Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Floransa'da toplanan sosyal forum

8 Kasım sabahı, Floransa kentinin dış kesimindeki bir toplantı salonunda düzenlenen atölye çalışmasının konusu, "Küreselleşme sürecinde sendikal hareket, sorunlar ve eleştiriler"di. Hollanda, İsveç, Belçika, Hırvatistan, Almanya, İngiltere, İsviçre, Norveç, Danimarka, Türkiye ve İtalya'dan yaklaşık 30 kişi olarak yaptığımız bu çalışmada öncelikle sermayenin iç örgütlülüğü üzerine kısa bir bilgilendirme yapıldı ve ABD ile AB arasındaki ortak sermaye lobi grupları tanıtıldı (CEO'dan Erik Wesselius). Bu brifingde özel vurgu yapılan sermaye lobisi ise aynı gün yani 8 Kasım da  ABD'nin Şikago kentinde toplanan TABD-Atlantik Ötesi Sermaye Diyaloğu oldu ve Şikago'daki protesto eylemleri hakkında da bilgi verilerek, küreselleşmenin kurumlarının her birinin karşısında ayrı bir muhalif hareketin oluştuğu, bu durumun kapitalizmin bir sistem olduğu ve tüm bu yapıların bütününden oluştuğu gerçeğinin perdelenmesini kolaylaştırdığı eleştirisi yapılarak sistem karşıtı hareketlerin artık belli bir politika etrafında birleşmesi gerektiği belirtildi. Bu atölye çalışmasında tutulan bazı özet notlar:

- -          Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası ERT, 1982 yılında Philips, Gylenhammar şirketleriyle AB Komisyonu komisyonerlerinin ortak girişimi sonucu kuruldu. Bu dönemde AB, ABD'li şirketlerin çok yüksek rekabet gücü yüzünden oldukça sıkıntılı bir kriz döneminden geçmekteydi. 1987 yılı sonrasında, ERT içersindeki şirketlerin bilhassa Brüksel'deki lobi gücü arttı ve örneğin ünlü Maastricht anlaşması ERT ve UNICE'nin (Avrupa İşveren Örgütleri Konfederasyonu) yoğun çabalarıyla imzalandı. Bugün, ERT ve UNICE üyesi şirketler oldukça güçlenen yapıları sayesinde AB mekanizmalarına erişimde ve istediklerini empoze etme konusunda neredeyse hiçbir sıkıntı yaşamıyorlar.(Erik Wesselius-Hollanda)

- -          ESF'ye katılan azınlık konumundaki muhalif sendikalar Avrupa çapında genel grevden söz ederken, ETUC, bugün herşeyin yolunda olduğunu ve genel greve gerek olmadığını söylüyor. Birinci öneri güzel ama gerçekçi değil, ikincisi ise gerçeklere tamamen sırt çevirmek anlamına geliyor. Oysa, AB sendikaları son yıllarda pek çok mevzilerini kaybettiler. Örneğin Avrupa'nın belki de dünyanın en güçlü sendikası IG Metal, geçen yıl Volkswagen ile 5000*5000 adı verilen bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşme Almanya metal sektörü ücret skalasının altındaydı. Ve böylesi bir gelişme, ülkede genel bir gerilemenin ilk adımı olarak görülmek zorundadır. Halbuki, aynı IG-Metal'in burada Sosyal Forum toplantılarında söyledikleri çok farklıydı. Demek ki ortada retorikler dönüyor. Avrupa'da 1930'lu yıllarda kurulan Sosyal Paktlar'ın o dönem için geçerli olan gerekçeleri vardı. Aynı dönem, sendikaların depolitize olmalarına ve bürokratikleşmelerine ve hatta giderek ulusallaşarak, enternasyonalizmi unutmalarına yol açtı. Tüm bu gelişmeler sendikaların üyeleri yerine şirketlere yakınlaşması, işçilerin kendi örgütlerine yabancılaşması ve uzlaşmacı bir sendikal anlayışın doğmasını da beraberinde getirdi. Döneme damgasını vuran kavramlar ise farklı güç dengelerinin söz konusu olduğu sistemlerde güçlünün kendi kurallarını zayıf olana empoze etmesinden başka hiç anlama gelmeyen Sosyal Diyalog, Endüstri İlişkileri ve Avrupa İş Konseyleri (EWCs) oldu.(Asbjorn Wahl-Norveç)

- -          Üzerinde durulması gereken kavramlardan biri de Şirket Davranış Kodları (Code of Conducts) ve bununla bir arada düşünülmesi gereken CSR (Corporate Social Responsibility)-Şirketlerin Sosyal Sorumluluğu konseptleridir. Bazı batılı sendikaların gerek sosyal diyalog gerekse bu iki kavramın meşrulaştırılması yönünde önemli çabaları gözlenmekte ve bu sendikalar bilhassa mücadeleci geleneğe sahip ülkelerin sendikaları ile geliştirdikleri ortak ilişkilerde bu kavramları yerleştirme çabası gütmektedirler. Sendikaların aşmak zorunda olduğu bir diğer handikap ise, en temel sendikal hedef olan örgütlenmeye bakıştır. Örgütlenmede nitelik, sınıf perspektifi gibi ilkeler öylesine unutulmaya yüz tutmuş, olay öylesine kafa sayısına indirgenmiştir ki, Hollanda, İsveç gibi sanayileşmiş ülkelerdeki görece güçlü sendikalar bile yeni üye kaydı yapabilmek için ya cep radyosu dağıtım kampanyası v.b kampanyalar düzenlemekte ya da üyelerinin borsalardaki yatırımları için ücretsiz danışmanlık karşılığında üye sayılarını korumaya çalışmaktalar.(Gaye Yılmaz-Türkiye)

- -          Danimarka'daki büyük sendikalar dayanışma sözcüğünü tamamen unutmuş gibiler ve AB'nin genişlemesini sırf Danimarka sermayesi güçlenecek umuduyla destekliyorlar. Küçük ve sınıf sendikacılığı yapanlar ise oldukça farklılar. Birkaç yıl önce Polonya'ya giden bir tekstil firmasının eski işçileri ve örgütlü sendika, Polonya'da açılan fabrikanın işçilerini şirket hakkında bilgilendirmek ve sendikada örgütlenmelerini sağlamak için büyük çaba sarf etti. Sendikaların özelleştirmeye bakışında da oldukça ciddi, politik hatalar gözleniyor. Danimarka'da enerjinin özelleştirmesi sonrasında sektör kendi kendini sürdürebilme özelliğini tamamen yitirdi. Ve bu alandaki özelleştirme, en çok Nükleer şirketlerine yaradı ve siyasilerin daha önce nükleer santralleri kapatmak için verdikleri takvimlerde ertelenmeler başladı. Elektrik üretim ve dağıtımını kamudan alan özel şirketler gerekli yatırımları yapmaktan kaçındıkları için elektrik sıkıntısı baş gösterince, nükleer santralleri kapatma takviminin ertelenmesi de kamuoyu nezdinde meşruiyet kazanmış oldu. Bir diğer önemli mesele de AB Komisyonunun 1.5 yıl önce Su'da özelleştirmeyi kabul etmiş olması. Ne var ki AB Hükümetlerinin neredeyse tamamı o dönemde bunu yapmalarının çok zor olduğunu belirtti. Peki Komisyon ne yaptı? "O zaman bu işi 5 yıl erteleyelim" demek yerine kapsamlı bir araştırma başlattı ve adını da "Su'yun özelleştirilmesinden sağlanacak avantajlar" olarak belirledi.(Kenneth Haar-Danimarka)

- -          Avrupa'da GATS anlaşmasına karşı ciddi bir duyarlık oluşmuş durumda. Bu, bir yandan güzel bir gelişme olarak düşünülebilir. Ancak, sadece GATS'a karşı olmak korkunç bir stratejik hata olur. Aynı anda AB kurumları ve sistemin diğer güçleri de teşhir edilmek zorundadır. Çünkü GATS ile amaçlanan AB Hizmet Şirketlerinin Rekabet Gücünü arttırmaktır. Ayrıca üzerinde durulması gereken bir husus da Avrupa Birliği ülkelerindeki görece yüksek sosyal standartların AB tarafından getirildiği yanılsaması yaratılmaya çalışılmasıdır. AB'nin pek çok ülkesindeki standartlar AB düzeyinin çok üzerindedir ve bu normlar, mücadelelerin yanı sıra, sermaye birikim sürecinin gereği sonucunda kazanılmıştır. AB'nin asıl yapmaya çalıştığı ise entegrasyon, uyumlulaşma adı altında bu standartları en alt düzeyde ortaklaştırabilmektir. (Erik Wesselius-Hollanda)

- -          Avrupa Parlamentosundan geçen yeni bir yasaya göre, alternatif tedavi yöntemleri ve bitkisel ilaçların üretimi yasaklanıyor. Amaç, ilaç tekellerinin karlarını maksimize etmelerine yardım etmek. (Vitamins For All, İngiltere)

 

2- 4-      Yine 8 Kasım günü öğleden sonra Fortezza De Baso'nun salonlarından birinde yapılan sendikal toplantının organizatörleri FIOM, IG-METAL ve CC.OO sendikalarıydı. Brezilya, Tayland, Kazakistan, ABD'nin yanı sıra çeşitli Avrupa ülkelerinden sendikacıların katılımıyla gerçekleşen toplantıda, ülkeler özelinde belli başlı özgün sıkıntılar ortaya konurken, yeni açılımlar ve çözüm önerileri de getirildi. Sorunların temelde ortaklaştığı fark ediliyordu. Fakat özellikle Kazak sendikacının aktardığı bilgiler toplantının en ilgi çeken bölümleriydi. Kazak Sendikacı, çalışanların gelir düzeyinde hiçbir artış yaşanmaz ve hatta ücretler zamanında ödenmezken, geçmişte kamusal hizmet olarak sunulan barınma, su, elektrik gibi alt yapı alanlarının parayla satılır hale gelmesinin ülkedeki hayatı dayanılmaz hale getirdiğini ve bu politikalarda IMF, DB'nin payını anlattı. Aynı toplantıda, DİSK- Birleşik Metal İş Sendikası ile DİSK-Basın İş Sendikası da kısa birer sunuş yaptılar ve esas olarak Türkiye'deki yeni Çalışma Yasası Değişikliği ile 80 darbesiyle değiştirilen sendikalar yasasının örgütlenmeyi nasıl engellediğini aktardılar. Basın İş sendikası Genel Sekreteri Kamil Kartal sunuşu sırasında, sendikasının Türkiye'de örgütlenme modeli olarak G.Kore sendikalarının örgütlenme modelini örnek  almaya başladıklarını belirtti. 

3- 5-      9 Kasım sabahı yine Fortezza De Baso'da yapılan başka bir toplantıda söz alan SUD-Eğitim Çalışanları Sendikası adına konuşan bir sendikacı, AB'nin Yaşam Boyu Eğitim ve Mesleki Eğitim gibi son dönemde pek çok politikaya damgasını vuran yeni konseptlerini eleştirerek, bunların tek amacının hizmet şirketlerinin karlarını yükseltmek olduğunu; sanayi şirketlerinin kendilerine birer tane de eğitim şirketi açtığını ve mesleki eğitim, yaşam boyu eğitim konularını TİS masasına getirmek suretiyle sendikaları enternasyonal bir hak olan eğitim konusunda pazarlığa çekmeye çalıştığını belirtti. TİS görüşmelerinde ücret zammı yerine eğitim önerisi yapan şirketlerin bu oyununa gelinmemesi gerektiği uyarısını yapan sendikacı, işçi örgütlerinin kazanılmış haklardan fedakarlık etmek gibi bir haklarının olmadığını belirtti. Kadınların ve gençlerin iş gücü piyasalarındaki varlığı konusunda konuşan bir başka konuşmacı Avrupa'da 46.9 milyon genç iş gücü bulunduğunu ve bunların %35'inin işsiz olduğunu, çalışan gençlerin ise çoğunlukla part-time ve kısa süreli sözleşmelerle, genellikle kayıt dışı sektörlerde (oteller ve restoranlar gibi) istihdam edildiklerini anlattı. Halihazırda "Yoksul İşçiler" adı altında yeni bir işçi kategorisi oluştuğunu belirten konuşmacı, çözüm önerisi olarak ta:

- -          Herkes için parasız ve kaliteli eğitim hakkının kazanılması,

- -          İşçilerin kazanılmış haklarının sonuna kadar ve bedeli ne olursa olsun savunulması,

- -          Tüm bunlar için öncelikle işçi örgütlerinde örgütlenmenin esas alınmasını önerdi.

Aynı toplantıda yapılan bazı konuşmalardan özetler ise şöyledir :

* Kapitalistlerin tek hedefi sermaye ve karların dolaşımını hızlandırmak ve yalnızca bu yolla karlarını maximize etmek değildir. Eğitimin metalaştırılması süreci, işçi sınıfının bilincine egemen olmayı da amaçlamaktadır. Bu anlamda işçi sınıfı kültürü yeniden canlandırılamayacak olursa bu mücadele de kazanılamayacaktır. Başka bir deyişle sendikal hareket bugünkü yapısını ve tarzını gözden geçirmek zorundadır.

* Şu anda bütün Avrupa ülkelerinde çalışma yasalarını değiştirme hazırlıkları sürmekte hatta bazılarında belli adımlar atılmaktadır. Ancak, bazı sendikaların sınıfa dönük bu saldırılara, kuralsızlaştırma çabalarına destek verdikleri görülüyor (CISL ve UIL gibi). Oysa pek çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede işçiler bizim örgütlenme yöntemlerimizi izliyor ve örnek almak istiyor. Bu nedenle sermaye yanlısı emek karşıtı politikalara işçi örgütlerince verilen destekler daha da hayati bir konum arz ediyor. (İtalya-FIOM)

* Bugün eğitim alanında yaşanan tek sorun bu alanın ticarileştirilmesi değildir. Okullarda verilen eğitimlerin en temel hedefi gençleri kapitalist ideoloji doğrultusunda manipule etmek ve giderek a-politik bir sınıf yaratmaktır. Son dönemde İtalya FIAT'da yaşananlar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. FIAT-GM arasında yaşanan şirket birleşmesi sonrasında binlerce işçinin işten çıkarılmasına karar verildi. Bu kararı durdurabilmek için fabrika işgalleri yapıldı ve mücadele hala devam ediyor. Diğer yandan İtalyan Hükümeti de İş Yasasının 18. maddesini değiştirerek iş güvencesi hakkımızı elimizden almaya çalışıyor. Benzer gelişmelerin diğer ülkelerde de yaşandığını biliyoruz. Bu mücadeleler ortaklaştırılmak zorunda. Çünkü kapitalist hegemonyayı sadece bir ülkede kırmak yetmeyecektir. (İtalya-FIOM)

* Rekabet, tüm emek piyasalarını kuralsızlaştırmayı ve işgücü maliyetlerini bu yolla azaltarak, karları yükseltmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği, Amerikan modelini kopyalayarak 2010 yılına kadar dünyadaki en rekabetçi güç haline gelme hedefine kilitlenmiş durumda. Bu hedef, bugün sahip olduğumuz ekonomik standartların önümüzdeki süreçte hızla gerileyeceği şeklinde okunmak zorunda. (Yunanistan)

* Avrupa Konvansiyonu sürecine de müdahil olmak zorundayız. Aksi taktirde AB içindeki işçiler, işsizler, göçmenler ve azınlıklar arasındaki uçurumlar giderek daha da büyüyecek.

* Avrupa Ulaşım İşçileri Federasyonu olarak yalnızca AB ülkelerinde değil diğer AB dışı ülkelerde de örgütlüyüz. Ulaşım sektörünün gerçek aktörleri kamu değil, otomobil, petro kimya, borsa-finans, uçak yapımı şirketleridir. Söz konusu bu sektörlerin güçlü şirketleri iki yıl önce ulaşım sektörüne de el attılar ve çok düşük ücretli, genellikle göçmen işçileri istihdam ederek son derece esnek koşullarda çalışıyorlar. Ulaşım sektöründe taşeronlaşma son derece yüksek düzeyde. Bu yüzden sektörde örgütlü sendikalar giderek küçülmektedir. İspanya'da yapılan sınır ötesi nakliyatın %62'si kendi adına, bireysel sözleşmeyle çalışan işçiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Kuzey ülkelerinde ise durum oldukça farklıdır. Örneğin Hollanda sendikaları beyaz yakalıları (mühendisler) örgütleyerek işin işinden çıkmaya çalışmaktadır. Gemi inşa sektöründe son dönemde değişik stratejiler izlenmeye başlandı. Amaç, sınır denetimlerinden kaçabilmek. Durum, 1920'lerin Amerika'sını anımsatıyor. Federasyonumuzun her yıl düzenli olarak yaptığı ve dünyadaki tüm üye sendikalarını bir araya topladığı toplantılarının en sonuncusunda dünya çapında bir asgari ücretin nasıl hayata geçirilebileceği konusu tartışıldı. Kampanya kapsamında bu kararı uygulamayı kabul etmeyen şirketlerin kargoları limanlarda indirilmeyecek ve geri çevrilecek. Ayrıca, tayfaların gemi inşa işinde çalışmalarını da önlemeye çalışıyoruz.

* Sendikalar, dünyada tek ideolojinin neo-liberalizm olduğunu kabul etti ve bununla pazarlık ederek iyileştirme yolunu seçti. Biz gençler, bunu kabul etmiyoruz ve bu sistemle mücadele etmeye kararlı olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. (Yunanistan Delegasyonundan Gençlerin sözcüsü)

* Eğer Temel Haklar Şartı, bugünkü haliyle konvensiyona dahil edilecek olursa, sahip olduğunuz tüm haklara elveda diyebilirsiniz. "Canım nasıl olsa değiştiririz " diyorsanız, en az 10 sene beklemek zorunda olduğumuzu unutmayın.

* Sendikaların küreselleşme mücadelesinde tek argümanın olduğunu söylediniz. Oysa burası ESF çok daha geniş bir kapsama sahip. Sendikalar olarak mücadelenizi diğer sosyal hareketlerle ortaklaştırmayı düşünmüyor musunuz? Sorusuna sendikacıların verdiği yanıt "Sermayenin saldırılarına karşı mücadele sınıfsal olmak zorundadır". Şeklindeydi.

 

Savaşa Karşı Yürüyüş:

Avrupa Sosyal Forumu buluşmasının 4.günü (9 Kasım 2002-Cumartesi) saat 15'te  Fortezza De Baso'dan başlayıp Campo di Marte meydanına kadar yaklaşık 7 km'lik Savaşa Karşı yürüyüş gerçekleştirildi.Yürüyüşün saat 15'te başlayacağı duyurulmasına rağmen yürüyüş korteji saat 11'den itibaren oluşmaya başladı. ASF katılımcılarının büyük çoğunluğu Avrupa'dan olmakla birlikte dünyanın  çeşitli ülkelerinden temsili düzeyde de olsa katılımcılar vardı. Yürüyüş kortejinin en önünde ASF'nin yabancı katılımcıları, daha sonra İtalyan CGIL konfederasyonuna bağlı sendikalar özellikle FIOM Metal İşçileri Sendikası üyeleri ve FIAT İşçileri, Fransız, İspanyol, Yunan, Alman ve diğer Avrupa ülke Sendikaları, Fransız ATTAC ve diğer ülke ATTAC'ları, Siyasi Parti ve Oluşumlar, İtalyan Barış Derneği PACE, Çevreci gruplar, Floransa halkı ve diğer küçük gruplar olmak üzere yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı ve 4-5 saat süren bir Savaşa Karşı yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüş sırasında her dilden Savaşa Hayır ve ABD ve Bush karşıtı sloganlar atılırken, hep birlikte marşlar ve şarkılar söylendi, müzik grupları canlı konserler verdi, tiyatrocular tek kişilik ve gruplar halinde gösteriler yaptı. Floransa halkı yürüyüşe pencerelerinden sarkıttıkları bayrakları, pankartları ve alkışları ile alt katlardakiler ise yürüyüşçülere bedava su ve kahve servisleri yaparken, bacakları alçılı bazı Floransalılarda koltuk değneklerini sallayarak ve tekerlekli iskemlelerine vurarak destek verdiler. Tüm yapılanlarla yürüyüş bir karnaval havasında gerçekleştirildi.Yürüyüşü tamamlayanları Campo di Marte meydanında müzik grupları şarkılarla karşıladı. ASF katılımcısı çeşitli ülke ve gruplardan temsilcilerin yaptıkları kısa konuşmalarla Savaşa karşı yürüyüş tamamlandı. ASF'nin Floransa toplantılarında ATTAC'ların ağırlığı  hissedilirken, Savaşa Karşı yürüyüşte ise, İtalyan barış örgütü PACE'nin kitlesel ağırlığı vardı. Floransa yürüyüşü katılımcılarının sayısı hakkında ASF 1 milyon, Floransa Polisi 400 bin, İtalyan medyası 300 - 700 bin gibi abartılı rakamlar vermesine karşın bu yürüyüş yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı ve küreselleşme karşıtlarının şimdiye kadar düzenlediği en kitlesel protesto yürüyüşü olduğu gerçeğini değiştirmez.

 

Avrupa Sosyal Forumu toplantıları değerlendirmemiz. 

Floransa'da gerçekleştirilen ASF toplantısı, 31 Ocak-5 Şubat 2002 tarihlerinde Brezilya'nın Porte Alegre kentinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumunun 2. toplantısında kararlaştırılmıştı. Dünya Sosyal Forumu ve Avrupa Sosyal Forumunun bileşenleri arasında, çeşitli ülkelerden, ekonomik, siyasal, çevresel, kültürel, ideolojik farklılıkları olan işçiler, kamu çalışanları  ve sendikaları, meslek örgütleri, çiftçiler, siyasi partiler ve oluşumlar, çevreciler, otonom yapılar, sisteme muhalif gruplar bulunmaktadır. Bu çeşitlilik ve renklilik DSF ve ASF'nin, bize günümüz muhalefetinin nereye yöneldiği ya da hangi karşıtlıklara yöneltildiğinin ipuçlarını da vermektedir. DSF ve ASF tartışma platformları her çeşit düşüncenin özgürce tartışıldığı bir zemin olarak sunulsa da gerçekleştirilmesinde bu oluşumların egemen görüşünün yönlendirmeleri ve farklılığı ortaya çıkmaktadır. DSF ve ASF oluşumlarının bileşenleri içerisinde "kapitalist sistemin reform edilebileceği" temel görüşü ağırlıktadır. Bu saptamamız kuşkusuz DSF ve ASF oluşumuna katılan tüm yapılar ve gruplar için geçerli değildir. Ancak DSF ve ASF'yi ideolojileri ve eylemleri ile yönlendiren, alınan kararlarda daha çok söz sahibi olan ve bu platformlara rengini veren bileşenlerin gerçek pozisyonu da budur. Floransa'da yapılan ASF toplantılarının büyük çoğunluğunda başta Fransız ATTAC ve diğer ülke ATTAC'ları ile benzeri yapıların temsilcilerinin konuşmacı olarak yer alması ve reformist görüşlerin katılımcılara empoze edilme çabalarını, İşçi Sendikaları ile Sivil Toplum Kuruluşlarının iç içe geçmesi, birlikte mücadele etmesi ve mücadelenin sınıfsal eksenden toplumsal eksene kaydırılarak verilmesi, kısacası sendikaların İşçi Sınıfının örgütü değil de STK'laştırılmasının empoze edildiğini bir kez daha gözlemledik.

Bu empozeyi yapan oluşumların yanında Sosyal Avrupa'ya dönüş özlemlerinden daha ileri talepleri olmayan başta ETUC, İtalyan CGIL, Fransız SFDT, Alman IG Metal, İspanyol UGT gibi Avrupa Sendikal Hareketine yön veren sendikaların temsilcilerinin konuşmalarındaki temel vurgular birlikte düşünüldüğünde DSF ve ASF'nin içinde neden yer aldıklarını ve küreselleşme karşıtı muhalefet içerisindeki konumlanışlarının gerekçesi de ortaya çıkmaktadır. Avrupa Sendikal Hareketine yön verenlerin temsilcilerinin hemen hemen tamamı ülkelerinde son 20 yılda başta, Örgütlenme, Esnek Çalışma, Kalite Uygulamaları, Çalışma Süreleri, Sosyal Güvenlik, v.b. gibi temel konulardaki hak kayıplarını ve kaybetmeye devam ettikleri haklarını detayları ile aktardılar. Ayrıca Avrupa Sendika temsilcilerinin söylemlerinde ağırlıkla ABD sermayesi ve emperyalizmine karşı bir duruş sergilemeleri, kapitalist sistemin bütününe yönelik bir karşı duruş kaygıları olmadığını ya da Avrupa Sermayesi ve emperyalizminden pek şikayetçi olmadıkları çıkarsaması da yapılabilir.

DSF ve ASF'ye rengini veren bileşenlerin Floransa'da yansıttıkları görüntünün emekçi sınıfların mücadelesine yön verecek yeterlilikte olmadığı talep ve söylemlerinden ortaya çıkmaktadır. Teknik olarak DSF ve ASF üye olunacak ya da üyeler üzerinden yürüyen bir yapı değildir. Ancak geniş toplum ve emekçi kitleler üzerinde etki yapma gücüne eriştirilmek istenen bir flatform olduğu ortadadır.

Bu yüzden umarız ki DSF ve ASF'ye bugün için rengini veren yapıların küreselleşme karşıtı hareketin kapitalizm karşıtı bir mücadeleye dönüştürülmesi sürecine ya da kapitalizm karşıtı bir mücadelenin yaratılmasının önünde engel oluşturmazlar.

 

T.MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

ASF Floransa Delegasyonu

 

sayfa başına dön