Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

Ağar ve Putin

 

Mehmet Ağar, DYP.ne Başkan oldu.

DYP tek milletvekiliyle de olsa Meclis’e girdi.

Kutlu olsun !..

Olsun ya !..

Ağar, kendi ağzıyla kendini, Putin’e benzetti.

Dil sürçmesi mi, desek ?

Tarihin ve talihin paradoksu mu ?

Artık kararı siz verin.

Ama önce benzeşenle benzeşmeyeni bir ayıralım.

Ağar da, Putin de genç ve dinamik.

İkisinin kökeni de Kafkaslara dayanıyor.

İkisi de subay ve polis ailelerinin yeni kuşağı.

İkisi de eğitimli.

Birinin diploması Politeknik... Birininki Siyasal Bilgiler.

Putin gizli... Ağar açık polis şefi.

İkisi de devletin derin veya kerîm lâbirentlerinde kaybolmadan uzun yıllar dolaşıp yükselmeyi başarmış.

İkisinin de geçmişi devlet kıyım ve kırımlarıyla “onurlu (!)”

İkisinin ömrü de, devlet düşmanlarının avıyla geçmiş.

Gerçi biri hiç sapmasız komünist devlet düşmanlarını... Diğeri ilkin kapitalist, sonra komünist devlet düşmanlarını avlamış.

Ama avları insan olduğundan, simetrik sayılabilir.

Sonuçta meslek ve işlev önemli.

İkisi de yasal emeklilik çağları gelmeden politikaya bulaşmış.

Ve galiba benzeşmezlikler de o anda başlamış.

Mehmet Ağar polis şefliğinden istifa edip DYP.ne girmiş.

Putin istifa etmeden, Devlet Başkanı Yardımcılığına getirilmiş.

Mehmet Ağar, önce milletvekili... Sonra bakan olmuş.

Putin, Yeltsin’i azledip başkan olduktan sonra seçime girmiş.

Mehmet Ağar, Çiller’i azledemediğinden partiden koparılmış... Tek başına bağımsız milletvekili seçilmiş.

Putin Başkan olarak girdiği seçimden Başkan olarak çıkmış.

İmdi öznel görüşümüz bir an için bilinçaltımıza çekilsin.

Çimdiğimizi nesnel atalım.

Her ne kadar kökenleri... Birikimleri... Çıkışları benzeşse de, Ağar’ın, kendini politik kulvarda Putin’le eşleştirmesi yanlış.

Çünkü Putin başından sonuna kutsal devletin adamı olarak milletten onay aldı. Ağar ise yüce milletten oy alarak kutsal devleti yaşama geçirmeye uğraşıyor.

Bize kalırsa hem iyi ediyor... Hem düşünsel karşıtların düşünce ve fikirlerini ne kadar eleştirirsek eleştirelim... İşlerine karışmak hak ve haddimiz değil. Umarız bağışlanırız.

Çünkü bu kez karışacağız.

Bizce niteliği Putin’den çok baba Bush’la benzeş.

Buna karşın Putin’e özenmesi tuhaf !..

Yapamadığını becermesinden mi ?

Baba Bush’un ilk seçimde yitirmesinden mi ?

Artık onu da bir o, bir de siz bilirsiniz.

 

Yunan Öcü

 

Yunanistan’a aferin !..

Doğrusu her türlü övgüyü haketti.

Neden mi ?

12 Aralık’ta kimde öcü varsa aldı da ondan.

Hadi gelin, biraz da burdan yakalım.

Bizans’la Hun Kağanlığı... Attila’yla Siegfried’in dul eşi çok eski öykü... Yıldırım’dan Hüdavendigâr’a uzanan dönem de ortaçağ...

Biraz daha yaklaşsak, uluslaşma süreci...

Entel takımının tüyleri diken diken olsa da, ulus devletler çağı.

Yunan, Arnavut, Sırp, Bulgar Kurtuluş savaşları. Balkan Savaşı. Ve Birinci Paylaşım Savaşı.

Geldik geçen yüzyılın ilk çeyreğine.

Şöyle bir 84 yıl öncesini düşünün.

Paris’i... Versay’ı... Barış Konferansını... 

Konferansın ve ABD.nin Başkanı Woodrow Wilson’u...

İngiltere Başbakanı Lloyd George’u...

Fransa Başkanı Georges Clemenceau’yu...

Yunanistan’ın elini tutacağına tarihsel hevesini kim kışkırttı ?

Efzun taburlarını İzmir limanlarına kimin gemileri taşıdı ?

Sonra da Türklerle başbaşa bırakıp hezimete uğratan kimdi ?

O günün ve bugünün süperleri değil mi ?

Haydi o da pek çok belleğin çöp sepetinde diyelim.

28 yıl öncesine gelelim.

Albaylar Cuntası Kıbrıs’ı, ne güzel Yunanistan yapıverecekti.

Türkiye’nin elini tutacağına hevesini kışkırtan... Yunanistan’ın bir kez daha hezimete uğramasına neden olan kim ?

Amerika, Avrupa’sıyla ogünün ve bugünün süperleri...

Değil mi ?

Kıbrıs, on yıl önce üç garantör İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve Adadaki iki toplumun sorunuydu. Yunan diplomasisi Bizans’a parmak ısırtacak bir ustalıkla, ağını ördü. Ve 12 Aralık 2002’ye doğru, BM eliyle ABD... Kıbrıs Rum kesimi üyeliğiyle AB sorunu haline getirdi.

Ve kendisi Türkiye’nin üyeliğini destekleyerek aradan çekildi.  Ogünlerin ve bugünlerin süperleri ABD, AB.. Ve BM Rauf Denktaş’la Türkiye her cephede karşı karşıya geldi.

Küçücük Kıbrıs’ın yarıdan az bölgesinin lideri Rauf Denktaş, BM... ABD... AB... Ve Türkiye kodamanlarının bütün tehdit... Şantaj ve dayatmalarını 13 Aralıkta püskürttü.

Sonuç bütün süperler için açık, kesin ve hazmı güç hezimet.

Yunanistan Türkiye’nin samimi dostluğunu kazandı.

Kıbrıs Rum Kesimi AB’ne girdi.

Türkiye verdiği bütün ödünlere karşı şallak mallak ortada kaldı.

AB kodamanları anlaşma törenleri hazırlarken, BM ile odalarını ayırarak  pek çok tükrüğü yalamak zorunda kaldı.

ABD ne AB.ne söz geçirebildi... Ne Türkiye’den söz alabildi.

Bu harmandan tek öşür kazanan Yunanistan oldu.

Rum Kesimi için daha oyun çok.

28 Şubatta da anlaşma olmazsa, Kıbrıs’ı bölen AB olacak.

Üstlenip üstlenmeyeceğini o günlerde göreceğiz.

Ama bugünden gördüğümüz belli.

Yunanistan’a helâl olsun !..

Hem Batı Avrupa ve ABD.den, hem Türkiye’den öcünü iyi aldı.

 

Ertuğrul Özkök’ün

Pankartı

 

Kıbrıs’lı 16 yaşında bir çocuk.

Elinde bir pankarta, “Ben Türk değilim, Yunanlı da değilim. Ben Kıbrıslıyım.” Yazıp meydana çıkmış.

Aferin !..

O yaşta ırkçılıktan, ülkeciliğe geçme başarısını göstermiş.

Pek bir büyük medyamızın, pek bir büyük  yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, bu pankartı okuyunca pek bir hüzünlenmiş.

Ve kendini o çocuğun yerine koyup düşünmeye başlamış.

16 yaş ne keyiftir.

Adamın başında ergenliğin bütün yelleri eser... Damarlarını tutkunun deli selleri basar. Ekmek elden, su göldendir.

Ve 16... 18... 20 yaşında yaşam istendiği gibi biçimlendirilir.

Hatta ölüm bile.

Bilmeyiz kendini 16 yaşında bir çocuğun yerine koyabilen Ertuğrul Özkök, beleş yaşamı boşuna harcamaya yanaşır mı ?

Yanaşmıyor, yüreği buna elvermiyorsa, biraz daha düşünmeli.

Kıbrıs Rum Kesimi, gelecek yıl AB üyesi olacak.

Şimdiki zenginliğinin kaynağı ne ?

Yunanistan’dan gelen dolarlara... Babadan kalan fabrikaların satışından elde edilenleri ekleyerek Kıbrıs dışına kaçırmaları... En küçük çatışmaları bahane edip işyerlerini kapatmaları... Bankalarını hortumlayıp devletlerine milyarlarca dolar borç yıkmaları mı ?

Savaş bunalımına karşın yeni yeni yatırımları... Arazi yitimine karşın, çok çalışmaları... Dayanışmaları... Kıbrıs dışındaki Rumların yatırımlarıyla beslenmeleri mi ?

Elbette ergenliğin 16 yaşı bunları düşünemez.

Ama pek bir büyük medyamızın, 50 yaşını aşmış pek bir büyük yöneticisi 16 yaş heveslerinden kurtulursa, hepsini yanıtlar.

Ve o zaman gerçekten gençliğinin o demlerine dönebilir.

 Tıpkı o çocuğun saf şımarıklığını da hakeder.

Ama tıpkı o çocuk gibi sadece pankart tutar.. İster.. Alamayınca da, başkalarını suçlarsa, Türkiye’nin bugünkü haliyle... Kıbrıs’ın hali arasında sıkışır kalır.

Zaten galiba o da bunu bildiğinden oraya yanaşmıyor.

 

 

 
sayfa başına dön