Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


NEREDE BU DEVLET?

Müjgan GÖKNEL

Türkiye'nin yıllardır yaşadığı bir dramı anlatmak istiyorum size. Belki de "Dram" sözcüğünün durumu ifade etmekte tam da yeterli olamadığı bir trajedi!... Aslında bu kronikleşmiş zihniyeti bir kelime ile sınırlamak da bana haksızlık gibi geliyor. Olayı anlamak için anneannemin çocukluğuna kadar giden uzun yıllar gerektiği gibi, anlatmak içinde çok kelimeler gerekli.

-Devlet elini bize uzatsın.
- Devlet bizi kurtarsın.
-Nerede bu devlet?
-Tenceremiz boş, devletten aş istiyoruz, iş istiyoruz.

Yazmaya kalksam alt alta uzun bir liste oluşturacak bu isteklerin derinindeki psikolojiyi düşünüyorum sık sık. Yıllardır aklımı, kalbimi rahatsız eden bu durumu, şu son günlerde daha çok düşünür olmam kesinlikle bir tesadüf değil. Sebebi malum, seçimler!...

Vaatler ve istekler. Parti başkanları vaat ediyor, halk istiyor. "Bu dünyanın her tarafında böyle, sen ne anlatmak istiyorsun?" diyebilirsiniz.

Haklısınız, partiler bir takım vaatlerde bulunmak zorundadırlar. Politikanın böyle işlediğini biliyorum, ama bir farkla. O fark "Yeterlilik". Bu ülkede ise ne yazık ki "Yetersizlik" sorunu var. Halk yetersizlik içinde, partiler yetersizlik içinde, dolayısıyla devlet, daha da ilerisi ülke yetersizlik içinde.

Yetersizlik, kendine güvenememekten kaynaklanan bir durumdur. Bu ülkenin esas sorunu bence güvensizlik dolayısıyla yetersizlik trajedisidir. Herkes her şeyi hep birilerinden bekliyor. Halk devletten, devlet halktan, dünya bankalarından medet umuyor. Avrupa Birliğini dahi bir kurtarıcı gibi görür hale geldik. 

Sürekli istemek, istemek ve yine istemek. Aklımızı asgarinin altında çalıştırarak, emeğimizi rölantiye alarak istemek. Devletin vereceği üç kuruşu garanti belleyip, geleceğe bu anlayış ile yatırım yapmak. Buna yatırım bile diyemeyiz. Atalarımızdan aldığımız miras!... Benim nur yüzlü anneannem de böyleydi, annem de...Ama ben değilim!... Aksi halde bu yazıyı yazıyor olmazdım.

İnsanoğlu, devletten önce kendine güvenmedikçe, devlet, devlet olmaz. Devlet, halka hizmet için vardır. Acz içinde olana hizmet edilmez. Ancak ona yardım edilir. Eli ayağı tutan, aklı çalışan birine yardım niyedir? 

İnsanoğlu "Challenge" yaparken, yani kendi ile yarışır bir durumdayken, bizim kendimizi değil aşmak, kendimize yeterli olamayıp, sürekli istememizden çok büyük üzüntü duyuyorum.

Allah aşkına bırakalım şu isteme adetini de, neler yapabileceğimize bakalım. Bol keseden atan tüm politikacılara rağmen, bunu yapalım da insan olmanın gururunu tadalım!...

Kendimize inanalım, kendimize güvenelim. Politikacıları medet umarak değil, bize hizmet etmeleri için seçelim. Etmeyenlere de, aynı anlayış ile aynı öz güvenle hesap soralım. 

Kopenhag kriterlerine, Avrupa Birliği için değil de kendimiz için ulaştığımızda, kurtarılması gereken bir Türkiye de olmaz, bizi alması için neredeyse yalvardığımız Avrupa Birliği saplantısı da. Saplantı hastalıklı bir durumdur, içinde yetersizliği barındırır. Hak edilen bir şeyi saplantı haline getirmeniz ise olanaksızdır, çünkü hak ettiğiniz şeyi alırsınız veya sahip olursunuz. 

Bütün bunları, evrensel ilkeleri fark etmeden, varoluş sebebimiz olduğunu kabullenmeden yapamayız. Bunu başardığımızda politikacılar boş vaatler yerine yapabilecekleri şeyleri anlatıyorlar olurlar. Çünkü bizler oltaya gelmeye hazır balık durumundan artık kurtulmuşuzdur!... 20 EKİM 2002



 
sayfa başına dön