...

......

Ana Sayfa

Arşiv Katkıda Bulunanlar Yararlı Linkler E-Mail
..  ETİYOPYALAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?

(Dünya Bankası, Yoksullara Yardım Programı ve 
Sosyal Patlama Meselesi) 


Doç. Dr. H.Neşe özgen, 
Ege Üniversitesi 
Edebiyat Fak. Sosyoloji Bl.  



Bin dolarlık yüksek faizli kredi için yeri yerinden oynatan; faiz garantisi 
ve satışlar için onlarca kararnameyi bir kaç günde çıkarttıran Dünya 
Bankası; birden Türkiye'ye 500 milyon dolar "Sadaka" vereceıini açıkladı. 
Bu da "Devlet'e olan güvensizlikler nedeniyle ASLA Türkiye Cumhuriyeti 
Devleti ve -ya Hükümeti eliyle daııtılmayacak-mış. "Emin olmalıymışız!". 
Güvenilir STK'lar bu işi üstlenecek-miş! "Onurumuz elden gidiyor" avazeleri 
arşı kapladı. Bereket sayın Başbakanımız "Faizini ödüyoruz" dedi de, biraz 
rahatladık(!) 

DB ve Azgelişmiş ülkeler, "Yoksullaştırma ve yoksulluk yardımı
programlarının" yabancısı deıiller. Ruanda, Somali örnekleri akıllarda olsa 
gerek. Hatırlarsınız, önce hammadde ve insan kaynakları ve yeraltı 
zenginlikleri yok pahasına sömürülerek yoksullaştırılan bu ülkelerde; birden 
bire zengin-beyaz-yardım programları ortaya çıkıyor ve Batı ülkelerinde köşe  başlarında "katılımcı" vatandaşlardan "Dünyaya bir iyilik de onların 
yapması" istenilerek yardım toplanıyor. Toplanan yardımı kat kat aşan 
maliyetli TV programları ile "ne denli yardımsever bir insan oldukları" 
yardımcılara anlatılıyor. Görüntüde helikopterden atılan beyaz unu suyla 
karıştırıp avuçları ile çocuıuna yedirmeye çalışan memeleri kavrulmuş 
annelerle, gözlerine kaçan sinekleri dahi umursamayacak kadar dünyadan 
göçmeye hazıırlanmış koca gözlü, çıkık karınlı, çırçıplak kara bebeler var. 
Kimsenin aklına "Yahu ne oldu bunların altın / elmas rezervleri?!" diye sormak gelmiyor. Oysa tüm Afrika kıtasının DB'na borcu; DB'nın toplam borç rezervleri içinde sadece %10 oranında. Bu da 6 veya 7 milyar dolar 
demektir.. Yani DB için toptan silinse bile son derece önemsiz bir rakam. 
% 10 borç için Afrikalıbebeler ölüyor, anaları çaresiz...Kongo bir altın 
kümesi üzerine oturan bir dilenci bugün; Mobutu'nun kişisel serveti ise 6 
milyar dolara ulaşıyor. Hesabının İsviçre Bankalarında açıklanan bu küçük 
bölümü dışında neredeyse 11 milyar $'a ulaşan kısmına ise, Liechtenstein'den İsviçre'ye hiç bir ülkede dokunulamıyor: Uluslarası banka güvenceleri nedeniyle! 

Dünya Bankası'nın "Yoksullara Sadaka" programı bizde de (nedense!) tam 
da "sosyal Patlama" meselesinin 'tarafsız' medyamız tarafından sıkça dile getirildiıi bugünlerde konuşuluyor. Meselenin aslına bakmak lazım: 

DB gelecek on yılın kavramını "Good Governance-Şeffaf Devlet" olarak 
açıkladı. Türkçe mealiyle bu; "Güney ya da Üçüncü Dünya Ülkelerini, 
özelleştirme politikaları yolunda siyasalsızlaştırma" demek oluyor. Şöyle ki 
bu kavramın içeriıinde 

1) Azgelişmiş ülkelerin devletlerini aradan çıkartmak ve yolsuzlukta özel dikkatleri siyasal yapının, ancak, DB'na bulaşmamış, bürokratik yolsuzluklarının üzerine çekmek ve; 

2) Tüm siyasal alanı kirli saymak; 

3) Bu yoldaki propogandayı hızlandırmak; 

4)Bu toz duman arasında özelleştirme politikalarının denetiminde devlet yönetimlerini aradan çıkartarak, özelleştirme, kamu yatırımları vb. programların erkini uluslarası (mesela CIA baılantılı TI-Transparency International gibi) NGO'larla baılantılı çalışmayı kabul eden ulusal STK'lara devrettirmek; 

5) Bu arada 'yoksulluk yardımı' gibi bir kültürel propoganda malzemesini 
alabildiıine kullanarak "Ülkenin zaten batmış olduıuna, küreselleşmeden 
kaçınılamayacaıına; zaten tüm siyaset alanının kirli olduıuna; bu nedenle 
uluslarası denetimin ve yardım programlarının devreye girmesinin gerekli 
olduıuna; açlar ordusunun ülkeyi bir isyan ve kırıma sürükleyebileceıine 
vb." tüm kesimleri inandırmak. 

Türkiye'nin son develüasyonu; ülkenin kizi olarak kaldı; dünya piyasalarına 
sıçramadı. Sıçramazdı da, zira bu develüasyon aslında bir boyun eğdirme, 
siyasal bir kement atma yoluyla Türkiye'yi girmemekte siyaseten veya 
iktisaden direndiği küresel ekonominin zorlamalarına boyun eğdirme 
çalışmasıydı. Ha! Ülkemiz de zaten bu küresele direnme politikasını 
'yurtsever' veya 'milliyetçi' veya 'imanlı' olduğundan uyguluyor değildi de; 
aslında Dünya içinde DB ve IMF dışı diğer illegal-informal (deyim 
yerindeyse DB ile IMF'den daha az soyguncu olmayan öteki yeraltı para 
zincirleriyle) finans kaynaklarından parsalanmak için izlemekteydi. 

Bu işten herkes kendince bir şekilde çıktı: Develüasyon, var olan 
eşitsizlikleri körükledi, yeni eşitsizlikler de yarattı! Şimdi durum 
Türkiye'nin %35'lik kesiminin yıllık ortalama milli gelirin altına 
düşmesidir: Yani yaklaşık 30 milyon insan, yılda 3000$'dan az bir parayla 
yaşamak zorunda! Bu rakam 30 milyon insanın gününü 8 $'dan az bir parayla 
(aylık 375 milyon TL.) geçirdiğini gösteriyor. Öte yandan %5'lik bir grubun 
yıllık geliri 40.000$'dan fazla! 

Tabi ki bu son gelir kaybı beyaz yakalıyı, üretken kesimi vb. yani üretimle 
ilişkili kesimleri özellikle vurdu. Ama bu işten spekülatör ve rantiye en 
kazançlı çıktı. 

"Peki sosyal patlama dedikleri nedir? Bizde olur mu?" sorularına gelelim. 
Biz Sosyal Bilimciler "Sosyal patlama" kavramını bir tek durum için 
kullanırız: "Örgütlü toplumsal değiştirme hareketi" için. Yani toplumun 
geleceğe yönelik bir umutla; örgütlenerek; bilinçli bir değiştirme hareketi... 
Örgütsüz toplumlar patlayamaz! 

Oysa şu anda Türkiye'de olan durum: "Sosyal Çöküntü" ya da Sosyal intihar" 
olarak adlandırılabilecek durumdur. Toplumlar iki türlü intihar eder: Ya tüm 
iç ve dış ögeleri düşman kabul eder ve her türden 'yabancı'ya savaş açarak 
topluca savaş va katliamlara giderler ya da kitleleler sessizce içlerine 
kapanır, örgütlü tepki vermez-veremez hale getirilir ve oldukları yerde 
büzüşerek ölürler. 

Bizde son durum ikisini de göstermekte. Tabi ki bazı isyan eylemleri, 
bireysel tepkiler çıkacaktır: kendisini yakanlar, 'cinnet geçirerek çoluk 
çocuk dünyadan göçüp gidenler, otel taşlayanlar vb. Ama bu eylemler sadece 
polisiye baskıları artırır ve sonuçta kitleselleşemeden bastırılırlar: 
Sigorta şirketleri kazanır, Medya timsah gözyaşları döker. Vak'a takdimleri, 
acaip birer böcekmiş gibi insanların üzerinde ağlamaklı ifadelerle sunulur, 
unutulur...Asayiş berkemal kılınmalıysa, medya 'biz'i her türlü 'patlama 
riski'ne karşı uyarır: Çekiliriz kalın duvararın ardına, oralarda eğlenir ve 
insanımıza acır ve küfrederiz. 


Son yoksulluk yardımı bu açılardan düşünüldüğünde; 'onur meselesi' 
dahilinde, "evet tartışılmalıdır". Buradaki onur tartışması , emperyalizme 
karşı mücadelenin ne kadar sınıfsal mücadelenin kendisi haline geldiğini 
görerek-göstererek yapılmak zorundadır. Son söz olarak Kanuni Sultan 
Süleyman'ın Eflak Beylerbeyine bir fermanını yazmak istedim: Kanuni, Eflak Beyi'ne, çevre halkları Osmanlı'ya ram etmek için bir akıl vererek şöyle 
diyor: 


"Yardım ediniz. Yardım almaya alışan buyruk almaya da alışır"