|
Apaçık
TÜSİAD
MÜSİAD
TÜSİAD'ı
bilmeyen yok.
Son
25 yılımızın işinde aşında.... Giyimi kuşamında. Ve Politik
yaşamında onun suyu, tuzu, unu, yağı... Ve pek hünerli parmağı
var.
Bu
niteliğiyle, depremde yitirilen candan, hortumlanıp batan
bankaya... Çöken ekonomiden, 3 Kasımda yerle bir olan politikaya
üyelerinin sorumluluk payı, bürokratlarla siyasetçilerden az değil.
AB'ne
kapağı atarsa aklanmasa da acenteliği güvencede olacak.
Elbette
(bir kısım üyelerinin !..) kaçırdığı paralar da...
Üstelik
içpazar tümüyle yabancı sermayeye açılacak... Ve yerli
rekabetinde yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirme fırsatı doğacak.
Bu
açıdan bakıldığında Avrupa çıkarmasının bir yanı can telâşı.
Öbürü
kâr hevesi.
Şimdiye
kadar acentelik almak amacıyla yüzsuyu döküyor... Kimlik, kişilik
ve onurlarından ödün veriyorlardı. Şimdi varlıklarını
korumak ve artırmak amacıyla herşeye katlanıyorlar.
MÜSİAD
günümüzün yükselen yıldızı.
Üyeleri,
tıpkı TÜSİAD gibi ikinci kuşak işadamı ve sanayici.
Çoğunun
babası benzeş. Yazmadan kâtip, okumadan âlim.
Bugünkü
üyeleriyle yöneten kuşak da tıpkısının aynısı. Çoğu
kolejli, yabancı üniversite bitirmiş. Dilbilir, işbilir, dünya
halini bilir.
Meşrepleri
farklı.
TÜSİAD
üyelerinin çoğunluğu lâik... İşbirlikçi... Batıcı.
Ama
küresel sermayeyle Türkiye pazarında
oynayabildiğinden, rekabete dayanıksız. Kaliteye duyarsız. AR-GE'den
habersiz. Patron izninin dışındaki her türden fikir, düşünce
ve eleştiriye kapalı. Batılı ve demokrat görünüm içinde,
kaskatı oligark.
MÜSİAD
üyelerinin çoğu üretim çevrelerinin gelenek, görenek ve yaşam
biçimini özümsemiş.Beş vakit namazında. Orucu muntazam. Zekâtı
tamam. Hac farizasını yerine getirmiş mütedeyyin kişiler.
Türkiye
üretimiyle küresel pazarda derinleşme peşinde.
Hepsi
yerel kaynakları çağdaş teknolojiyle işleme becerisinde. İç
ve dış pazar rekabetinin kırımını başarıyla atlatmış hünerbaz.
Kılık kıyafetleri çağdaş. Enstrümanları teknolojik.
Yerel
koşullara bağlayabilirsiniz... Yaşambiçimleri ibadeti de
kabahati de tesettür gizemine sarmaya pek meraklı. Hemen hepsi dış
pazar zorladığından, evrensel düşünce ve fikirlere açık...
AR-GE'ye yatkın... Keşif ve icada sıcak. Ve rekabet dayanıklılığından
demokrat.
Bu
yüzden MÜSİAD'ı Müstakil İşadamı ve Sanayiciler diye de açabilirsiniz...
Müslüman işadamı ve sanayiciler diye de.
Ama
anlayış, kavrayış ve hırsının ötekinden farklı olduğu açık.
Ya
Avrupa paryalığını, mûti kullukla dengeleyen işçilerimizden
Ya faizi haram saydığından ölümlüğünü uçkurunda saklayan
Anadolu dindarlarından... Ya da hacı fışfışlardan devşirdiği
paralarla iş kurmuş. Ham madde kaynakları yerli... Üretimi
yerli... Borcu, faizi, kâr payı yurtdışına gitse de dünya
pazarı iç pazarından çok daha büyük ve verimli... Ülkeye her
yıl 6-7 milyar dolar daha fazla döviz akıtan... Ve Türkiye
ekonomi-politiği için yepyeni bir kapitalist türü.
TÜSİAD
üyelerinin çoğunun zenginliği vurgun ya da dışalıma dayanır.
Hazıra konmuşlardır yâni. Tüketim biçimi haydan gelen huya
gider sefahatıyla, uçukluğun gösteriş budalalığında fink
atar.
MÜSİAD
üyeleri üretiminin en az yarısı gelişmiş dış pazar
denetimindedir. Eloğlu en ufak kusuru mikroskopla incelemeden tek
santim koklatmaz. İçerde sağlanan kolaylıkla zaman zaman bazıları
sapıtsa da, dış pazara çıkan bütün fendini kalite yüksekliğiyle,
fiat ucuzluğuna harcamaya... Bu yüzden de, tanrıyı kandırsa
bile, kula dürüst davranmaya koşulu.
Elbette
sınıfsal bakış için birbirinden yok farkı... Ama MÜSİAD
ulusal kapitalistlerin örgütü... TÜSİAD komprador
kapitalistlerin.
Ortodoks
bakarsanız kırk katırla, kırk satır.
Zaten
ikisinin de AB hırsı, kapitalizmin doğasından geliyor.
Komprador,
patronu sermayenin ülkesinde serbest dolaşımından elde edeceği
kârın hayaliyle koşuyor.
Ulusal
kapitalist, bu ağır koşullarda elde ettiği dış mevzilerin daha
kolay ve serbestçe genişlemesi hayaliyle.
Bu
yüzden MÜSİAD bütün ağırlığıyla AB'ci AKP'ne asılıyor...
TÜSİAD Kemal Derviş kıvırtmasıyla AB'ci CHP'ne...
Ve
böylece toplam seçmenin yüzde 42'sinin oyuyla Meclis'i kaplayan
her iki parti de AB'ne verilecek ödün için yarışıyor.
Ama
o yüzde 42'ye, barajaltı DYP'siyle, ANAP, DEHAP ve ÖDP oyları da
eklendiğinde, ortaya yüzde
60'lık bir iştah çıkıveriyor.
Yâni
meslek ve meşrepleri bambaşka olsa da ezilmişlerle, emekçiler de
AB kuyruğuna girmişler.
Haksız
değiller.
Egemen
Türkiye'de aylık asgari ücret 200 Euro bile değil. AB ortalaması
1.400 Euro... Bu da hem emekçilerin Cennet hayallerini gerçekleştirir...
Hem kişi başına düşen ulusal geliri 10 bin dolara taşır.
Da
!..
Asgari
ücret komisyonlarında işçisinin midesindeki lokmayı tırtıklamaya
alışmış TÜSİA'lı, MÜSİAD'lı patronlar n'eyler ?
N'eylerse
güzel mi eyler ?
Yoksa
emekçileri çatır çatır kendisi için sınıf
olmaya mı iter ?
AB
olsa da olmasa da cin şişeden çıktı.
Nâzım
haklı.
"Güzel
günler göreceğiz..."
Az
sonra...
|