Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


  
Apaçık

Çığırtkanlık

Erol TOY

Yazık !..
Osmanlı münevveri çaresizdi.
200 yıllık geçmişinde, Kırım yengisinden gayrı kıvancı yoktu.
Bu yüzden bütün hayal ve umutlarıyla girişimleri hep hüsrânla sonuçlanıyor. Her hüsrân acziyle teslimiyetini biraz daha artırıyordu.
Günümüz insanı olarak hak vermeseniz de, hoşgörün.
Ve o bitmez tükenmez çileye karşın, yeniden yeniden dikilip direnmesini alkışlayın.
Konumuz o insanlık dramı değil.
Bir basit karşılaştırma.
Saltanat ve hilâfet heveslilerinin gulgulesini boşverin. 
Yüce Hakan Abdülhamit Han, içte zalim, dışta mazlumdu.
İsbatı kolay !..
Önce o yüce dehânın(!) dış ilişkiler bilânçosuna bir göz atalım. 
Meşrutiyet angajmanıyla tahta çıktığında mülkü... Yâni Osmanlı İmparatorluğu toprakları 14 buçuk milyon kilometre kareydi. 
33 yıl sonra indirildiğinde, 4 buçuk milyon kilometre kare.
Koca Mısır, Cezair, Yemen.. Ortaboy Bulgaristan, Yunanistan... Küçümen Kıbrıs ve bazen bir muhalifinin teslimine diyet olarak Sakız benzeri adalar hep onun zamanında yitirildi.
Belleğinizdeki haritaya bir bakın.
Dış ilişkilerde mazlumluğu mu, maznunluğu mu önde ?
Hükmünüz başımla beraber.
Dışı mülkünü yakan o yüce hakanın, bir de içine bakalım mı ?
Şeyhi müridi... Mollası suhtesi... İmâmı emîri !..
Sorum sizedir !..
Düşünün ve bir defada yanıtlayın.
İktidar yolunda verdiği sözü unutandan daha zâlimi var mıdır ?
Yoksa alın kanıtını. 
Birinci Meşrutiyeti kim ilân etti ? 
Abdülhamit...
İlk Meclis-i Mebûs'ân-ı kim topladı ? 
O yüce Hakan !..
Meşrutiyeti 31 yıl boyunca kim askıya aldı ?
Yine o !.. 
Meclis-i Mebûs'ânı kim kapattı ?
Yine o !..
Tahta yerleşir yerleşmez iktidar borcunun en büyük alacaklısı Mithat Paşa'yı... Oluşturulan hukuka aykırı yollarla kim tasfiye etti ?
Tarih çarpsın, ne sizsiniz, ne de ben.
Zulme bu kadar örnek yeter mi bilmem.
Bildiğim Osmanlı münevverinin Jönlük serüveninde, kendinden gayrı herkese güvenmesi... Kendi devlet ve toplumundan başka devlet ve toplumlara inanması.. Ve güvendiğiyle inandığından yediği kazıkla biraz daha ezilmesi... Biraz daha küçülmesi... Ve daha da teslimiyetçi olmasının kaçınılmazlığıdır.
Bildiğim, bildiğinize uyuyorsa, karşılaştırmaya geçebiliriz.
Yeni yılınız kutlu olsun.
2003'ün 29 Ekiminde Cumhuriyet 80... 
19 Aralığında Kuvvayı Milli 85 yaşına basıyor.
29 Ekimi anladık... 19 Aralık 1918 nerden çıktı demeyin.
Açın İngiliz İşgal Komutanlığı belgelerini... Bulun Fransızların 21 Aralık 1918 tarihli Nation veya Figaro manşetlerini... Karıştırın Osmanlı Dahiliye Nezareti mutasarrıf raporlarını...
Ulusal Kurtuluş'un o gün Dörtyol Karakese köyünde patlayan silâhla başladığını görür... Ve o bağlamda, Cumhuriyet aydınının 80 yılına şöyle bir bakma zahmetine katlanırsınız.
Bir toplumun, topyekûn ölümü göze almasının.. ABD de içinde, İngiliz, Fransız, İtalya, Rusya gibi o günün de, bugünün de süperleri... Ermenistan ve Yunanistan benzeri o günün de bugünün de minilerini... Aynı 5 yılın içinde hezimete uğratarak, Lozan'a ulaşması kaçınılmaz. 
Ama o utkunun ;
Bol çatlak patlak, epey sapkın sapak çıksa da, "Atatürk ilke ve devrimlerini(!..)" gerçekleştirmiş.. İnsanı kulluktan yurttaşlığa taşımış. 
Hırsızı yolsuzu... Haini lâini.. Vurgunu soygunu olsa da, bilimin tanımadığı "Karma Ekonomi" yoluyla ilkel tarım toplumunu endüstri toplumu evresine getirmiş.
"Yurtta barış, dünyada barış," ülküsüyle toplumsal çıkarlarına aykırı bütün savaşları savuşturarak, 13 buçuk milyonluk nüfusunu, 70 milyona dayamış olduğunu... İnkâr edene yuf olsun !..
Eksiği noksanı çok !..
Büyük bilge Muhiddin-i Arabî, "mükemmel, tekâmüle aykırı," diyeli 1000 yıl oldu.
Elbette kalkınmanın sonu yok.
Ama daha 1950 yılında toplu iğne ile lokomotif de içinde 141 bin kalem mal ithal eden bir ülke... 2003 başında bunu 41 bin kaleme düşürmekle yetinmemiş... İçinde toplu iğne ve lokomotif de bulunan resmî ihracatını, neredeyse ithalât giderlerini karşılar hale getirmişse...
Endüstri toplumuna tam dönüşmese de, ulaşmak üzeredir.
İnanmayan mezhep ve meşrebine uyan bütün ekonomi-politik bilgelerine başvurabilir.
Aksini bulursa, suratıma çarpar.
Öğrenmenin doyulmaz tadıyla minnet duyarım.
Yok bulamıyorsa, Cumhuriyet aydınının Osmanlı münevveri gibi düşünmeye hiç mi hiç hakkı olmadığını teslim eder.
Edince de... Bir kez olsun ediverince de, bütün gönüllü ya da ücretli çığırtkanların telâşlı çağrılarına... Bütün süperlerin kaynattığı cadı kazanlarına güler geçer.
Çünkü o 80-85 yılın içinde kaçan padişahtan, sürülen halifeye... Linç ya da haymatloz ölenlerle, affa minnettar 150'liklere kadar nice münevver trajedisi var.
Öğrenen ne kadar bilirse, yaşayan o kadar öğrenir.
Ya da öğrenmeli, değil mi ?
Çünkü bilmemek de, unutmak da, ne yinelenmesini önler... Ne tarihin belleğinden silinmesine yarar.
Olsa olsa kişinin, "gaflet ve delâletini" kanıtlar. 
Bu hafta zahmetiniz belki biraz fazla oldu.
Bağışlayın !..
Hazır aydın sorunsalı gündeme gelmişken, çağdaş çığırtkanlara karınca kararınca anımsatayım, dedim.



 
sayfa başına dön