Emekçılerın 
Kurtuluşu
Kendı
Eserlerı
Olacaktır.

                 K.MARKS

 

Kitap Yakan Adalet

Dr. Ergun Göknel

Hukukun değil de yalnızca yasaların geçerli olduğu bir devlette kitap yakılması olağan sayılabilir. Örnekleri Hitler Almanya’sında ve de Stalin Rusya’sında görülmüştür. Bugün de ilkel diktatörlüklerle yönetilen ülkelerde aynı olguya rastlanabilir. Ancak demokrasinin egemen olması istenen bir ülkede kitap yakılması kadar o ülkede yaşayanları rahatsız etmesi gereken başka bir olay düşünülemez.

 Bir ülke ya evrensel demokrasi kuralları içerisinde demokrattır ve demokratik ilkeler genel kabul görmüştür, veya demokrasi söylemlerdedir; uygulama ise “eski hamam eski tas” deyimine göre devam eder. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanların bu konuda bir an önce karar vermesi gerekir. 1930 yıllarının faşist İtalya’sından alınan ceza yasasına göre mi yaşayacaklar, yoksa çağdaş uygarlığın kabul ettiği hukuk sistemi içerisinde mi yaşayacaklar?

 12 Eylül 1980 rejiminin uyguladığı kitap yakma veya istenmeyen kitapları hurda kağıt olarak SEKA fabrikalarına gönderme yönteminin geçmişte kaldığını umut ederken, İstanbul 2.Asliye Ceza Mahkemesi bir karar veriyor. Dragan Babic’in “Son Sürgün” adlı kitabının imhasına karar verirken, yayıncısı ve çevirmeni de hapis ve para cezasına çarptırılıyor. Cansiperane bir gayretle, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinde yıllardır yayınlanan bir kitabın “imha”sına karar verilmesinin yasalara uyduğu düşünülse dahi, insana hoş bir duygu vermiyor.

 

Adalet, kitap “imha”sına karar verebiliyorsa ve kamuoyu bu karara gerekli tepkiyi göstermiyorsa (umarız gösterir), ülkede demokratik anlayışın ve demokrasinin nasıl yerleşeceği büyük bir soru işareti olarak kalacaktır. Unutmayalım ki “Demokrasi” emirle kabul edilebilecek bir kavram değildir. Ancak bu ülkede yaşayanlar demokrasi, ilkelerini benimserlerse ve aykırı uygulamalara gerekli tepkiyi gösterme cesaretleri varsa, demokrat  ve özgür bir Türkiye’de yaşama şansları olabilir.

 

Kamuoyunun olaylara varolan koşullar içinde dahi, evrensel kurallara göre tepki göstermediği veya gösteremediği bir ülkede demokrasiden söz etmek abestir. Tepkisiz insanların yaşadığı bir ülkede her türlü antidemokratik olaya rastlanabilir. Yazar Altemur Kılıç’ın,  bir televizyon kanalının canlı yayınında, açıkladığı düşünceleri dolayısıyla çalıştığı gazetenin sahibi tarafından istenmeyen adam ilan edilmesi gibi. İşte o zaman Kılıç’ın onurlu bir hareket ile gazeteden ayrılması bir tepkidir. Onunla aynı siyasal düşünceyi paylaşmayan insanların ve yazarların tepki göstermeleri düşünce özgürlüğü açısından onurlu bir harekettir.

 Düşünce ve yayın özgürlüğünü korumayı kendine ilke edinmemiş bir yayın organının Türkiye’de demokrasinin kayıtsız şartsız hakim olmasını isteyebilme olanağı yoktur. Böyle bir gazetenin okunmamasıyla bağlantılı bir okur tepkisi dahi düşünülmelidir.

 Bilinmelidir ki, düşünce özgürlüğünün, evrensel hukuk kurallarının geçerli olmadığı, adalet sisteminin tam bağımsızlığa sahip olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Bu ilkeleri yalnızca sözle değil fakat uygulamada da savunmayan ve fiilen yerine getirmeyen siyasi partiler demokratik düşünceden çok ama pek çok uzaktadırlar

 
sayfa başına dön