Yayın Yönetmeni'nden
Günleri sayıyoruz. Bayrama ne kadar kaldığını hesaplamak için
değil, savaşa ne kadar kaldığını hesaplamak için gün sayıyoruz.
Hükümetimiz ve allı pullu medyamız dehşetli bir yutturmaca içindeler.
Türkiye savaşa katılmayacakmış. ABD Türkiye'deki üslerini
kullanmak için Türkiye Cumhuriyeti'nden izin isteyecekmiş. Henüz
böyle bir talepte bulunmamış. Talepte bulunursa hükümetimiz bu
talebi düşünecekmiş. Miş miş de miş miş. Irak
konusunda bir derlemeyi bu sayımızda okuyacaksınız. Ve ABD'de
yayınlanan bir yazıyı da okuyacaksınız. Adamlar açık açık Türkiye
savaşa girmek zorunda, eli mahkum, çünkü ABD'ye borçlu diye yazıyorlar. *** Geçen
gün tv ekranlarında "bağımsız" içişleri Bakanı
Muzaffer Ecemiş konuşuyordu. Bakana göre poliste işkence münferitmiş.
Ayrıca yapanlar da cezalandırılıyormuş... Ben
kendimi bildim bileli hangi parti olursa olsun seçimlerde gelen bağımsızlar
dahil İçişleri Bakanlarını hep aynı tornadan çıkmış olarak
görürüm. nedeni de son bakanın demecindekine benzer laflardır.
Gazi Osman Paşa'da 17 yurttaş polis kurşunuyla ölmüştür.
yani polisler 17 yurttaşı öldürmüştür. TV'lerde
filmleri gösterilmiş, basında fotoğrafları çıkmıştır. Ama
ne hikmetse katil polisler bir türlü yakalanamamış, ceza almamıştır. Evrensel
Gazetesinden Metin Göktepe polis tarafından öldürülmüş, fakat
bir türlü öldüren polisler cezalandırılamamıştır. Faili
meçhul cinayetlerin sayısı binleri geçmektedir. Bunlardan kaçının
polis ya da devletin güvenlik güçleri denilen gruplar tarafından
öldürüldüğü bilinmemektedir. Yine
yüzlerce yurttaş karakollarda, nezarethanelerde kaybolmuşlardır. Kaybedilmiş
çocuklarını, eşlerini, babalarını, analarını arayan
"Cumartesi Anneleri" polis copuyla yerlerde sürüklenerek
nezaretlere atılmıştır. Polisin bu çalışması(!) tv ekranlarından
rahatlıkla seyredilmiştir. YÖK'e
karşı çıkan üniversite öğrencileri, sendikal hakları için gösteri
yapan memurlar, işçiler polis tarafından kıyasıya coplanmış,
tekmelenmiş, yerlerde sürüklenmiştir. Bunu da tv ekranlarında bütün
yurttaşlar seyretmiştir. Ve o sırada hangi İçişleri Bakanı
olursa olsun devletin işkence yapmadığını, devletin güvenlik güçlerinin
taktire şayan çalışmalar içinde olduğunu söylemiştir. Polis
kökenli İçişleri Bakanı Sadettin Tantan döneminde bine yakın
çevik kuvvet polisi ellerinde silahlarını sallayarak devlet ve hükümet
aleyhinde sloganlar atmışlardır. Bu da tv arşivlerinde durmaktadır. Daha
geçen gün "AB Uyum Yasaları" gereği polislere insan
hakları anlatılırken başta İstanbul Emniyet Müdürü olmak üzere
rütbeli polisler deri anlatan profesöre "böyle yasa
olmaz" diye karşı çıkmışlardır. Bunu da tv'lerde
seyrettik. Biz
acaba "bağımsız" İçişleri Bakanımızın dediği
gibi hukuk devleti miyiz, yoksa polis devleti mi? Ne dersiniz.
|