Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


Türk ulusu gelişmeleri izliyor musun ?

TANJU ERDEM (E. Amiral)

Son günlerin Türkiye gündeminin gelişimi, ülke yurtseverleri için bir endişe ve azap konusudur. Batı emperyalizmi (ABD ve AB) Türkiye üzerinde Irak ve Kıbrıs sorunlarına ilişkin yoğun baskılar yaparken, öncelikle yüksek tirajlı ve yüksek ratingli, yazılı ve görsel medyada yer alan bir kısım köşe yazarları ve yorumcuların, mütarekenin İstanbul basınının bir kısım yazarlarına benzer davranışları ibretle izleniyor. Türkiye'nin ve Kıbrıs'ın ulusal çıkarları doğrultusunda hareket eden Sayın. Denktaş 'ı, Soysal 'ı, Gürel 'i çıkar şebekesi olarak niteleyenler, Kıbrıs sorununu AB'ye girişle ilişkilendirip çözüm önerilerini baş köşelerde Rumlara yaptıranlar, BM Genel Sekreteri Belgesi hemen imzalansın, Kıbrıs Türklerinin cebi çok para görecek diyenler. Kıbrıs'ın Türkiye açısından jeopolitik önemini yadsıyanlar ön planda çaba içindeler.

Kıbrıs'ta çözümü herkes ister. Ve Kıbrıs'ta aslında 1974 yılında temel çözüm sağlanmıştır. Ada yasal Türk müdahalesinden beri barışa kavuşmuştur. Bu barış ve huzur ortamı Rumlara gelişme ve refah sağlamıştır. Kalıcı çözüm ayrıntılardadır. Türk ordusu orada Kıbrıslı soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini, anayasayı fiilen ortadan kaldıran terör ve katliam sabıkalısı Rumlara karşı korurken BM'nin Barış Gücü rolünü oynamıştır.

BM Genel Sekreteri belgesinde KKTC'den talep edilen topraklar, KKTC bölgesinin yüzde 28'ine Rum nüfus yerleştirilmesi, on binlerce Türk'ün göçmen durumuna düşürülmesi, 28 yıl önce Türk bölgesinden Güneye yerleşmiş Rumların gayrimenkul hakları binaların iadesi ya da maddi tazminat olarak yeniden tesisi. Toprakların verilmesi sonucu ortaya çıkan su, tarımsal üretim stratejik kayıpları ve önemli savunma zafiyetleri, 1/3 Rum nüfusun Türk bölgesine yerleştirilmesi sonucu meclislerde Rum hâkimiyeti sağlayarak dengelerin aleyhimize bozulması, beraber yaşanan ortamda ekonomik farklılıkların büyük soydaş kitlesini ikinci sınıf vatandaş haline getirme ve barışı tehdit edecek çatışmalara ve Türk nüfusun azalmasına yol açma olasılığı gibi hususların 1974 öncesi koşulların yaşanmaması için değerlendirilmeleri, kararların bu objektif değerler ışığında alınması gerekli değil mi? Belge, garantörlük ve gereğinde askeri müdahale olanaklarını sınırlandırmıyor mu? Sayın Denktaş hasta iken bu sıkboğaz etme iyi niyete yorulur mu? Böyle aceleye getirilen kararlarla Kıbrıs'ta barış ve huzur sağlanır mı? Hadi Batı bu zorlamayı emperyalist deneyimiyle yapıyor. İçimizdeki bazı insanların, grupların hıyanete varan tutumları, uluslarına bu denli yabancılaşmaları nasıl yorumlanabilir...

Bu arada, ABD'nin iki savaş şahini Bakan Yardımcısı ülkemize ziyaretlerinde ağızlarından baklayı çıkardılar. Silah denetçileri çalışmalarını sürdüredursunlar, ABD Başkanlığı, Irak'a bir askeri hareket için: Hava sahasını, hava üs ve limanlarını kullanmayı, kuzeyden cephe açılmasını, bu maksatla 100 bin kadar askerini Türkiye'de konuşlandırarak Irak'a göndermeyi, kuzey cephesinde iki tugay Türk askerinin görevlendirilmesini (medya notları) talep etti. Ve kullanılacak üslerin yeni yatırımlarla geliştirilmesini istediklerini ve füzesavar sistemleriyle donatacaklarını belirttiler. Türkiye'den operasyonun bedeli olarak da çantalarında ekonomik yardım paketleri olduğu ifade edildi.(!) Müzakerenin sonuçları nedir bilinmiyor. Sayın Erdoğan 'ın ABD seyahati sonrası giderek ortaya çıkacaktır. Emperyalist gücün yeni Türk yönetimini ikna etmek (kandırmak) için her yolu, yöntemi kullanmak isteyeceği bellidir.

Ama bunlar nasıl işlerdir? Türkiye, ve TSK, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarının lojistik üssü ve de silahlı gücü müdür; bizim bildiğimiz Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen bir ulus devletin adıdır. TSK, Türkiye'nin ulusal çıkarlar ve güvenliğini savunmak, Cumhuriyetin temel değerlerinin korunup, kollanması için vardır. TSK'nin, Türk üslerinin, komşu bir devletin halkının vurulması ve yönetiminin yok edilmesi için emperyal gücün güdümünde kullanılmasının haklı bir mantığı ve gerekçesi olabilir mi?

ABD - İngiltere 11 yıldır Irak ulusuna karşı sistemli bir kırım ve terör uyguluyorlar. İnsan vicdanı şuna isyan ediyor. Türk yönetimleri Irak'ın bölünmemesini istiyorlar, ki bu doğrudur. Ama emperyal gücün enerji kaynaklarını ele geçirmek, lider kadrosunu yok ederek müzahir bir yönetim kurmak, İsrail'i rahatlatmak, ekonomisini tetiklemek asli amaçlarına yönelik alınan tertiplerin, zorlamaların, askeri harekâtın haklılığı ve uluslararası hukuk ve etiğe uygunluğu hiç sorgulan mıyor mu?

ABD girişimlerinin bedeli olarak ekonomik yardım paketinden bahsedilmesi de Türk ulusu, Türk Devleti onurunu kırıcı bir ayıp değil midir? Türkiye maddi olanaklar karşılığı komşu ülkelere saldırı için kullanılan bir ülkenin adı mıdır? (Kaldı ki emperyalizm her türlü yöntemi kullanarak sadece alır. İş bittiğinde geride kalan maddi ve manevi çöplüklerdir.) Biz Atatürk 'ün kurduğu çağdaş, akılcı, barışçı, adil bir Cumhuriyetin onurlu, bilinçli ulusu değil miyiz?

Kabul edelim ki ülkemizde hâlâ sağuk savaşın rüzgârları estirilmektedir. Bağımsız, özgür, Atatürk'çe düşünme yeteneklerimiz erozyona uğratılmıştır.

Bununla beraber inanmak istiyoruz ki Türk Devleti teslimiyetçi, işbirlikçi akıl hocalarına egemen grupların bir kısmının emperyalizme gönüllü desteğine karşın ABD ve AB emperyalizmine boyun eğmeyecek, Türkiye'nin, ulusal çıkarlarına karşı olarak kullanılmasına, komşu bir ülke ile asırlar boyu sürebilecek bir nefretin doğmasına, bundan önemlisi bölgesel ve ülkesel istikrarsızlaştırma harekâtına karşı çıkışını sürdürecek, barışı arayacaktır.

Cumhuriyet’ ten alınmıştır

 

     

 
sayfa başına dön