Düzen
Partilerinin Tarım Programları
IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla üç yıldır
uygulanan tarım programı tarımın desteksiz bırakılmasını,
üretimin bitirilmesini, ithalatın artırılmasını içeriyor.
Bunun gerisinde gelişmiş ülkelerin tarım-gıda stoklarını
Türkiye'ye ihraç istekleri var.
Necdet
ORAL
Uluslararası
sermayenin Türkiye'yi açık pazar haline getirmek amacıyla
verecekleri (bağış değil) borç karşılığı dayattıkları
tarım programını ana başlıklarıyla bir kez daha hatırlatalım:
IMF ve Dünya Bankası'nın tarım programı
* Tarımda destekleme alımlarına
son verilecek,
* Tarımsal girdilere sübvansiyon
uygulanmayacak,
* Tarım kredilerine verilen sübvansiyonlar
kaldırılacak,
* Üretimle hiçbir bağı
bulunmayan doğrudan gelir desteği (DGD) sistemine geçilecek,
* Tarım ürünleri ithalatındaki
gümrük tarife oranlarının azaltılacak,
* Gübre ve diğer girdi sübvansiyonlarının
2000-2001 döneminde
* Tarım satış kooperatifleri
ve birliklerinin işletme ve tesisleri anonim şirket haline
getirilerek özelleştirilecek,
* Sektördeki devlet varlıkları
(TEKEL, ÇAYKUR, EBK, TZDK, İGSAŞ vb.) ticarileştirilecek
ve özelleştirilecek,
* Fındık, tütün ve şekerpancarı
üretim alanları daraltılacak.
Daha kısa bir anlatımla tarım desteklenmeyecek, üretim
bitirilecek, ithalat artırılacak.
Program tarımı çökertti, çiftçiyi
yoksullaştırdı
Tam anlamıyla tarımı çökerterek emperyalist metropollerin
biriken tarım-gıda stoklarını Türkiye'ye ihraç
etmelerini amaçlayan bu program, DSP-MHP-ANAP-Derviş
koalisyonu tarafından üç yıldır virgülüne bile
dokunulmadan uygulanıyor:
Girdi ve kredi destekleri kaldırıldı
* Girdi sübvansiyonlarının
nominal olarak sabit tutularak reel olarak enflasyon oranında
aşınmaya terk edildi. Bu nedenle 1999'da 5.6 milyon ton olan
gübre kullanımı 2001'de yüzde 24 oranında azalarak 4.3
milyon tona düştü.
* Çiftçilere verilen kredilerin
faiz oranları piyasa faiz oranları düzeyine yükseltildi.
Çiftçi reel gelir kaybına uğratıldı
* Tarımsal destekleme fiyatları
hedeflenen enflasyona göre belirlendi ve 2000'de yüzde 28.4,
2001'de ise yüzde 52.8 oranında artırıldı. Ancak
enflasyondaki gerçekleşme 2000'de yüzde 39, 2001'de ise yüzde
68.5'i bulduğu için çiftçiler reel gelir kaybına uğradılar.
Destekleme alımları azaltıldı
* Destekleme alımları miktar
bazında da önemli ölçüde azaltıldı. 1999'da 3.6 milyar
dolar olan destekleme ödemeleri 2000'de 2.7, 2001'de ise 1.5
milyar dolara düşürüldü. Böylelikle destekleme ödemelerinin
tarım kesiminin toplam katma değerine oranı 1999'da yüzde
12.7 iken 2001'de yüzde 7.8'e geriledi.
DGD sistemine geçildi
* Girdi, kredi ve temel ürünlerdeki
fiyat desteklerinin ortadan kaldırılmasına koşut olarak ülke
ölçeğinde doğrudan gelir desteği (DGD) sistemine geçildi.
TSKB, TEKEL ve Ziraat bankası özelleştirilecek
* Tarım satış kooperatifleri,
şeker fabrikaları, TEKEL ve Ziraat Bankası'nın özelleştirilmelerine
zemin hazırlayan yasal düzenlemeler yapıldı.
Özelleştirme saldırısı hız kazandı
* IMF -Dünya Bankası'na verilen
taahhütler uyarınca 2000-2002 yılları tarımda özelleştirme
saldırısının ivme kazandığı bir dönem oldu. ORÜS,
EBK, TZDK ve TİGEM isletmelerinin özelleştirme işlemlerine
devam edildi. TEKEL özelleştirme kapsamına alındı.
IMF-DB programı ve yol açtığı krizler
çiftçiyi yoksullaştırdı
Gerek IMF-Dünya Bankası'nın yönlendirdiği program,
gerekse bu programın neden olduğu şubat 2001 krizi diğer
sektörleri olduğu gibi tarımı da derinden etkiledi.
2001'de tarım sektörü sabit fiyatlarla yüzde 6.1 küçüldü.
2000'de 28 milyar dolar olan tarımsal katma değer yüzde 31
oranında azalarak 19.4 milyar dolara düştü. Tarımda
2000'de 1261 dolar olan kişi başına milli gelir 878 dolara
geriledi.
Türkiye gıda güvenliğini yitiriyor
Bir zamanlar tarımda kendine yeterli 7 ülkeden birisi
olmakla övünen Türkiye, yalnızca üç ürünün (pamuk, tütün,
mısır) ithali için 1 milyar dolar ödemek durumuna düştü.
2000 yılında tarımsal ürünler ihracatı 3.9, ithalat ise
4.2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Türkiye yarımda net
ithalatçı olma yolunda dev adımlar attı.
Sermaye partilerinin tarım programları
Seçimlere iki hafta kaldı. Sermaye partileri seçim
bildirgelerini açıkladılar. Emekçilere şirin gözükmek
ve oylarını çalmak için sıraladıkları bir sürü vaadin
dışında, bildirgelerdeki tarıma ilişkin politikalar
neredeyse tek bir kalemden çıkmış gibi birbirine benziyor.
Tarıma ilişkin söylemleri tarım emekçilerinin değil, tümüyle
IMF-Dünya Bankası'nın dayatmalarına endeksli.
İşte sermaye partilerinin seçim bilgilerinin tarıma ilişkin
bölümlerinden bazı seçmeler:
* Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP): Devletin fiyatlara müdahalesi
yerine, fiyatların serbest piyasada oluşması esas alınacak.
Doğrudan gelir desteği (DGD) sistemi sürdürülecek. Tarımsal
KİT'ler özelleştirilecek.
* Cumhuriyet halk Partisi (CHP): Devlet tarımda ürün fiyatı
ilan etmeyecek ve alım yapmayacak. Tarımsal üretim sözleşmeli
çiftçilik modeli ile yönlendirilecek.
* Demokratik Sol Parti (DSP): Tarım gelirlerindeki düşüş
sanayiye aktarılabilecek kaynakları azaltmıştır.
* Doğru Yol Partisi (DYP): Tarımda destekleme politikaları,
üretimin serbest pazar şartlarına uygun gelişmesi esas alınarak
yeniden yapılandırılacak. Özel ormancılığa geçiş sağlanacak.
* Liberal Demokrat Parti (LDP): Tarımsal ürünlerde büyük
sermayeli yerli ve yabancı özel kuruluşlar tarafından spekülasyon
yapılması teşvik edilecek. Tarımsal KİT'lerin (örneğin
TMO) ve tarım satış kooperatifleri birliklerinin (örneğin
Fiskobirlik) faaliyetine son verilecek.
* Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Ürün fiyatlarına
devlet müdahaleleri yerine, üretimin piyasa koşullarında
talebe uygun olarak yönlendirilmesi sağlanacak. Tarım sektöründe
faaliyet gösteren KİT'lerin zaman içinde faaliyet alanları
sınırlandırılacak. Sözleşmeli çiftçilik geliştirilecek.
Özel ormancılık teşvik edilecek.
* Saadet Partisi (SP): Sözleşmeli tarım teşvik edilecek.
Bu vaatler arasındaki ortak noktaları bularak üzerinde
biraz düşünelim:
Devlet tarımsal ürün fiyatlarına müdahale
etmeyecek
* CHP, DYP ve MHP devletin tarımsal
ürün fiyatlarına müdahale etmeyeceğini belirtmektedir. Türkiye
tarımını çökerterek emperyalist metropollerde biriken tarım-gıda
stoklarına pazar yaratmayı amaçlayan IMF&Dünya Bankası
programının mimarı Dünya Bankası uzmanı John Nash da
1998 tarihli raporunda " Devlet piyasa fiyatlarına müdahaleden
kaçınmalıdır." diyordu.
Tarımsal KİT'ler özelleştirilecek
* AKP tarımsal KİT'lerin özelleştirileceğini,
MHP faaliyet alanlarının sınırlandırılacağını, LDP
ise faaliyetlerine son verileceğini belirtmektedir. Yukarıda
belirtilen Dünya Bankası raporunda "Hükümet, tarımsal
reform paketinin bir parçası olarak doğrudan gelir desteğine
yönelmektedir. Bu nedenle tarımsal KİT'lerin devlete ait
olma gerekçesi ortadan kalkacak, bunlar ya özelleşecekler
ya da geçersiz varlıklar durumunda tasfiye olacaklardır"
deniyordu.
Tarım satış kooperatiflerinin faaliyetine
son verilecek
* LDP tarımsal KİT'lerin yanı
sıra tarım satış kooperatifleri birliklerinin (TSKB) de
faaliyetine son verileceğini belirtiyor. Söz konusu Dünya
Bankası raporunda "Tarım satış kooperatiflerinin özel
ayrıcalıkları ortadan kaldırılmalı, bunların sanayi
tesislerine borç verenler tarafından haciz konulmasına
olanak tanınmalıdır" deniyordu.
Sözleşmeli çiftçi modeli teşvik
edilecek
* CHP, MHP ve SP; tarımda sözleşmeli
çiftçi modelinin teşvik edileceğini belirtmektedir.
Bilindiği gibi, bu model kapitalizmin köylülüğü kendine
özgü bir tarzda tasfiye etme ve küresel sömürgeciliği
kurumsallaştırma araçlarından birisidir. Hem tarımda hem
de hayvancılıkta uygulama alanı bulmuş olan bu modelin dünya
genelinde uygulayıcı ve savunucusu çokuluslu şirketlerdir.
Sözleşmeli üreticilik modeliyle ülkenin en verimli ve görece
en gelişkin tarım bölgelerindeki çiftçiler, yabancı
sermayeli gıda şirketlerinin taşeronu haline
getirilmektedir.
DGD sistemi sürdürülecek
* AKP, DGD sisteminin sürdürüleceğini
belirtiyor. Söz konusu Dünya Bankası raporunda "fiyat
destekleri ya da sübvansiyonlar yerine üretimden bağı
kopartılmışı doğrudan gelir ödemeleri sistemine geçilmesi"
öneriliyordu. Bilindiği gibi, emperyalist metropollerin bağımlı
ülkelerin tarım ekonomilerini tümüyle denetim altında
tutmak ve kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek
amacıyla başvurduğu saldırılardan biri olan DGD sistemi,
halen uygulanmakta olan reform paketinin temel öğesini oluşturmaktadır.
Özel ormancılığa geçiş teşvik
edilecek
* DYP ve MHP; özel ormancılığa
geçişin teşvik edileceğini belirtmektedir. Mevcut yasal düzenlemelere
dayanarak yaklaşık 1 milyon hektar orman alanını 19 bin kişi
ya da kuruluşa bedelli yada bedelsiz olarak bu partiler
devretmediler mi? Yukarıdaki sözler "malumu ilan
etmekten" başka ne anlama geliyor?
Büyük sermaye tarımda spekülasyon
yapacak
* LDP, tarımsal ürünlerde büyük
sermayeli yerli ve yabancı özel sermayeli kuruluşlar tarafından
spekülasyon yapılmasının teşvik edileceğini belirtiyor.
Herhalde bir sermaye partisinin "Çiftçilerin üretimden
işlemeye, ihracata kadar tüm süreci denetleyebilecekleri şekilde
örgütlenmeleri sağlanacaktır" demesi beklenemezdi.
Tarım gelirleri düştü,sanayiye aktarılan
kaynaklar azaldı
* DSP'ye göre tarım
gelirlerindeki düşüş, bir yandan sanayiye aktarılabilecek
kaynakları azaltmış, öte yandan sanayi ürünlerine olan
talebi düşürecek sanayileşme çabalarına darbe vurmuştur.
Türkiye'de yıllardır iç ticaret hadleri aracılığıyla
tarımdan sanayiye kaynak aktarımı yapılıyor. Çiftçi
desteksiz bırakılarak, üretimsizliğe sürüklenerek, kişi
başına gelir 1000 doların altına düşürülürken, IMF
& Dünya Bankası'ndan alınan milyonlarca dolar kimlere
akıtıldı?
Programları birbirine benziyor
Türkiye'de günümüzde de süren krizlerin baş sorumluları
IMF-Dünya Bankası güdümündeki hükümetler ve
partilerdir. Dolayısıyla uluslararası sermayenin ve ülkemizdeki
bir avuç azınlığın çıkarlarının korunması ve
alacaklarının tahsilini amaçlayan bu program ile sermaye
partilerinin programlarının büyük ölçüde birbirine
benzemesi şaşılacak bir durum değildir.
Emek platformunun alternatif tarım programı
Türkiye yıllardır uygulanan, başarısızlığı kanıtlanmış
ve toplumsal desteği kalmamış, yolsuzluk ve yoksulluk üretmekten
başka bir işe yaramayan IMF-Dünya Bankası politikalarına
mahkum değildir. Örneğin 26 Eylül 2002'de güncellenen
Emek Platformu Programı'nda tarımla ilgili olarak ıu önerilere
yer verilmektedir:
* Tarıma ilişkin destekleme
kurumlarının özelleştirilmesi, işlevsizleştirilmesi veya
tasfiyesine yönelik IMF&Dünya Bankası programı derhal
durdurulmalıdır.
* Türkiye'nin net ithalatçı
olduğu başta buğday, pamuk olmak üzere tarım ürünlerinde
gümrük vergileri korunmalıdır.
* Tarım Satış Kooperatifleri
Birlikleri'ni her türlü mali desteğin dışında bırakan düzenleme
değiştirilmeli; Yeniden Yapılandırma Kurulu Dünya Bankası
güdümünden çıkarılmalıdır.
* Tarımda kooperatif türü örgütlenme
desteklenmeli, bu kuruluşların alım fiyatlarına kredi
yoluyla destek sağlanmalıdır.
* Mevcut desteklerin yerine geçirilmek
istenen ve üretimle ilişkilendirilmeyen doğrudan gelir
desteği uygulaması terk edilmeli, bu araç yeni bir ürün
deseni oluşturulmasına dönük tamamlayıcı bir destekleme
öğesi olarak kullanılmalıdır.
* Sulama, toprak ıslahı,
toplulaştırma, tohumluk, damızlık üretimi, eğitim, yayım,
AR-GE'ye yönelik yatırımların ve desteklemelerin geliştirilmesi
sağlanmalıdır.
* Hayvancılık desteklenmeli ve
et ithali önlenmelidir.
* Yok edilen çayır-meraların
geri kazandırılması sağlanmalıdır.
Çözüm tarım emekçilerinin örgütlenmesinden
geçiyor
Bu programa daha zengin bir içerik kazandırılabilir. Ancak
Türkiye'de emekçilerin çıkarlarını temel alan ve onlara
dayanan örgütlenmeler çok yetersiz ve etkisiz. Bu durum,
egemen sınıfların emek karşıtı politikaları kararlı
bir şekilde uygulamasını cesaretlendiriyor. Tarımda çalışan
emekçi yığınlar toplumsal-ekonomik çıkarlarına hizmet
edecek güçlü bir örgütlenmeyi yaratabilir ve örgütlü mücadeleye
başlayabilirlerse, aleyhlerine gelişen bu süreci
etkileyebilirler.
Uluslararası sermayenin resmi örgütleri olan IMF-Dünya
Bankası aracılığıyla dayattıkları programı çöpe atıp
kendi programını uygulamaya koyabilmenin başka bir çıkar
yolu var mı?
Bianetten Alınmıştır
|