|
Yasalar Üstü Bir DGM Savcısı
Demokrasilerde
yasamanın ve yürütmenin, kısacası yönetenlerin halktan
gizleyeceği herhangi bir şey yoktur. "Yargılayan"
yargıçların veya "suçlayan" savcıların da
olmamalıdır. Yargı "güç" olarak halktan hiçbir
şey gizlememelidir.
Fikret
İLKİZ
Üzerinden sekiz yıl geçti... Cumhuriyet gazetesinde "Yasalar
Üstü Bir DGM Savcısı" başlığıyla bir haber
yayınlanmıştı. Haber Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde
(DGM) görev yapan bir savcı ile ilgiliydi. Tam sayfa ve
fotoğrafıyla yayınlanmıştı. Savcının tüm
iddianameleri ve yaptıkları eleştirilmişti. Bunun üzerine
Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 6.maddesine aykırılıktan
"suçlanmıştık". "Savcının"
terörle mücadelede görev almış bir kamu görevlisi sayıldığı
ve hedef gösterildiği iddia edilmiş, Cumhuriyet gazetesi
sahibi ile sorumlu yazı işleri müdürü yargılanmıştı.
Verilen beraat kararında mahkeme; eleştiri sınırlarının
aşılmadığını ve haber verme, eleştirme hakkı ile
TMK'nun ilgili maddeleri arasında bir ayrım bulunduğunu
ifade ederek gerekçesini yazmıştı.
Kararda öncelikle yazıların niteliği ve TMK'nun 6.
maddesinin ne olduğu üzerinde durulmuştur. Mahkeme
"(.....) Sözü geçen yazılardan (Yasalar üstü bir
DGM Savcısı: Nusret Demiral) başlıklı yazı, esas
itibariyle adı geçen savcının, kimi mesleki uygulama ve
davranışları ele alınmak suretiyle eleştiri konusu yapılmak
istendiği anlaşılmaktadır" diyerek yapılan bu yayınlar
ile savcı Nusret Demiral'ın hedef gösterilmiş sayılıp
sayılmayacağı üzerinde durmuştur.
Karar gerekçesinde şöyle yazılıdır: "3713 sayılı
kanunun gerekçesine baktığımızda, maddeyi açıklayıcı
gerekçe bulunmadığı görülmektedir. Ancak Kanunun 6'ncı
maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (T.B.M.M) görüşülmesinde
ileri sürülen fikirlere göre; (...tasarının 6'ncı
maddede yer alan ve terörle mücadelede görev almış kamu
görevlilerinin hüviyetlerini açıklamayı yasaklayıcı hüküm,
bu tür görevlilerin her türlü icraatın kamunun bilgisi
ve eleştirisi dışında tutmayı amaçlamaktadır. Böyle
bir anlayış, devamlı yakınılan ve Batıda gerçekten ülkemiz
aleyhine, insanlarımız aleyhine olumsuz sonuçlar doğuran
işkence olaylarını teşvik edici niteliktedir.... böylesi
bir yaklaşım mantık dışıdır. Çağımız koşullarına
da hiç ama hiç uygun düşmemektedir.) Kanunun amacının
örgütlerin kamu veya terörle mücadelede görev alanlara
karşı, suç işlemelerine imkan verecek açıklamaların
yapılması olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak bu amaç
karşısında, kamu görevlilerinin bilhassa basın tarafından
haber veya eleştiri konusu yapabilmelerinin de telifi
zorunluluk arz eder.
(....) Basının, haber verme ve verdiği haberi
yorumlama yapması, basın özgürlüğünün vazgeçilmez
üç ana görevlerinden birisini teşkil etmektedir. Ancak
bu yorumlama kişilerin şeref ve haysiyetleri ile sınırlı
bulunmaktadır. Ve bu yorumlama, mutlak olarak eleştiriyi
de beraberinde getirmektedir. Kamu görevlilerinin yaptıkları
görevleri nedeniyle ağır şekilde eleştirildikleri zaman
zaman görülmektedir. Bu kamu görevlileri adli görev
yapan kişiler olduğunda bir ayrıcalık yoktur. Tenkit
yolu, cemiyetin her ferdine açık bir yoldur. Bu yolda yazılanlar
müsamaha ile karşılanmalıdır. Ancak bunun için
cemiyetin bir ferdinin kaza muameleleri hakkında bir fikir
beyan ederken çirkin bir isnatta bulunmaktan kaçınması,
tenkit hakkını samimi olarak kullanması ve ızrar kastı
ile hareket etmemesi, keza adaleti küçültme gayesini gütmemesi
lüzumludur. "Adalet, el sürülmez bir kuvvet değildir.
Adaletin, halkın kontrolüne tahammül etmesi ve hatta
alelade insanların kaba mütalaalarına müsamaha ile karşılamasını
bilmesi lazımdır." (Judical Committee of Prevy
Concil 1936 da verdiği karar S. Atalay. İngiliz Hukukunda
Mahkemeye Saygısızlık Suçu. AD. Sy 11-12 , 1965) İngiliz
İstinaf mahkemesinin mükemmel bir gerekçe ile belirttiği
tenkit hakkına saygı, olayımızdaki dava da, tenkit hakkının
kullanımı olarak nitelendirilmiş, kamu görevlilerinin
hedef gösterilmesi maksadını taşımadığı sonucuna varılmıştır.
"Aksine yorumun, 3713 sayılı kanunun 6 maddesinin
haber verme özgürlüğü, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
rejiminden de öte, sınırlayan kapalı bir toplum yaratan
uygulamaya yol açması kaçınılmazdır." Bu
gerekçelerle sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir.
İstanbul 2.No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 1993/315 Esas,
1994/115 Karar ve 12.5.1994 günlü bu beraat kararını DGM
Savcılığı temyiz etmiştir. Beraat kararı Yargıtay
9.Ceza Dairesinin 1994/5650-5540 ve 5.10.1994 günlü ilamı
ile onanmıştır.
Demokrasilerde halkın bilgi edinme hakkı sınırlandırılmaz.
Sınırlandırma demokratik toplum düzeni gereği Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHS) 10. maddesine göre ve
yasalarla yapılabilir. Yasalardaki maddeler "meşru
amaca" uygun olmalıdır. Doğru bilgi edinmememiz
için gazetecilerin veya yayınlanan haberlerin kabul edilen
"sınırlandırmaların" dışında suçlanması
ve bilgi dolaşımının "yasaklanması" kabul
edilmez bir anlayıştır.
Demokrasilerde yasamanın ve yürütmenin, kısacası yönetenlerin
halktan gizleyeceği herhangi bir şey yoktur. "Yargılayan"
yargıçların veya "suçlayan" savcıların
da olmamalıdır. Yargı "güç" olarak
halktan hiçbir şey gizlememelidir. Ancak o zaman
"yargılayanların" ve "suçlayanların"
da temel hakları, özgürlükleri ve kişilik haklarının
korunması sağlanabilir. Yargı el sürülmez ve eleştirilmez
bir güç de değildir. Eleştiriden korkmak, her gücü güç
olmaktan uzaklaştırır. Yargı otoritesi ancak gün
ışığındaki yargıyla korunur. Bu nedenle bilgi edinme
hakkına işlerlik sağlayan ve onu yaşama geçirerek
insanlara bilgi aktarmakla görevli gazetecilerin "haber
verme" hakkı suçlanmamalıdır. "Yayın
yasaklarıyla" yasaklanmamalıdır. Zihinlere yerleşmiş
olan "yargılayan" ve "suçlayanlara"
yasalar üstü hak vermek yasaklanmalıdır.
Bianetten
Alınmıştır.
|