|
|
GATS:
Su, ticareti yapılabilen
değerli bir metadır.
Henry Heyneardhi
Dünya
nüfusunun yalnızca %5’i suyu ulusötesi şirketlerden satın aldığı
halde, şirketlerin su satışından elde ettiği yıllık gelirler
daha şimdiden petrol gelirlerinin yarısına ulaşmış durumda.
İşte bu muazzam karlılık potansiyeli ulusötesi şirketlerin
suyu DTÖ-GATS anlaşması üzerinden ticarileştirme çabalarını
meşrulaştırıyor. Fortune dergisinin Mayıs 2000 sayısında su
endüstrisinin küresel trendi ile ilgili olarak şu tasvir yapılmıştı:
“20. yüzyılda Petrol, devletler ve şirketler için ne ifade
ettiyse, 21. yüzyılda da ulusların varlık düzeyini
belirleyecek, değerli bir meta olan SU aynı değerde olacaktır.”
Aynı tarihte uzmanların su endüstrisi için yaptıkları yıllık
gelir tahminleri ise 400 milyar $ ile petrol gelirlerinin %40’ı
ya da dünya ilaç sanayiinin üçte biri düzeyindeydi. Ancak,
dikkat edilmesi gereken ve ayır edici özelliğe sahip olan en önemli
husus, suyun satışından elde edilen bu devasa gelirin dünya nüfusunun
yalnızca %5’inden sağlandığı gerçeği. 1998 yılında, bu
kez Dünya Bankasınca hazırlanan bir raporda ise su piyasasının
800 milyar $’a yükselmesinin beklendiği açıklandı. Fakat DB,
geçen yıl su piyasasının büyüme hedefini revize ettiklerini ve
yeni tahminlerin 1 trilyon $’ı aştığını açıkladı.
Fortune’un ilk 500 şirket listesinde yer alan dünyanın en büyük
su şirketlerinden ilk dördü RWE, Vivendi, Suez-Lyonnaise ve Enron.
Bunlardan Vivendi ile Suez-Lyonnaise ise piyasanın liderleri.
Vivendi’nin dünyada toplam 110 milyon müşterisi bulunuyor ve şirketin
bu müşterilerden yıllık bazda elde ettiği gelir 13 milyar
Euro’nun üzerinde. Diğer dünya devi Suez-Lyonnaise ise yalnızca
su ticaretinden yılda 10 milyar Euro’dan fazla kazanıyor. Dünyanın
en büyük ulusötesi kimya şirketlerinin başında gelen Monsanto
da su piyasası ile yakından ilgileniyor ve halen zaten yeterli
suyu bulmakta sıkıntı çeken Hindistan ve Meksika’yı ilk başlangıç
kaynakları olarak gözüne kestirmiş durumda. Her ne kadar bu şirketler
dünya su piyasasında birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içinde
olsalar da, hepsinin ortak bir hedefi bulunuyor: Su’yun dünyada
serbest olarak ticari bir meta gibi sirküle edilmesi için gerekli
hukuki zemini hazırlamak. Bu şirketler, “Su’yu satışa çıkaralım
ve piyasayı kendi işleyişine terk edelim” demekteler. İşte bu
hedefin gerçekleşmesini sağlayacak yegane araç ta DTÖ içinde
yeniden ele alınan GATS Anlaşması görüşmeleri. Bu anlamda,
GATS içinde Su’yun da tıpkı eğitim, sağlık, enerji, bankacılık,
ulaşım, turizm v.b. gibi bir meta kategorisine alınması
hedefleniyor. GATS anlaşması, anlaşma kapsamındaki bütün
alanlarda ayrımcılığı yasaklıyor ve bu yasaklama sırasında
insan hakları, sosyal normlar ya da çevre standartları gibi
toplumsal “mazeretler” bile geçerli kabul edilmiyor. Anlaşmanın
yatay hükümlerinden birine göre, eğer ülkeniz herhangi bir ülkenin
yatırımcısına faaliyet izni vermişse, tüm ülkelerin yatırımcılarını
aynı haktan yararlandırmak zorundasınız. Bu hüküm, şu anda
koruma altında olan kamusal hizmet alanları da dahil olmak üzere
bütün hizmet sektörleri için geçerli. Su özelinde bakacak
olursak, GATS’a göre bütün ülkeler pazarlarını su
tacirlerine açmak zorunda olacaklar. Eğer su çıkarımı ve dağıtımı
hala kamunun elindeyse, GATS’a göre bu hizmetin derhal özelleştirilmesi
ve su hizmetlerinin özel şirketlere devredilmesi gerekecek. GATS
savunucuları, suyun ticarileşmesinin zengin-yoksul ayırt
etmeksizin herkesin işine yarayacağını savunmaktalar. Fakat sayıları
giderek artan demokratik kitle örgütleri de yaklaşan tehlikenin
tamamen farkındalar ve toplumları suyun geleceği ve genelde GATS
hakkında uyarmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar. Su’yun
ticarileşmesi yalnız sermayeye yeni kaynaklar aktarılması açısından
değil aynı zamanda yaşamsal bir madde olan suyun kar amacı yüzünden
bir tehdit haline gelmesi bakımından da son derece büyük bir
sorun olarak ortada duruyor. Bir diğer mesele de yaşamsal değeri
olan su’yun demokratik süreçleri yok sayarak, halkların olurunu
almaksızın metalaştırılması. Bizler, DTÖ ve GATS gibi yapılarının
kabul edilemez, anti demokratik olduklarını tekrarlarken, piyasa
yanlıları DTÖ’de seçilmiş hükümetlerin görev yaptığını
söylüyor. Oysa, örneğin GATS anlaşmasının dünyadaki en güçlü
birkaç
hükümet
tarafından ve kapalı kapılar ardında görüşüldüğünü ve diğer
pek çok hükümete de “ya bu anlaşmayı imzalarsın, ya da dünya
ticaret sisteminden dışlanırsın” dendiğini artık bütün dünya
biliyor.
(
Jakarta
Post-Endonezya dan alınmıştır
|
|
|