Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

Acemi Nalbant

Cin mollaları kitleleri kazanmakta usta.

Kılık kıyafetleri düzgün... Çoğu kürsülerden... Minberlerden... Mihraplardan geliyor. Ağızları pek bir güzel lâf yapıyor...

İlâmaşallah cerbezeleri de yerinde.

Her birinin kartında, İspanyol soylularını kıskandıracak ünvan... Her birinin on parmağında on mârifet.

Yerine göre rıhla Âyet yazmanın... Köyüne göre kalemle öküz çizmenin... Havasına göre post-modern "nü" süzmenin erbâbıdırlar.

Analarının ak sütü gibi helâl-i hoş olsun !..

3 Kasımda yüzde 35 oy aldılar...

Onunla, saltanat heveslilerinin hilesi Seçim Yasası... Yüzde 10 barajın cilvesi, 550 üyeli Meclis'e 363 vekille girdiler.

Anayasayı bile değiştirecek çoğunlukla iktidar oldular !..

Artık yüz, hatta binyıllardır birikmiş... Çoğu çoktan kördüğüme dönüşmüş sorunları çözmek zorunda İskender'dirler.

Elde Osmanlı yatağanı... Belde Nakşibendi kuşağı... Dilde tevhid-i ilâhi ya da tekbir-î Itrî, salvete mecbur ve mahkûmdurlar.

Midas kördüğümü AB yamrısı... Mezopotamya'nın büyüsü ABD yumrusu önlerinde.

Biri malının sadakası Kıbrıs, diye tutturmuş !..

Diğeri canının zekâtı Irak.

Ona kalsa verip kurtulacak.

Hatta ilk gün, "Belçika Modeliyle" elini keseye de attı.

Ama yüzde 35 oyu veren razı olsa ?!.. Yüzde 65'i vermeyen bir heyheylendi ki !.. Aman Allah !..

Anında sandıkla süngü arasında sıkıştı kaldı.

Anayasa, babayasa yandaşına sığınmaya kalkıştı.

Bir başka yamuğun faturasıyla burun buruna geldi.

Anası başörtü... Faizi eğitimi silbaştan.

Yalakalara koştu... Aslansın, kaplansın hani özelleştirmeden payım ? Neden gecikti ihale makyajım ?

Özerk kurumlara bulaşmaya kalktı...

IMF... DB... DTÖ hemen kaş çattı.

Musluklar kısılacaktı.

Zaferin ilk günlerinde bunca bozguna uğrayan garip neylesin ?

Vali... Emniyet Müdürü benzeri memur atamalarına sıvandı.

Olasıdır ki, onları da Çankaya yokuşunda yitire.

Ve kapıcılarla, odacıların tâyin ve terfilerile yetine.

Bu da bütün siyaset heveslilerinin kulağına küpe ola !..

70 milyonluk bir ülkede, yüzde 35 oyla iktidar bu kadar olunur.

Ve öyle olunca da bin yıllık özdeyişimiz tersine döner.

Eskiden "acemi nalbant, gâvur eşeğinde dener"miş... Şimdi gâvur uyanık, Türk eşeğinde denetiyor.

 

Lütfen Not Ediniz

 

Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti olacağını uluslararası bir anlaşmaya koyan dünyadaki ilk... Birleşmiş Milletler kuruluncaya kadar da tek devlettir.

Öyküsü ilginç.

1922 Lozan'ında barış görüşmeleri bütün hızıyla sürmektedir.

Türkiye başdelegesi İsmet Paşa bir oturumda ayağa kalkar.

Bütün delegelerin meraklı bakışları altında TBMM hükümetinin bir hukuk devleti olacağının antlaşmaya konulmasını ister.

İngiltere başdelegesi Lord Curzon şaşırmıştır.

Yerinden; "Bize ne,"diye zıplar.

"Ne devleti olursanız olun. Bizi antlaşmalar bağlar."

İsmet Paşa diretir.

Öteki delegeler Curzon'a katılırlar.

Devlet yapısının bir iç sorun olduğunu kanıtlamak için binbir dereden, binbir su getirirler.

Paşa Nuh, demiştir bir kez. Nebi, dedirtemezler.

Sonunda antlaşma metnine "dahil" bir deklarasyonda uzlaşırlar.

Durup dururken bunu niye mi çimdikliyoruz ?

Nedeni basit.

Aradan tam 75 yıl geçmiştir.

"Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti TC" lâiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği kanıtıyla hiç gözünü kırpmadan iktidar partisini kapatmıştır.

Bir an durun ve düşünün.

Hani o pek ünlü "Berlindeki yargıçlar," demokratik hukuk devletine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği yüzlerce mahkeme kararıyla kesinleşmiş NAZİ... İtalya'nın ceza hukukunu dünyaya armağan eden Yüce Divanı Faşist partilerini iktidarı bırakın... Muhalefetlerinde kapatabilseydi, dünyanın başına Hitler ve Mussolini dertleri sarılır ? İkinci Paylaşım savaşında yıkım onarıldı ama... Yitirilen 56 milyona yakın insanın acısı yaşanır mıydı ?

"Bayram değil, seyran değil, eniştem neden öptü," demeyin.

Ve bilin ki, TC bir hukuk devletidir.

Ve hukuk devletinde, aynı eylemler, aynı sonuçlarla karşılaşır.

Çimdikçiden de, yağcılık bekleyecek değilsiniz her halde ?

 

 

Çocuklar Duymasın

 

"Alo !..

Hişt... Fıyt... Alo !.."

Bir dizi... Özellikle de sığ... Taklit... Adaptasyon bir sitkom... Örneğin "Tatlı Hayat.." Örneğin "Çocuklar Duymasın..." Ya ilkindeki gibi oyuncuların ustalığı... Ya ikincisi gibi toplum duyargalarından birine... Diyelim dar alana, bir apartman dairesine sıkışmış biri abla iki çocuklu... Erkeği maço... Kadını uyum riyasında fentbaz bir çekirdek aile sorunlarına çarptı... Biraz da ilgi gördü mü ?

Vitrini yaşadı.

Anında reklâmcılar... Tele-voleciler ve özentilerce paylaşılır.

Artık kim kimin neresinden tutabilirse, çekiştirir.

Kendi çıkar kazanında kaynata kaynata keşkeğe benzetir.

Oyuncuların şöhreti darphane baskısına döner.

Ve yozlaşma âdilik çukurunda debelenmeye başlar.

Bir fırsat hebâ olmuştur.

Çocukları duymasın diye, incir çekirdeğini doldurmaz sorunları bile mutfakta tartışan gelenekçi... Otoriter... Taş fırın erkeği beyefendi ile munis hanımefendi her dizide o soylu ve eğitici kimliklerinden biraz daha soyunur. Yüzbinlerce ailenin çocuğuna ilkel lumpenin kaba duygularını nasıl sömüreceğini göstermeye başlar.

Düzeysizlik boylarını aşınca sömürü kapıları kapanır... Dizinin reytingi düşer. Paylaşılamayan şöhretler, para açısından varsıl... Sanat açısından yoksul lâğımlarda çırpınmaya başlarlar.

"Alo !..

Fıyt... Hişt... Alo !.."

Yaptıklarınıza bir bakar mısınız ?

 

AKP'ne Tele-vole Çeki

 

 

AKP tek başına işbaşına geldi ya !..

Dehşetlere garkolmuştuk !..

Ya molla "nizam-ı âlem için" uçukluğu yasaklarsa ?

Sağolsun Hürriyet !..

Yememiş içmemiş, tele-volecilere koşmuş.

Hülya Koçyiğit'le Nükhet Duru ablamız... Orhan Gencebay abimiz... Mehmet Ali Erbil oğlumuzla Petek Dinçöz... Sibel Can... Ve Deniz Akkaya kızlarımız anında açık çeki bastırmışlar.

AKP eğlence dünyasının şeklini değiştirmeyecekmiş !..

Üstelik bununla da yetinmemiş !..

Ertesi gün de, Celâl Çapa... Şefik Öztek... Ali Sayar ve Günay Tuncel gibi anlı şanlı patronların ağzını yoklamış !..

"Eğlence söktörünü endişe ettirecek bir durum yok"muş !..

Eh !..

Koskoca Hürriyet... Koskoca şöhretlerle koskoca patronların ağzından 5 ve 6 Kasım günleri ikinci sayfa manşetiyle bu açık, seçik ve sapasağlam güvenceyi duyurduktan sonra, kuşku kimin haddine ?

Gelsin uçuk eğlence...

Vur patlasın... Çal oynasın haramzade...

Yaşasın tele-vole !..

Çöplükten ekmek toplayan varmış...

İşsizler bar bar bağırıyorlarmış...

Öfke dağları sarmış...

Yoksulluk koskoca Meclisi çamura karmış...

Aman canım bize ne ?

Yaşasın tele-vole !..

 

 

Kodamanların Seçim Gecesi

 

Güler Sabancı ablamız çok bir akıllı !..

Büyük patronların "Serkil d'Oryan"ı TÜSİAD'ın tarihinde ilk kez kadın başkanlığına hazırlanıyor ya !..

3 Kasım akşamı bir yemek düzenlemiş.

Çağrılılar kimler mi ?

Her bağda, her asmayı budayabilen büyüklerin en bir büyükleri.

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı. Boyner Holding murahhas azası Cem Boyner. Koç Holding yönetim kurulu üyesi Mustafa Koç. TESEV başkanı Can Peker. TÜSİAD yönetim kurulu üyesi Cem Duna ile Sedat Aloğlu. Komili Holding başkanı Halis Komili. Ve her yeni oluşumun salçası Asaf Savaş Akat.

Yâni "yeni oluşumculardan" kimi ararsan orda.

Derviş'li CHP ile gönülleri azbiraz rahat.

Ama taşladıkları şeytanın büyük farkla iktidar olmasından da epeyce kaygılılar. Çünkü her zamanki gibi, yine yanlış ata oynamışlar. Ve Anadolu Kaplanları karşısında ekonomide olduğu gibi siyasette de bozguna uğrarlarsa ne yapacaklarını düşünüyorlar.

Derken ilk sonuçlar geliyor ?

Hiçbir denetim manivelâsı ele gelir gibi değil.

Televizyonlar da cayır cayır onların görüşünü merak ediyor.

Neylesinler ?

Koşa koşa gidiyor... Şak şak alkışlıyor... Kan ter içinde dönüp, acaba DYP barajı aşar da, elimize bir manivela daha geçer mi, diye fal açıyorlar. Ama nafile !..

 

 

Yağcıyı Almam

 

Bezirgânı bilirsiniz !..

Kazancın kokusunu kilometrelerce uzaktan alır.

İstanbul zadegânının ondan müdevver olduğunu bilmeyen yok.

Sanırız seçim sonuçlarını onların öyküsüyle değerlendirmenin tam zamanı !..

Bir varmış bir yokmuş...

Evvel zaman içinde... Kalbur saman içinde... Bir giz vardır her masalın içinde... Develer tellâl... Pireler berber... Çimdikçi dedesinin beşiğini tıngır mıngır sallamakta iken, bezirgânın biri, ağır ağır işine gidiyormuş.

Bir köşeyi dönünce büyük bir kalabalıkla burun buruna gelmiş.

Bakmış ki her kafadan bir ses çıkmakta. Hiç duraksamamış.

Hem alkışlayıp hem bağırmaya başlamış ;

" Yaşasın !... Yaşasın !.."

Yanındaki meraklılardan biri sormadan duramamış ;

"Kim yaşasın ?"

"Kim kazanırsa !.."

İstanbul zadegânının 3 Kasım akşamını yukarda okudunuz.

4 Kasım sabahını da biz aktaralım.

Anadolu Kaplanlarının MÜSİAD'ı başkanı Ali Bayramoğlu, seçimin ertesi gün basın toplantısı düzenledi.

Elbette çok şey söyledi. Halka güven.. Partisine öğüt olacak bir dolu akıl verdi. Ama bezirgândan müdevver zadegâna bir lâf attı ki...

"İtin önüne atsan, yemez," derler ya !..

İşte tam o cinsten.

Çok mu merak ettiniz ?

İşte aynen şu ;

"AKP'ye yağcılık için geleni MÜSİAD'a almam."

Bir de sözünde durursa !..

Durursa yok mu ya !..

Yandı gülüm keten helva.

 

 
sayfa başına dön