|
Apaçık
Halk
Sonunda
sonuna geldik.
Haftalardır
seçim ve sağı soluyla partiler üzre ahkâm kestik.
Ama
kayıtsız koşulsuz egemenden nerdeyse hiç söz etmedik.
Eh
!..
Yeri
ve sırası geldi.
Çünkü
bu Pazar çok önemli.
Asıl
sahip ve efendi sandığa gidecek.
Ve
gelecek 3-4 yılı düzenleme vekâletini verecek.
Günlerdir
vekil tutanağını kaptığı an, küçük dağları yarattığına
inanan. Makama oturur oturmaz, devletlû kesilen Başbakan...
Bakan... Milletvekili... Bilge... Bilgin...
Bilgiç... Molla ve müritler.. Vurguncu, soyguncu, harami
takımı.. Mağdur, mazlum ve âciz tayfası. Kasası dolu, kafası
boş zorba bölüğü... Cebi delik, gönlü hoş rindler heyeti de
içinde, adayları gördük, bildik, tanıdık.
Elinizi
vicdanınıza koyun da söyleyin.
Kandırmak
mı desem ? İnandırmak mı ?
Neyin
hevesiyleyse önünüzde takla atmayanına rastladınız mı ?
Rastlamadınız
değil mi ?
Hiçbir
vekâlete istekli... Hiçbir makama aday değilim.
Sade
ve tek oya sahip bir yurttaşım.
Tıpkı
barajı aşar, yeterli oyu da alırsa vekâlet tutanağını cebine
koyacak yaklaşık 11 bin aday dışındaki 42 milyondan biri gibi.
Öyleyse,
popülizm başım gözüm üstüne. Cehenneminizin bütün ateşleri
beni yaksın. Ama gelin, ülke ve devletin asıl sahibi. Ve gerçek
efendisi şu halkı, şu dar zamanda şöyle bir inceleyelim.
İslâm
mülkünü dâr-ül-harp ilân eden yobaza ayıp !..
Neredeyse
68 milyonluk nüfusunun yüzde 99.9’u Müslüman.
Lâikliği
bayrak edinen utansın !..
Lâiklik
Türkiye Cumhuriyeti’nin olmazsa olmazıdır.
Nedeni
açık ve kesin.
Kendini
çok sanan da... Çoğun ezdiği azlık sanan da yanılıyor. Çünkü,
68 milyon Müslüman’ın yarısı Sünni, yarısı Alevidir.
Bu
yüzden ne zaman bir yarı baskı ve zulme cür’et eder... Öteki
yarı ağıta ağaz eylerse toplumsal denge allak bullak olur.
Geçmişi
tarihin derinliğinde bırakın.
Maraş’ı...
Çorum’u... Sıvas’ı da saymayın...
Sanırım
28 Şubat bebelerin bile belleğinde.
Anadolu’nun
doğasıyla, toplum yapısı bunu gerektiriyor.
Azıcık
daha açalım mı ?
Anadolu
doğudan batıya uzanan tek yarımadadır.
Dört
doğal uluslararası su yolundan ikisini barındırır.
Bu
niteliğiyle uygarlıklar beşiği... Aynı zamanda geçidi... Ve
direndiğinde kilidi olabilmektedir.
Bilgi,
birikim, yetenek, beceri yoksunluğu... Ve her türden iç ve dış
komplolara karşın halâ halkının kendini yeniden üretebileceği
bütün kaynaklara sahip beş-altı ülkeden biridir.
Tarihin
bilinmeyen zamanlarında site meclislerine... Bugün dahi köy ya da
boy derneklerinin oybirliği geleneğine sahip toplumlarından
birine yurtluk eder. Haçlı seferlerinden Kurtuluş Savaşına...
İç isyanlardan terör acısına kadar büyük tehlikeye miting,
kongre ve ortak direnişle karşı çıkmasının altında bu miras
yatar.
Başındakiler
ne kadar savsarsa savsasın, çok uzun sayılmayacak sürelerde
tehlikeleri savuşturmasının gizi de budur.
Fve
ne kadar iyi ki, fiziksel olanaklarıyla geçitliğin dayattığı
insan ve kültür zenginliği, kolay kolay her akla sığmaz.
Sığmadığından,
dünyaya nizamat veren süpergüçlerin tamamı Anadolu ve insanına
bulaştıkları anda yerle bir olmuştur.
İster
eski İskender... Roma İmparatorluklarına göz atın. İster
eskiyen Rus, İngiliz, Fransız emperyalizmine. Anadolu dışından
hangi güç ve takatte olursa olsun sınırından girişiyle, tükenişi
arasındaki kısa zaman dilimi bilincinizi kamaştırır.
Buna
bir de salt Anadolu’nun değil bütün Asya’nın değişmez...
Değiştirilemez kamu altyapısını... Ulusal Kurtuluş Savaşının,
hüsranı umuda... Cumhuriyetin kulu yurttaşa dönüştürmesini
ekleyin.
Uygun
ekonomi-politiğin mucizeleri... Aykırının hüsranlarından
piramitler kurabilirsiniz.
Böyle
bir yapının yurttaşı din mezhep, soy ırk, renk ve cinsiyet ayrılmaksızın
kayıtsız koşulsuz ülkenin efendisidir.
Öyle
olduğundandır ki, ekmek kapısı deyin... Özel çıkar kaygısı
sayın... Egemenlik tutkusu ya da hizmet sevdası olarak değerlendirin...
Ama şu seçim sürecinin eylem ve olaylarını bir gözden geçirin.
Kaçanı
kovalayanı... Atanı tutanı... Eğrici doğrucu... Yalancı dolancısıyla
ister seçim bölgesinde vekil... İster ülke genelindeki lider
adayı olsun, bir teki karşınıza geçip cart curt edebildi mi ?
Tam
tersine.
Kapınızı
çaldı. Evinize daldı. İşyerinize girdi. Lokmanıza ortak oldu.
Kirli elinizi sıktı. Sümüklü bebenizi öptü.
Kendini
yükseltmek için mi ?
Görücüne
beğendirme hevesi mi ?
Hıyanet...
Dolandırma... Aldatma tutkusu mu ?
Ne
olur olsun !..
O
onun erdem ya da ayıbı.
Sizi
kuru yerde tuttu diye sakın alınmayın !..
Tır...
Otobüs... Minibüslerin tavanlarına tırmandı. Kürsülere
balkonlara koştu... Masaların, sandalyelerin üstüne çıktı. Çalgı
çengi... Şarkı türkü... Masal öykü, yemin billâh en iyi ve
yararlının kendisi olduğunu anlattı ya !..
Daha
ne istersiniz ?
Şurda
3 Kasıma birkaç gün var.
Sandık
başına gidene daha kimbilir neler göreceksiniz ?
Öyleyse
ey ülkenin ve Cumhuriyet’in sahibi, efendisi !..
Nasıl
ki, o gün hüküm senin...
Sonraki
zamanın bütün sorumluluğu da senin.
Çünkü
vekilinin diyetini ödeyen de, ödeyecek olan da sensin.
O
ücretini... Bir daha seçilmezse emekliliğini alır, kıyıya çekilir.
Ama
senin öyle bir lüksün yok.
Yaşadığın
geçmiş tanığın.
Ve
3 Kasım tek anın.
Sen
işini bilirsin !..
Benim
gibiler de gönüllü tanığın.
Yalancı
mıymışız, Pazar akşamı göreceğiz.
|