Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 
 

Marksizm ve Sosyalizm Üzerine Düşünceleriyle Bir Lider :

Mehme t Ali AYBAR

 

 

 

         Alev ATEŞ

 

Geçen yüzyılı doğuş ve çöküş süreçleri ile iki kez belirleyen Marksist-Leninist ideolojinin, yapısını, açmazlarını, umarsızlığını, entelektüel bir kaygıyla araştırıp açıklamaya çalışan bir bilim adamıdır Aybar. Ama muhalifi ile yandaşı ile kabul gören bu özelliğini pratik sosyalist siyasetin de temeline oturtma çabası zaman zaman yalnızlaşmasına da neden olmuştur. Oysa yapılmasını istediği şey, Marx'ın bilimsel yöntemini uygulamak, dışımızdaki gerçeğin hareketini kavramamızı sağlayacak tüm vektörlerin bu yöntemle analiz edilerek pratik siyasete uygulanmasıdır. Sosyal olaylarda bunun bir reçetesinin olmadığı ve keşif için sonsuz çaba gerektiği ama bilimsel davranabilmenin de tek koşulunun bu olduğunun altını devamlı çizmektir.

Türkiye ve elbette parçası olduğu dünya sosyalizminin gelişim çizgisini inceleyen ve fiilen içinde olan herkes bilir ki Aybar ve TİP çizgisi ile siyaset büyük bir kırılma yaşamıştır. Ve incelendiğinde görülür ki, başta CHP çizgisinin değişmesi ile başlayan ve bugünlere gelen kırılmanın temelinde Aybar öncülüğündeki TİP'in kitlesel muhalefeti başarı ile örgütlemesi yatmaktadır. Yani Aybar liderliğindeki TİP'ten sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır.

Bunları yazmaktaki amacım, bu kitabın yazarının özelliğini anlatabilmek içindir. Zira yazılar kendi bütünlüğü ile ele alındığında; teori ve pratik arasındaki can alıcı diyalektik, tarihi oluşturan insanın gene bu tarih tarafından oluşturulması sürecinin belirleyiciliğini açık şekilde izlemek olanaklı. Çünkü, Aybar'ın bu kitabın yayımlanmasına kadar geçen süre içinde çıkmış olan tüm kitaplarında ve Mumcu'nun kitabında parçalar halinde bulduğumuz çizginin, daha evrensel ve geniş anlamıyla ele alındığını ve bu oluşumun siyasi pratikle iç içe nasıl geliştiğini bir bütün halinde ve daha bir gerekçelendirilmiş haliyle görebiliyoruz.

Kitabı açıklayıcı bir sunuş yazısı ile yetkin bir biçimde yayına hazırlayan Aylin Özman'ın deyişiyle Aybar bu yazılarında; "...hümanizma etrafında yapılandırdığı Marx yorumunu, Marksizm ve bilimsellik üzerine görüşlerini ve bu bağlamda bilimsellik kaygısının Marksist düşüncenin gelişimi açısından anlamını ve yeni yorum ve ele alışların kaçınılmazlığını en açık biçimde dile getirmektedir.".

Gerçekten de daha önceki kitaplarında da Leninist-Stalinist ideoloji ile Marksizmin sorunlu ilişkisinden söz eder Aybar. Fakat, önemli bir bölümüne A. Özman'ın akıllıca yerleştirilmiş ara başlıklar ile anlamını vurguladığı bu yazıları yukarıda andığımız kuram/siyasal pratik ilişkisine derli toplu bakmamızı sağlıyor.

Kısaca söylersek, Marx sonrasında kuramın yaşam alanlarına nüfuz etmesi demek olan "Leninizm, Stalinizm, Maoizm" gibi "marksizmlerin"; bu bilimsel öğretiyi, (cenneti dünyada vaat eden iman kapısına döndürmeleri-M.A.A.) yani gerçeği kendi içinde arayan idealist bir siluet haline getirmelerinin nedenleri ve sonuçları üzerine düşünen ve yargılayan bir kitap; Marksizm ve Sosyalizm Üzerine Düşünceler.

...................................................

Kitaptaki yazılar temelde, kökten bir eleştiri ile ardına çeşitli ekler almış Marksizmin salt siyaset ideolojisi haline getirilmesini, bunu yapabilmek uğruna genellemelere gidilmesi sonucu ve kesin tanım-yargılarla bir çeşit ontolojiye dönüştürülmesinin ortaya çıkardığı oluşumları, yapıları ve sistemleri tartışıyor. Aybar'a göre kesin yargılarla genellemelere girmek ve buralardan mantıksal sonuçlar çıkarmak, dünü bugünü ve geleceği böylece açıklamak ve kestirmek bu yolla olanaklıymış gibi gösterilmek istenmiştir. Çünkü böylece varılan noktada teori, sistemi doğruluyorsa "doğru" sistemle bağdaşmıyorsa "yok" sayılmaya başlanmıştır. Bu ise yanlış bir iktidar biçiminin meşrulaştırılması için kullanılan yöntemdir. Bu yanlışlığın aşılabilmesi için de mutlaka "...Marx'a dönmek gerekir." ama bu dönüş "...bağnazca bir dönüş olmamalıdır...bilim düşüncesiyle ve eleştirel bir gözle yapılmalıdır..." Aksi Marksizmi kuru bir teori olarak görmektir. Oysa "Marx'ın teorisi sadece bilimsel bir teori değildir. Bunun yanı sıra, hümanist bir felsefe bir de politik doktrin yanı vardır." Bunları birbirinden ayırmak Marx'ı eksiltmektir. Fakat bazı Marksistlerin yaptığı gibi Marx'ın hümanizmasını 1845 öncesine gönderimlerle oluşturmak ne denli yanlışsa, epistomolojik bir kopuşu ileri sürerek Marksizmi bir anti-hümanizma olarak ilan etmek de o denli yanlıştır. "Kuşkusuz Marksizm bir hümanizmadır, bilime dayalı bir hümanizma..." Çünkü, "Marx'ın hümanizması bilimsel çalışmalarına yön vermiştir." Politika ise 'bilimsel hümanizmanın' gerçekleşmesi için verilen savaşın adıdır.. Bu savaşın öncüsü ise doğrudan işçi sınıfıdır. "İşçi sınıfı felsefenin maddesel gücü, felsefe de işçi sınıfının düşünsel gücüdür." Ayrıca insan tüm yabancılaşmalarından kurtulup "...evrensel varlığını evrenselce kavrayacaktır..." Aybar, Marx'ın bu görüşlerine dayanarak insanın kurtuluşunun tüm insanlığın kurtuluşu anlamına geldiğinin altını çizmektedir. Çünkü işçi sınıfı sömürüldüğü, çalıştıkça insanlığını yitirip köleleştirildiğini gördüğü için ve bunun acısıyla yola çıkar ama esas olanın, "Teknolojik ilerlemeye paralel yabancılaşmış insandan 'tümel' insana geçiş süreci aslında bir tümlemedir...İnsanın kurtuluşu sanki tarih biliminin (tarihsel maddecilik) amacı oluyordu. Bu tezin ne kadarı bilim, ne kadarı felsefeydi? Belki Marx'ın yaşadığı günlerde çoğu felsefeydi. Bugün sanırım bilim olmuştur..." saptamasını yapıyor. Nitekim Marx da felsefe ile çözülemeyen sorunların çözümü için, felsefeyi dışlamadan ekonomi ve tarih çalışmalarına öncelik vermiştir. Bu üçlü özelliği içinde taşıyan Marksist Bilim Teorisi bu bilimsel yapısının özelliği nedeniyle bile "...sürekli ayarlamalar getirmektedir..." Çünkü bilinir ki Marx'ın sosyal olaylara katı bir 'gerekircilik' (belirlenimcilik-determinizm) ışığı altında bakması doğaldır ama günümüzdeki bilimsel gelişmeler salt bu noktadan "rastlantı" ve "belirlenmezlik" kuramının doğadaki yeri tartışılmaya başlanmıştır. Parçacık fiziğindeki gelişimler ve buna bağlı olarak Heisenberg'in geliştirdiği fizik kuramı gerçekten de bilim dünyasını çok etkilemiş ve 'değiştirmiştir'. Aybar'ın bu konu üzerine Türkiye için erken sayılacak bir dönemde kendi dostlarıyla (bir anlamda kapalı devre bir sohbet ortamında) tartıştığını diğer kitaplarıından biliyoruz. TİP Tarihi kitabında Behice Boran'la 'raslantı'nın ve 'istatistik'in Marksizm üzerindeki etkisini tartıştıklarını daha sonradan Boran'ın bu konuşmaya dayanarak kendisine "romantik sosyalist" suçlaması getirdiği okumuştuk. (Yıl 1968) Bu kitabında da, başta Einstein olmak üzere önemli bilim adamlarının karşı koymasına karşın artık bu kuramın bilim tarihinde yerini aldığını dolayısıyla sosyal bilimlerin de kendini bu gelişmelerin dışında tutamayacaklarını söylüyor Aybar. Buradan yola çıkarak bazı sosyal bilimcilerin ve özellikle marksistlerin hâlâ bir katı neden-sonuç ilişkisini bilimselliklerinin temeline koymalarını dogmatizm ve ilerlemenin önünde bir engel olarak görüyor. Bu arada şunu bir not olarak geçmeliyiz. Aybar'ın sözünü ettiği Heisenberg'in fizik kuramındaki tezleri ile yeniden şekillenen "evrenin varoluşu-genişlemesi, kara delikler, karşı-madde, zaman/Uzam" gibi metafizikçileri bayram ettirecek tezler gündeme sokulmuştur. Nitekim Aybar da bu tehlikeye işaret ediyor ve bu bulgulara dayanarak materyalizmin iflas ettiğini ilan edeceklere karşı "bilimin iflas etmeyeceğini çünkü yeni bulgu ve yeniliklere açık olmanın, eleştirel bakış açısı ile serbest tartışmanın" bilimsel düşünebilmenin vazgeçilmezi olduğunu anımsatıyor. Dolayısıyla eğer doğa nedenselci olduğu kadar rastlantıcıysa bunun sosyal bilimleri etkilememesinin olanağı yoktur. "Marx ve Engels, çağdaş bilimin kimi gerçekleri bulguladığı, nedenselliğin, bilimin biricik yasası olduğunun sanıldığı bir dönemde yaşadılar. ...(oysa) geleceği ayrıntılı olarak tahmin etmemize olasılık yasaları önemli katkılar sağlayabilir." "Doğa hem belirlenmiş hem rastlantısal bir yapıya mı sahiptir? İnsan bilimin kapısını bu çelişik gerçeğe açık tutacaktır. Ve gerçek daha iyi bilindikçe bilimin yüzü değişmektedir.". Örneğin Aybar'a göre 'olasılık kuramı' bize önemli atılımlar sağlayabilir. Katı nedenselcilik yerine olasılığın kullanılması, elverişli uygun haller rakamının olayların toplam rakamına olan orantısının araştırılması daha sağlıklı kestirimlerde bulunabilmek olanağı yakalanırken... bu oranlar/olasılıklar üzerinden yapılacak bir çalışma ile rastlantıların da bir yasası olduğu ortaya çıkacaktır. Yani "...bir ölçüde rastlantıyı hesap etmek ve rastlantının yasası denebilecek bir kavrama ulaşmak olanaklıdır..." ve bunun önümüzde açacağı ufuklar bellidir. Tarihi ilerletebilmemizin yolu, Marx'ın yöntemi ile Marksizmin gereksinim duyduğu mühimmatı sağlamanın yolu bilimsel gelişmelerin içinden geçmektedir.

Önemli (ve bazı kez de abes) tartışmalara yol açacağı anlaşılan yazıların dikkat çekici önemli yanı neden geç yayımlandığıdır. Sayın Özman'ın da doğru saptaması ile 82-83 yıllarında yazılmış olmalarına karşı ve gene 1960'lara dayanan bir düşünsel silsile izlediği belli olduğu halde neden Aybar'ın bunları yayımlamadığıdır. Örneğin daha 1960'lı yıllarda Avrupa Marksistlerinin tartıştığı, Diyalektik sadece bir tarih yasası mıdır, yoksa doğa yasası mıdır konusu yazılarında önemli bir yer tutmaktadır. Ve Aybar'ın kanısına göre diyalektik konusu tartışılırken, "...doğa olayları içten tartışılabilir mi? ...doğadaki karşıtlıklar olumlu güçler arasında iken diyalektik karşıtlığın olumsuz güçler arasında bulunduğu gerçeğine değinilmemelidir? Diyalektikten söz edilebilmesi için karşıtlıkların birbirine bağlılığı (sorgulanmamalı mıdır?)..." Gene de Aybar'a göre bu sorunlar üzerinde bildiklerimize "ihtiyatla" yaklaşmalı ve tartışmalıyız. Kendisinin de bu konularda tartışılıp, "beklenilmesinden" yana olduğunu vurgulamaktadır. Fakat tartışılmasını istediği bu konuları neden en azından 70'li yıllardan beri beri Türkiye sosyalistlerinin gündemine sokmadığının yanıtı da bu bekleme sürecine kendisinin de "politikacı" olarak belirlediği ortamın buna hazır olmadığı kaygısı ile açıklanabilir (mi?). Açıkça, Leninist örgüt modelini incelediği görüşlerine verilen yanıtların çapı anımsanacak olursa; gerek genel, gerekse özel iklimin bu tartışmaya girmek için uygun olmadığını düşünmüş olması olasılığı yüksektir. Çünkü genel panoramaya baktığınızda 1968'li yıllardan sonra tüm enerjimizi, egemen güçlerin yıktığı "partilerimizi" yeniden kurmak... ve yeniden kurmak yolunda sarf etmiş olduğumuz ortadadır.

.....................................................

"Marksizm potpori değildir."

Eski yazılarından da iyi bilindiği gibi, 1917 devrimine giden yolda, kendine uygulama açan (bulan) "markizm" olarak Leninizm Aybar'ın da belirttiği ve tek tek sıraladığı tartışılmaz nedenlerle de olsa temel yönelimden sapmıştır. Bu yazılarında da uzunca bir bölümle, Stalin üzerinden detaylı bir Lenin eleştirisi yapmakta. "...Leninizmin Marx'ın öğretisine dayandığı, Marx'ın tarih tezlerinden hareket ettiği, onun ekonomik analizlerini benimsediği açıktır." Ancak bu benimseyiş pratik içinde eleştiriye kapalı noktalanmış bir ontolojiye dönüşmüştür. Çünkü; ...Tarihsel maddeciliğin yeni irdelemeler, araştırmalar incelemeler için birer 'ipucu' sayılan tezleri gerekçelerle ilişkileri kesilerek mutlak yargılara dönüştürülmüştür... (giderek önce Stalin ardından) Sovyet ideologları bu ipuçlarından bir süper bilim yaratmışlardır, diyalektik mantığı gene kafası üzerine dikerek..." Oysa, Marksizm "her kapıyı açan bir maymuncuk- teori" olmadığı gibi, Engels'in anlatımıyla "Bizim tarih anlayışımız, öncelikle irdeleme için bir yönergedir; Hegelcilerinkine benzeyen yapılar kurmaya yarayan bir levye değildir."

Şimdi yapılması gereken iş (yapılması zorunlu ve çok zor iş) Marx'ın öğretisini onun bıraktığı yerden alarak bugüne getirmek olmalıdır "...Devrim kavramı, günümüzün gerçekleri karşısında ele alınmalı, , teknolojik ilerleme ile devrim hareketleri arasındaki ilişkiler gerçeklerin ölçütünde yeniden değerlendirilmelidir..." Böylece günümüz sorunlarının çözülebileceği açıktır. Nasıl Marksizm önüne çıkan sorunların çözülmesini esas alırsa ve Marx çözümlerini sanayi toplumu üzerinden üretmişse biz de ".. ileri teknolojili toplumlarda proleteryanın devrimci niteliğini ne ölçüde ve nasıl koruduğu saptanırken, ulusal kurtuluş hareketleri ile terörizmin yaygınlaşması olgusunu da teknolojik/ekonomik yapıyla açıklanmaya çalışılmalı(yız)..." Yapıcı eleştirel bakış budur. Bu yapılırken, yani Marx'a eleştirel bakılırken onun bütünlüğü bozulmamalıdır. Bu saptama ile yola çıkan Aybar, bazı Batılı Marksistlerin (örnek olarak Althusser, Della Volpe, L. Colletti'yi verir) çeşitli açılardan bakarak ya hümanist Marx'ı bir kenara ittiklerini ya da, ekonomi ve tarih tezlerini doğa bilimleri ile özdeşleştirdiklerini diğer bir kısmının da salt hümanist yönüne ağırlık verdiklerini bunun da bir anlamda Marx'ı eksiltmek olduğunu ileri sürüyor. Aybar'a göre "Marx'ın yapıtında, filozof Marx, bilimci ve politikacı Marx iç içe" yaşamaktadır. Zaten, "bilimsel" deyimini ilk kullanan Engels de bu üç kavramın ayrılmazlığının bu niteliği kazandırdığını yazmıştır. "Tarihin maddeci görüşü ile artı-değer aracılığı ile kapitalist üretimingizinin çözülmesi" ile sosyalizm bir bilim haline gelmiştir. Buna ek olarak gene Engels'in bu yapının içindeki öğelerin ilişkisi üzerinde çalışmak ve tüm ayrıntıları ile durmak gerektiğini de söylediğini dolayısıyla kendi kurucularının da saptadığı gibi Marksizmin bitmiş ve noktalanmış olmasının kabul edilemez olduğunun sürekli altını çizen Aybar, bu görüşünü kanıtlamak için, önce Lenin ve ardından Lenin'in "kırk ciltlik yapıtlarını üç ciltte özetleyen" ve böylece militanlarına hazır, basit bir "doktrin" veren Stalin yoliyla, Marx'ın bilimsel görüşlerinin kesin yargılar haline getirildiğini ve böylece noktalanmış bir sistenm bir ontoloji taslağı yaratıldığını anlatmakta bu yazılarında.

Gelişmenin motoru olarak nesnel-eleştirel (bu kesinlikle tarafsızlık değildir Aybar'da) düşünebilmek gerektiğini söyleyen Aybar, pratik gerekçelerle de olsa kabuk bağlamış terimlerin arkasına sığınılarak kurgulanacak teorinin uzun erimli olamayacağını ve doğrsu, Marksizminin bunalımının da buradan kaynaklandığını işaret ediyor. Marksist trih biliminin genel ve kalın hatları ile bir süreçler ve oluşumlar zinciri belirlediği bilinir. Ama bu süreçlerin tarihsel ve özel maddi sınırlarının önceden belirlenmişliği ve değişmezliğidir bilimsel olan. Yoksa "taktiksel pratiği" gerektiren yönelimler bilimsel değil, siyasaldır. Bunların üzerinden bilimsellik iddiası olamaz yanlıştır. Oysa özellikle 1921'lerden sonra yapılan budur. "Politikacı Marksistler olayları şemaların içine oturtmak ve böylece kitleye karşı teorinin yanılmazlığını kanıtlamak yolunu tutmuşlardır." Bunun aygıtı da Lenin'in oluşturduğu ve ardılları tarafından evrensel örnek olarak sunulan "parti" modelidir. Bu "merkezi örgüt modeli sahte bilimsellikle birleşince, bilimi de siyasal özgürlükleri de amansızca zincire vuran istibdat rejimi ortaya çıkmıştır." Bilindiği gibi Stalin döneminde bu istibdat beş milyon kişinin tutuklandığı ve beş yüz bin kişinin kurşuna dizildiği doruğa ulaşmıştır. Ancak Aybar'a göre bunu açıklayan Kruşçef'in de Moskova ve Ukrayna'daki temizlik hareketleri düşünülürse değişen bir şey yoktur. Zira sorun kişilerin darvanışlarından çok onları yaratan örgüt sistemindedir. Bunun da kaynağı Aybar'a göre Leninist örgüt anlayışında yatmaktadır. Rusya'nın özel üretim biçiminin, savaş koşullarının, gelişmiş proletaryanın olmamasına karşı devrimin gene aynı koşullara bağlı olarak ve çokça da "rastlantılarla" beklenenin tersine Avrupa yerine Rusya'da gerçekleşmesi sonucu bu devrimi "teorik düzeyde doğrulamaya çalışan teori" sosyalizmin geleceğini ters yönde etkilemiştir. Zira bu yönelim "önce partiyi sonra devleti kutsallaştırıp, sivil toplumu yönetimden olabildiğince uzak tutarak kişiyi putlaştıran bir düzene dönüşmüştür." Bunun da sosyalizmle ilgisi olmadığı açıktır.

Kitabın sonundaki, TİP ve Hangi Sosyalizm bölümleri ile bu düşüncelerine koşut olarak, Türkiye'deki gelişmelerin ve sosyalizm için örgütlenmenin üzerinde duran ve Yaşar Kemal'in yazdığı önsözde koyduğu başlıkla "Büyük Bir Düşünürün Son Kitabı" önemli tartışmalar yaratacağa benzer.

(*) Marksizm ve Sosyalizm Üzerine Düşünceler/ Mehmet Ali Aybar/ Yayına Hazırlayan Aylin Özman/ İletişim Yayınları/ 2002

MEHMET ALİ AYBAR

5 Mart 1908'de İstanbul'da doğdu.

Hareket ordusu kumandanlarından Hüseyin Hüsnü Paşa ve matematikçi Gelenbevi İsmail Efendi'nin torunu. Çocukluğu Cihangir, Yeşilköy ve Kuzguncuk'ta geniş aile çevresinde geçti.

Yeşilköy'deki Fransız Okulu'nu ve Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. 1939'da İstanbul Hukuk Fakültesi'nde Devletler Hukuku doktoru iken, Paris'e Sorbonne Üniversitesi'ne hukuk araştırmaları yapmaya gitti. Fakat bir yılın sonunda İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla, kuzeni şair Oktay Rıfat, Ragıp Sarıca ve birkaç arkadaşı ile birlikte bisiklete atlayıp Paris'ten Lyon'a kaçtı, oradan da Türkiye'ye döndü.

1942'de Devletler Hukuku doçenti olduğu İstanbul Hukuk Fakültesi'nden 1946'da Vatan gazetesinde yazdığı Milli Şef İnönü rejimini eleştiren Kâğıt Üzerinde Demokrasi başlıklı yazı dizisi nedeniyle uzaklaştırıldı.

1947-49 yılları arasında, her ikisi de sıkıyönetimce kapatılan Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerini çıkarttı. 1949'da yine Milli Şef İnönü'ye yazdığı Açık Mektup'tan dolayı hakaretten hüküm giydi ve Paşakapısı Cezaevi'ne girdi. Burada, diğer şair kuzeni Nâzım Hikmet'le 1950 affına kadar yattı.

1962'de bir grup sendikacının kurduğu Türkiye İşçi Partisi'nin genel başkanlığı görevini kabul etti ve ömrü boyunca teorisyen ve bilim adamı olarak götürdüğü sosyalizm mücadelesinde; 1962-69 yılları arasında TİP'in başında lider ve eylem adamı kimliğiyle etkili oldu. 1965 yılında Türkiye'de ilk defa bir sosyalist parti Aybar başkanlığında Meclis'e 15 milletvekili soktu.

1967'de ABD'yi savaş suçlusu olarak mahkûm eden Russell Mahkemesi üyesi olarak Vietnam'a gitti.

Dünya sosyalizm tarihinde ilk defa Sovyetler'den bağımsız bir politika güden TİP'in başkanı olan ve Türkiye'ye özgü, güleryüzlü sosyalizm kavramının yaratıcısı olan Aybar, 1968'de Sovyetler'in Çekoslavakya'yı işgaline sert bir tepki gösterdi. Bu, parti içinde hizipleşmelerin su yüzüne çıkmasına neden oldu. Aybar, 1969'da genel başkanlıktan, 1971'de de partiden istifa etti.

12 Mart döneminde Meclis'teki tek sosyalist olan Aybar, dönemin baskılarına ve idamlara karşı tek başına mücadele etti.

1975 yılında TİP'ten ayrılan elli arkadaşı ile beraber, daha sonra Sosyalist Devrim Partisi adını alan, Sosyalist Parti'yi kurdu. İlk defa bu partinin tüzüğünde, genel başkan ve yöneticilerin üst üste iki dönem başa geçmelerini engelleyen ve yönetim kurullarının üçte ikisinin kol emekçilerinden oluşmasını öngören şartlar yer aldı. SDP tüzüğü gereği Aybar, 1978 yılında genel başkanlıktan ayrıldı, yerine Cenan Bıçakçı genel başkan seçildi.

SDP 12 Eylül cuntasının kararıyla kapatıldı.

Bu tarihten sonraki yaşamında Aybar, parçalanan Türk solunun birleşmesi için inançla ve inatla çalışmalarını sürdürmüştür.

1995 yılında 87 yaşında İstanbul'd ölen Mehmet Ali Aybar, bilim adamı ve lider olmasının yanı sıra ünlü bir atlet ve sporcudur. 100, 200 ve 400 metre koşmuş, Türkiye ve Balkan rekorları kırmıştır. 1928 Amsterdam Olimpiyatları'na, 1930, 31 ve 33 Balkan Oyunları'na katılmıştır.

Edebiyata ve resme çok meraklı olan Aybar'ın kendi resim çalışmaları ve edebiyat eleştirileri vardır. Fakat çok genç yaşlardan itibaren bütün hayatını kasayan uğraşı yazı yazmak olmuştur. İstanbul Üniversitsi Hukuk Fakültesi öğretim üyesiyken yayımlanan (1937-45) hukuk çalışmalarından sonra, Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde yayımlanan yazılarını, birçok dergi va gazetelerdeki yazı ve makaleleri takip etmiştir.

Yayımlanmış kitapları Bağımsızlı Demokrasi Sosyalizm (1968), 12 Mart'tan Sonra Meclis Konuşmaları (1973), Marksizm'de Örgüt Sorunu, Leninist Parti Burjuva Modelinde Bir Örgüttür (1978), Neden Sosyalizm (1987), TİP Tarihi I, II, III (1988), Sosyalizm ve Bağımsızlık-Uğur Mumcu ile Söyleşi (1986), Marksizm ve Sosyalizm Üzerine Düşünceler (2002).

Bir de Barış Ünlü tarafından Aybar hakkında yapılmış ve yayımlanmış yüksek lisans çalışması vardır Bir Siyasi Düşünür Olarak Mehmet Ali Aybar (2002).

 

 
sayfa başına dön