada Arjantin'in çıkardığı 80 çeşit tahvil bulunuyor. Geçen pazar seçim yapılan Brezilya'nın bu ay sonuna değin 800 milyon dolarlık borç taksitini zamanında, tam olarak ödeyip ödeyemeyeceği merak ediliyor. Krueger, paniği önlemek için, zarara da ortak ederek alacaklıların da haklarını korumak için bir çarkın kurulmasını öneriyor. 
Dünyadaki borçlanmanın özünü ise Dünya Bankası'nın başekonomisti Nicholas Stern şu sözlerle ortaya koyuyor: ''Zengin ülkeler, küresel zenginlik için savaş verirken gerçekte gelişen ülkelerin pazarlarına girmeyi amaçlamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Fakir ülkelere, 'Açık pazar ekonomisi uygulayın' telkini yaparken, kendi özel çıkarları için koruyucu önlemler koyup ikiyüzlü davranıyorlar.'' 
Krueger'in çarkına tepkiler 
Krueger'in önerisine her çevreden değişik tepkiler geldi. Bu tepkileri şöyle özetleyebiliriz: 
1 . UPF, borç dünyasında bu çarkla daha da güçleniyor. Bankerler ile ülkelerin siyasa adamlarından gelen bu tepkiye göre UPF, bir anlamda icra-iflas mahkemesi gibi bir yetkiye sahip oluyor. Borç verdiği için UPF ile özel bankalar arasında bir çıkar çatışmasından söz ediliyor. Bankerler, Krueger'in çarkıyla tahvil alacaklılarının var olan haklarının kamulaştırılacağını savlıyorlar. Krueger, çarkta kararı UPF'nin değil, (örneğin yüzde 60 gibi bir çoğunlukla) alacaklıların vereceğini söylüyor. 

2. Tahvil satın alacaklılar, iflas olasılığında paralarını tam olarak geriye alamayacakları için yüksek faiz oranını başlangıçta uygulamaya başlayacaklar. Bu durum, borçlanma maliyetini yükseltecek, ekonomik sıkıntı içindeki ülkelerin yükü daha da ağırlaşacaktır. 

3 . Sağlam borçlu ülkeler de bu maliyet artışından olumsuz etkileneceklerdir. Krueger'in koşullarının etkili olabilmesi için tüm ülkelere uygulanması gerekiyor. Ancak, bu uygulamayla sağlam borçlular, öteki çürük borçluların yükünü de gereksiz yere yüklenmiş olacaklardır. Krueger cephesinin yorumu ise herhangi bir ülke içinde iç yasalara göre tüm alacaklılar ile borçlulara aynı uygulama yapılıyorsa, neden bu uluslararası piyasada da uygulanmasın? Kaldı ki küreselleşmenin amacı iç-dış ayırımını kaldırmak değil mi? 
4. İflas olasılığında, durum öncelikli olarak dış borçları çarkın kapsamına alıyor. İç borçları ise dışlıyor. Bu durumda ortaya bir eşitsizlik çıkarken, borçlu ülkelerin de siyasal bağımsızlığını baskı altına almış oluyor. Egemen borçlar denilirken ülkenin egemenliği de ister istemez uluslararası iflas masasına devrediliyor. Bir ülkeye borç verme aşamasında UPF'nin ne kadar kök söktürdüğünün en iyi tanığı Türkiye'dir. Bir de iflas durumunda karşılaşılacak siyasal baskılar ile bu çarkın egemen oluşundan söz edilebilir mi? Osmanlı borçları için uygulanan ''Düyunu Umumiye (Genel Borçlar)'' benzeri bir kurumsal çark yaratılarak borçlu ülkenin egemenliğine ipotek konulurken, UPF de haciz memuru rolünü üstlenmiş oluyor. 

5. Tahvillerden alan küçük yatırımcılar ister istemez artık güvensiz kâğıtlara uzak duracaklardır. Küçük alıcılar, icra-iflas masasındaki oylamada büyüklerin dediği olacak, küçükler güç durumda kalacak, diye tepki gösteriyorlar. 
6. Bu arada tahvil piyasasındaki çürük alacaklılardan da tepki geliyor. Bunlar, daha çok kapkaç iş yapan, fazla araştırma yapmadan tahvil satın alan, borç veren mali kuruluşlardır. Bunlar, genel bir disipline girmek, gerekirse zararı paylaşmak yerine özel ilişkilerini kullanarak yüksek faizle kısa vadeli borç veren uluslararası tefecilerdir. 
Krueger'in bilinçaltı! 
Osmanlı ilk borcunu 1591'de askere aylık vermek için tüccardan aldı. İlk dış borca 1850'de karar verildi. Londra'da imzalanan anlaşmayı Abdülmecit onaylamadı. Anlaşmanın tek yanlı bozulduğu gerekçesi ile Osmanlı 2.2 milyon Frank tazminat ödemek zorunda kaldı. 
İlk dış borç 1854 Kırım Savaşı'nda, yüzde 80 ihraç fiyatlı, yüzde 6 faizli, yüzde 1 amortismanlı olarak 3 milyon Sterlin alındı. Mısır'daki Müslüman olmayan halktan ''cizye'' adıyla alınan vergi karşılık gösterildi. 1856'da Osmanlı Bankası kuruldu. 1860'ta bir Fransız banker, 6 milyon Frank komisyon karşılığında 400 milyon Frank tahvil satılmasını önerdi. Bazı gümrük maddelerinin, tuzlu balığın, Bulgaristan'daki gülyağının, Bursa ipeğinin gelirleri borca karşılık gösterildi. 800 bin tahvilden ancak 102 bini alıcı buldu. 1874-75'e gelindiğinde bütçenin 17 milyon liralık gelirinin 13 milyonu dış borç ödemelerine ayrılmıştı. O tarihte 14 değişik tahvil çıkartılmıştı. 

6 Ekim 1875'te Osmanlı hükümeti, borçlarını ödemekte ''acze düştüğünü'' açıkladı. Alacaklılar protestolara başladılar. Bosna Hersek isyanının ardından yitirilen Rus savaşı nedeniyle Çar'a 35 milyon lira savaş tazminatı ödenmesi Bab-ı Âli'yi güç durumda bıraktı. (1994-2001 ekonomik bunalımlarında Körfez Savaşı'nın 44.5 milyar dolarlık yükünün etkisi yok mu?) İç borçlar da ödenemez oldu. Galata bankerlerinden kısa vadeli, yüksek borçlanmalar başladı. 1879 tarihli ''Rüsumu Sitte (Altı Vergi)'' anlaşması ile altı vergi geliri karşılık gösterilerek, Düyunu Umumiye yolu aralandı. 1880'de hükümet, alacaklıları İstanbul'da toplantıya çağırdı. 20 Aralık 1881 Muharrem Kararnamesi alacaklılar ile anlaşmayı sağladı. Kararname, 1858-79 yılları arasındaki 5.4 milyarlık borçlanmayı ödemeyi yönetmek amacıyla ''Düyunu Umumiye-i Osmaniye Meclis-i İdaresi'' kuruldu. Kurul, İngiliz-Hollanda alacaklıları adına bir, Fransız, Alman, Avusturya, İtalya'dan birer, Osmanlı iç borçları, Galata bankerleri, Osmanlı Bankası adına bir olmak üzere altı temsilciden oluştu. (Krueger'in önerisinin bundan farkı ne?) Osmanlı 1903 yılına kadar dokuz kez daha borçlandı. 
Osmanlı'nın önerisi üzerine o tarihte (Krueger'in önerisinde olduğu gibi) tüm ''egemen borçları'' tek bir tahvilde toplayacak ''yeniden yapılanma çarkı'' devreye sokuldu. Bugün İstanbul Erkek Lisesi olan binada çalışan Düyunu Umumiye Yönetimi'nde 1912'de 9 bin kadar memur çalışıyordu. Balkan, 1. Dünya Savaşları Osmanlı Devleti'nin çöküşünü hızlandırdı. 

16 Ekim 1922'de TBMM, Osmanlı'nın yeni borçlanmasına karşı çıktı. Nisan 1923'te İstanbul Gümrüğü gelirleri Ankara hükümetine geçti, Düyunu Umumiye'ye son verildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı borçlarını kabul etti. İlk taksitini zamanında, tam olarak 1.4 milyon Sterlin ödedi. Ankara, Osmanlı borçlarının tümünü ödemeyi, ilk borçtan tam yüz yıl sonra, 1954'te noktaladı. 
Yıllarını Ankara'da Merkez Bankası'nda, İstanbul'da Boğaziçi Üniversitesi'nde geçirdiğini anımsadığımız Krueger'in önerisini okuyunca aklımıza bir iki soru geldi: ''Acaba UPF 2. Başkanı Krueger, 'yeniden yapılanma çarkı' önerisinde Düyunu Umumiye Yönetimi'ni mi örnek aldı? Bu çark, bilinçaltına acaba Türkiye'de bulunduğu yıllarda mı girdi?'' 



 
sayfa başına dön