Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

 

(YENİ)  TKP İÇİN

Müzeyyen Fahri

 

“Sosyalist Partiler toplumun yaşantisi dar bogazlara girdigi ve gelişmesi sürekli aksadigi zaman kurulur. Yani sosyalist Partiler bir fantezi olarak kurulamaz. Sosyalist Partiler toplumda objektif bir ihtiyacin belirlemesi sonucunda  kurulur.” 

 

Sosyalist Parti’ nin (sonradan SDP)  kuruluş toplantisinda  M.A.Aybar konuşmasina bu saptama ile başliyordu. 1975 yilinda yapilan bu açiliş (kuruluş) konuşmasi aslinda artik iyice ayrilan yollarin partileşme düzeyinde tescilinin de yapilmasiydi. 12 Mart  faşizminin üstünden kisa bir süre geçmiş olmasina karşin sol hareketin Aybar tarafindan önerilen birleşmişligi saglanamamiş ve sanki hiç sikintili bir dönem yaşanmamişcasina  5  “Sosyalist Parti” birden kurulmuştur. Görüldügü gibi bugünden pek de farkli degil. Zaten M.A.Aybar’da bunu bir biçimde vurguluyor : “ Önce şunu belirtelim : sol hareket partiler kuruldugu için bölünmemiştir, solda görüş ayriliklari bulundugu, hizipleşmeler oldugu için ayri partiler kurulmuştur...ve bize özgü degildir...Bölünmeler, hizipler sosyalizmin tarihi ile yaşittir...Durum bu. Bizde de, dünyada da bir degil bir çok sol parti var. Sosyalizmde çok parti adeta bir kural. (ayni konuşma)”

 

İşte yaklaşık 30 yıl öncesinde yapılan bu saptamanın ışığında, her şeyi yeniden keşfetmemek için, bu partinin yani Sosyalist Devrim Partisinin bazı özelliklerinden söz edeceğiz. Zira artık yumurtayı kırmadan dik tutmanın bir yolu olmadığını kabul etmek ve cambazlıklarla,  gerçeklik dışı yaklaşımlarla oyalanmamak zorundayız. Örneğin SDP ‘nin kuruluşu yeniden Marx’a dönme girişiminin en önemli parçasıdır. Örgütlenme sorununa Marx sonrası Marx’a eklemlenmiş yapılarla değil, doğrudan Marx’ tan yola çıkılarak bakılması gerektiğini söylemektedir. Ve hiç de haksız olmadığı yaşadıklarımızla ortadadır. Şöyle diyor bu konuda Aybar : “ Marx, “Fransa’ da  Sivil Savaş”  adlı kitabında ve Kugelmann’a yazdığı 12 Nisan 1871 günlü mektupta, bunu en açık biçimde belirtmektedir : ‘İşçi sınıfı hazır bulduğu bir devlet mekanizmasına sadece el koymak ve onu öz amaçları için kullanmakla yetinemez...Fransa’da gelecek devrim şimdiye kadar olduğu gibi devlet mekanizmasını başka ellere devretmeyecek, bu makineyi yok edecektir...Kaldı ki yapısı bakımından da bu makine proletarya iktidarına hizmet edemez...İşçi sınıfının ilk iktidarı olan Paris Komünü , ilk iş olarak bu makineleri kırdı yok etti. Artık bundan böyle topluma hizmet için bir takım yetkilerle donatılmış kişiler,toplumun üstünde varlıklarmış gibi davranmayacaklardı. Toplum işlerini işçi sınıfı kendi aralarından seçtikleri ve her an azledip işten çekebilecekleri görevliler görecekti. Bunların maaşları bir işçinin ücreti kadardı. Böylece  makam, memuriyet peşinde koşma hastalığından da kurtulunmuş olacaktı. Marx, Paris komününün kararnamelerle yürürlüğe koyduğu bu kuralları sosyalist devrimin temel koşulları haline getirdi.... Paris Komünü örneğinde olduğu gibi işçilerin, köylülerin emekçilerin kendi aralarından seçtikleri temsilciler hem yasaları yapacaklar, hem de uygulayacaklardır. Uygulamadaki aksaklıkları yakından izlemek olanağı bulacaklar ve seçmenler karşısında sorumlu olduklarından bunlar tarafından her an temsilcilikten af edilebileceklerdir.. (ve bu yüzüyle) Proletarya diktatoryası gerçek bir demokrasidir...”  -Sosyalist Yol 5/1975-

 

Bunun önemi Aybar’ ın  “iktidara yönelecek olan aygıt -parti- iktidarın biçimini de belirlergerçeğindedir. Zira bu açıdan bakıldığında (Marx’tan) , örgüt sorunsalı haline getirilmiş  olan “bilinç, bilinçlendirme,aydın, öncü aydın, öncü, öncü işçi” gibi terim veya kavramlar ayrılaşmaya ve sosyalistler arasında  değişik yorumlanmaya başlamıştır. Elbette peşi sıra “oportünist, revizyonist, troçkist alçak, karşı devrimci” suçlamaları ile birlikte yürüyen bir süreçtir bu. Hesaplaşilmasi gereken bir süreç. Işte Türkiye Işçi Partisi  (TIP)  ve onun ilkeleri daha berraklaşmiş olan Sosyalist Devrim Partisi (SDP) programlari bu görüşle yazilmişlardir. SDP programi bu ilkeler açisindan daha berrak ve açiklayicidir. Örnegin programin IŞÇI SINIFI  VE POLITIK BILINÇ başlikli bölümü artik itiraz edilemeyecek biçimiyle temel metindir, dikkatle okunmasi gereken bir metin :

Sosyal sınıflar, insanların iradesi dışında belirli üretim biçimlerine bağlı olarak kendiliklerinden doğar. Gerçekten de teknik-ekonomik gelişme ve ilerlemeye bağlı olarak işbölümleri biçimleri belirir. Toplumda bir farklılaşma, bir tabakalaşma olur ; bir azınlık geniş yığınları çalıştırmak, çalışanların ürettiği şeylerden aslan payını almak ve çalışanları buyruğu altında tutmak olanağına kavuşur. Üretime doğrudan katılmayan bu azınlık çalıxşmayı yönetir ve kamu işlerine bakar. Başkalarına buyurma hakkına sahip olur. Kısacası bu azınlık baskın ve yönetici sınıf, ekonomide, politikada, eğitimde ve ideolojide baskın olan ve bunun bilincini de taşıyan sosyal gruptur. Karşısında sjömürülen ve baskı altında tutulan emekçiler sınıfı vardır. Bu çıkarları birbiriyle çelişen iki sınıf, aynı üretim biçiminin yarattığı ve yaşamaları birbirine sıkı sıkıya bağlı sosyolojik varlıklardır.

Demek ki, sınıflar, teknik-ekonomik ilerleme nedeniyle, buyurma yönetme işlevinin buyrukları yerine getirme işlevinden ayrılmasından doğar. Teknik-ekonomik ilerlemenin her ilerleme aşamasında belirli bir sınıf üretim araçlarının mülkiyetine sahip olur ; çalışmanın genel yönetimini tekeline alır ve doğrudan üreticileri üretimin basit araçları haline getirir. Çalışma koşullarını egemence saptadığı için de üretilen şeylerden aslan payını alır. ‘dağıtımın bu eşitsizliğinde sınıfların farklılığı ortaya çıkar.’ Bir yüzü sömürü ve baskınlık, öteki yüzü sömürülme ve baskı altında olma olan sosyal ilişkilerin birbirine bağladığı iki karşıt sınıfın varlığı ve mücadelesi tarih boyunca tüm üretim biçimlerinde rastlanan bir olaydır. Kapitalist toplumlarda ise bu mücadelenin daha bilinçli olarak yürütüldüğü görülmektedir.

Toplumların bir üretim biçiminden daha üstün bir üretim biçimine geçerek ilerlemeleri, varlıkları birbirine bağlı bu iki sınıfın mücadelesinden doğar. Bir an gelir ki, yürürlükteki mülkiyet rejimi üretim güçlerinin gelişmesini engellediğinden yeni üretim ilişkilerine geçilmesi zorunlu olur. Çalışan sınıf, sömürülen ve baskı altında olan emekçiler iktidara gelir, baskı ve yönetici sınıf        olarak üretim güçlerinin gelişmesini hızlandıracak yeni üretim ilişkileri, yeni mülkiyet rejimi getirirler. Ve böylece bir üretim biçiminden daha mükemmeline geçen insanlık boyuna ilerler. İşlevini tamamlayan sınıflar, yerlerini yeni sınıflara bırakırlar. Tarihin yasası böyledir. Ve iktidara geçen yeni baskın ve yönetici sınıf kendinden önceki sınıftan daha geniş bir tabana dayanır. İşçi sınıfı, köylüler ve emekçilerin iktidarı ise gelmiş geçmiş en geniş tabanlı iktidar olacaktır.

İşçi sınıfının bu sürecin açık seçik bilincine varması gerekiyor. Ama bu kolay olmuyor. İşçi sınıfının tarihsel işlevini kavraması ve gerçek çıkarının günlük çıkarlar arkasına koşmanın çok ötesinde bulunduğunu görmesi türlü nedenlerle engelleniyor. Önce bu açık seçik tarih görüşüne sahip olmak için belli bir eğitimden geçmiş olmasının gerekmesi işçi sınıfını engelliyor. Bir de yönetici durumunda olan sınıfın kendi ideolojisini dayatması işçilerin bağımsız düşünebilmelerine engel oluyor.

................................

Bu işçilerimizin çeşitli davranişlari, özellikle politik davranişlari ile ortaya çikiyor. Işçilerimiz çogunlukla hala karşi sinifin partilerine oy veriyorlar.

Burada bir noktaya değinmek isteriz. İşçi sınıfımızın henüz politik bir bilince kavuşmamış olması gerekçesi ile kimse kendini onun yerine koymak hakkına sahip olamaz. Sosyalist aydınlar işçi sınıfının yerini alamazlar. Bu sosyalizmin yadsınması olur. Bizi yeni bir aşamaya götürecek, sosyalizme geçirecek olan  temel çelişki işçi sınıfı ile burjuvazi arasındadır. Bundan dolayı sosyalizmin taşıyıcısı da gerçekleştiricisi de işçi sınıfının kendisidir. İşçi sınıfı henüz olgunlaşmamışsa sosyalizme geçiş de henüz olgunlaşmamış demektir. İşçi sınıfının yerini almaya kalkışmak değil; olgunlaşmayı hızlandırmak gerektir.

Bir başka sorun da şu: Işçi sinifi bilinçlenmesi, ayni zamanda ve tüm işçileri kapsayan biçimde olmuyor. Deneyler gösteriyor ki, işçi sinifinin mücadele eden kesimleri ve teknolojik iş bölümüne göre üç endüstri dallarinda çalişan işçiler daha çabuk bilinçleniyor. Kuşkusuz her kesimde arkadaşlarindan daha uyanik işçiler de var. Bu derece farklari göz önünde tutmak ve bilinçlendirmeyi hizlandirma işine bu uyanik işçilere egilmek gerekir. Bu konuda iç- öncü diyebileceğimiz işçi-aydın grubu ile dış-öncü adını verebileceğimiz ve sadece sosyalist aydınlardan ya da bürokratlaşmiş işçilerden kurulu grubu birbirinden kesinlikle ayırdetmeliyiz. Bilinçlenme işçi sinifina yabanci bir süreç degildir; olmamalidir. Bunun için bilinçlenme içeriden olacak ve bilinçli elemanlarla bilinçsiz elemanlar arasinda bilgi ve duygu aliş verişi biçimini alacaktir. Çünkü en bilinçsiz işçiden de aydinlarin ögrenecegi çok şey vardir ve aktarilmak istenen bilinç, aslinda işçi sinifinin bilinci oldugundan, en bilinçsiz sanilan işçi de bile embiriyon halinde vardir. Hareketi taşlaştirmamak ve gövdeden kopuk bir bürokrat zümrenin hareketi haline getirmemek için nhe kadar tedbir alinsa yeridir. Onun için işçi sinifina diş- öncülerle degil. Iç-öncülerle gidilecektir.

Bilincimizi sosyal ilişkiler belirledigine göre işçi sinifinin bilincini işçi olmayanlarin taşimasi gerçekten kafasiyla, eti kemigi ile yüregi ile ayni bir bilinçli işçi gibi bilinçli olmasi olanaksizdir. Aydinin bilinçli olmasi işçilerle ilişkisi sürdükçe kitapsal olmaktan uzaklaşacak, işçi bilincine yaklaşacaktir. Işçilere aydinlarin verecekleri şeyleri küçümsemiyoruz. Işçi davasina aydinlarin ettigi hizmetler paha biçilemeyecek kadar çoktur. Ama bilinç sadece bilimsel bilgiden ibaret olmadigi, yaşamla, yaşamin her yönü ile beslenen bir yeti oldugu için, başka maddesel yaşam koşullari içinde bulunan kişilerde  ayni öz ve biçimde beliremez. Sosyalist aydinlarin kiminde işçi sinifini adeta zaman ve mekan dişi bir kategori gibi görme egilimi vardir. Tarihin gidişini degiştiriverecek sihirli varlik. Bu varligin sihirli bilinci de sosyalist aydinlarin tekelindedir. Bu sihirli varliga sosyalist aydin sihirli bilinci götürüverince, dünyanin yüzü degişiverecek,kapitalizmden sosyalizme geçilecektir. Bu gibi çocukça hayallerin bilimsel düşünce ve gerçek sosyalizmle ilgisi bulunmadigi pek açiktir ama uygulamada kimi sosyalistlerin bu gibi kolayliklara kaçtiklari görülmüştür. Teorik düşüncede, görünen gerçekle, görüntünün arkasindaki gerçek arasindaki ayirim, kim bürokrat sosyalistleri işçi sinifinin gerçek bilincini taşidiklari inanci ile kendilerini işçi sinifinin yerine koymaya iteleyebiliyor. Diş öncülük bu sakat görüşün ürünüdür. Sosyalizme giden en kestirme yol işçilerin, köylülerin emekçilerin davaya sahip çikmalaridir.....Türk ulusunun biricik umudu işçi sinifinin emekçi yiginlarla kuracagi iktidardir. Emekçilerin iktidari bize yepyeni bir yaşam getirecektir. Saglam ve bagimsiz bir ekonomi. Gerçek demokrasi, emege dayali saglam ahlak kurallari ve emekçi yiginlarin besledigi ve kendi kaynaklarinda yenilenmiş yüksek yaygin bir kültür...” (Metindeki tüm vurgular ve çizgiler bize ait)

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Sosyalist Devrim Partisinin 1975 yılındaki  programı bizzat Aybar’ın öncülüğünde onun yakın çalışma arkadaşları tarafından hazırlanmış bir eylem kılavuzudur.  Özgün ve bağımsız bir sosyalist teorinin yaşama geçiş planıdır. Dememiz şu ki, bugün kendini kitlelerin önüne atan tüm sosyalist partiler işçi sınıfını ve toplumu nasıl kurtaracaklarını önce ideolojik konumlarını açığa kavuşturarak yapmak zorundadır. Zira örneğin,  “dış borçlar ya da iç borçlar ödenmeyecektir” gibi bir söylem bile halkın yararına bir söylem olmaktan çıkar bir “diktatörün”  diktatörlüğünü gerektiren iradenin ifadesine dönüşür. Yoksa hiçbir şekilde “en geniş kitlenin kendisi için ve kendi yararına kuracağı demokratik bir iktidar” anlamına gelmez. Ve elbette “Sosyalizmin temelinden özgürlük ve demokrasi kavramlarını çekerseniz” o sistem Yıkılır gider, ve siz ‘komünist’ bürokratlar  sınıf atlamanın bir yolunu bulsanız da olan dünya işçi sınıfına olur.

Ve aklı başında hiç kimse kafasını aynı duvara iki kez vurmaz  vurana da aptal denir.

 

 
sayfa başına dön