|
YOLSUZLUK
DOKUNULMAZLIK
BÜROKRASİ
Dr.
Ergun GÖKNEL
Seçim
öncesi ve seçim sonrası söylemlerinin en önemli iki konusu
yolsuzluk ve işsizlik oldu. Her iki konu da gerçekte yıllardır Türkiye'nin
gündeminde. Ancak son aylarda artık dayanılamaz hale gelmiş
olmalı ki kamuoyu yoğun şekilde
ve yüksek sesle şikayete başladı. Özellikle ekonomik
durumun bozulması nasıl işsizliği had safhaya getirmişse,
yolsuzluğu da kesinlikle kabul edilemez bir gerçek olarak gözler
önüne serdi
"Yolsuzluk"
yapıldığında, olayın en az iki unsuru olacaktır. Şayet olayın
içerisinde "devlet" de varsa unsurlar üç tanedir.
Aklımıza
gelen ilk soru, "Yolsuzluk ne şekilde veya nerede olur?"
Basit cevabı devletin ödeme yaptığı her işte veya her satınalma
işleminde.
Demek
ki birinci unsur "Devlete iş yapan veya mal satan kuruluş
veya kişidir."
Devletin
yaptırdığı işin veya satın almanın kararını verecek belli
seviyede bir devlet memuru vardır.
Büyük olasılıkla bu memur yönetici kademesindedir.
O
halde ikinci unsur, "Devletin ödeme yapmasına karar verme
yetkisine sahip kişidir."
Yapılan
işin veya satın almanın gerçekleştirilmesine karar verecek
en önemli merci siyasi mercidir. Hele yapılacak ödeme büyük
miktarlardaysa; ve ülkenin göze çarpıcı büyük bir yatırımını
oluşturuyorsa; yapılacak harcama bu siyasi kişi veya kişiler
karar vermeden gerçekleşemeyecek kadar büyükse.
Böylece
üçüncü unsur da, "Siyasi kişilik sahibi"dir.
Bugüne
kadar açılmış veya devam eden, yolsuzlukla ilgili davalarda,
"devlete iş yapan veya mal satan kuruluş yetkililerinin veya
kişilerin" kayda değer bir ceza aldığı görülmemiştir.
Genelde bu kişiler sanık sandalyesine dahi oturtulmazlar. Davalı
duruma düşmüşlerse de, hafif sayılabilecek cezalarla, bu kötü
durumdan kurtulurlar. Bunun nedeninin de kimsenin bildiği kanısında
değiliz.
Yolsuzluk
davalarının en göze çarpan sanıkları her zaman, "devletin
ödeme yapmasına karar
verme yetkisine sahip kişi"dir, yani devlet bürokratıdır.
Kamuoyunda da en büyük suçlu olarak bürokratlar ve dolayısıyla
bürokrasi görülür. Bu insanlar bir an için düştükleri
gafletin cezasını maddi ve manevi olarak çok ağır şekilde çekerler.
İçlerinde yolsuzluğu alışkanlık
haline getiren, devamlılık gösteren şekilde eylemlerini sürdürenler
yok mudur? Tabii ki vardır, fakat nedense bunlar pek yakalanamaz ve
haklarında herhangi bir işlem yapılmaz.
Bürokrasi
ayrıca hiçbir anlamı olmayan şekilde "Devlet Memurin
Muhakemat Kanunu"nun koruması altındadır. Bu kanununda yapılan
son değişiklikle korumanın eskiye göre daha akılcı hale
getirildiği iddia edilmektedir. Nedense suç işleyen bir memurun
muhakeme edilebilmesi için amirinin izin vermesi gerekir. Genelde
amirler bu izni vermez, memur hakkında da sanık sıfatıyla dava açılamaz.
Ne olur? Suçsuzsa aklanma fırsatı kaçmış olur, fakat daima üzerinde
bir şaibe kalır. Gerçekten suçluysa yargıdan ve suçunun gereği
alabileceği cezadan kurtulmuş olur.
Üçüncü
unsur olan, "siyasiler" içinse çok sağlam bir koruma zırhı
vardır. Dokunulmazlık.
Son
iki seçim öncesinde, hemen hemen tüm siyasi partiler,
milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kürsü özgürlüğü ile
sınırlayacaklarını seçmene vaat etmektedirler. 1999 seçimlerinden
sonra konudan ciddi olarak söz eden hiçbir siyaset adamı çıkmamıştır.
2002 seçimlerinde meclise giren iki siyasi partinin, AKP ve CHP'nin genel başkanları
televizyonda karşılıklı yaptıkları tartışmada dokunulmazlıkların
kaldırılması konusunda aynı düşüncelere sahip olduklarını açıkça
belirtmişlerdir.
Şimdi
ne görüyoruz? İktidar partisi AKP'nin genel başkanı dokunulmazlık
konusunu "acil eylem planı"na ve "hükümet programına"
almadığı gibi, konunun bir yıl sonra güncel hale gelebileceğini
söylemektedir. Bu söylemin gerekçesi de ilginçtir. "AKP
milletvekillerinden bir bölümü halen sanık olarak yargılanmaktadır.
Devam edilen davaların sonuçlarının bir yıl içerisinde alınacağı
umulmaktadır. Bu davalar sonuçlanınca dokunulmazlık sorunu
yeniden ele alınacaktır."
AKP
genel başkanı, partisinin yargılanmakta olan milletvekillerini ve
hatta bakanlarını bu yolla koruduğunu açık açık kamuoyuna
bildirmektedir. Aslında gerçek bir yargı bağımsızlığının
olmadığı durumda dokunulmazlıkların kalkması da bir anlam
ifade etmez.
Tabii
ki yargılanmakta olan kişiler, yargı bir sonuca varmadığı sürece
suçsuz kabul edilirler. Fakat yargının bağımsız hüküm
vermesi çeşitli yöntemlerle engellenirse ve hatta dokunulmazlık
zırhı dolayısıyla milletvekilleri yargılanamazsa suçsuzluk da
şüphe ile karşılanır. Gerçekten suçsuz olduğuna inanan bir
kişi dokunulmazlık engelinin arkasına saklanmamalıdır.
Ülkemizdeki
yolsuzluk davalarını incelersek, hiçbir siyasinin değil suçlu
bulunmak ve ceza almak, yargılanamadığını dahi görürüz. Bir
hukuk devletinde yaşamak istiyorsak, suçlu görülen her şahsın,
kim olursa olsun ve hangi mevkide olursa olsun adil bir şekilde bağımsız
yargının önüne çıkması gerekir. Gerçek aklanma ancak bu
yolla olur. Aksi halde bugüne kadar şahit olduğumuz "siyasi
aklanmalar" ortaya çıkar. Ceza alması gereken suçlular
yargı önüne dahi çıkarılamaz. Ve gerçekte suçlu olmayanlar
ceza alırlar.
|