Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

             Tuncay Beyin Postalları

 

TÜSİAD’ın son halleri,           Birgün kodamanları,

Şinanay yavrum, şinanay,        Sakıp Ağa, Bülent Bey,

Fosladı tüm hayalleri,              Ve Ferit Beyle başkan,

Şinanay yavrum, şinanay...      Ve de Mr. Pearson,

 

Musa’ya hulûs çaktı,                Bir araya geldiler,

Hamursuzu cılk çıktı,               Alamadan, verdiler,

İsa’ya haç çıkardı,                    Medyayı kuşanarak,

Şarabına su kattı...                    Meydanlara çıktılar,

 

AB komiserleriyle,                   Müttefikler yanında,

Düzdü barışa methiye,              Savaş kararlarını,

Savaş tamtamları çaldı,             Dünyaya duyurdular,

Amerikan elçisiyle...                 Şinanay yavrum, şinanay...

 

Ne barışı kurtardı,                    Tuncay beyin postalları,

 Ne savaşı başlattı,                   Teki Roosewelt, Churchill teki, 

Üstelik yönetimden,                 Yürür biri Bağdat üzre,

Bir iyice dışlandı...                   Lefkoşe’yedir öteki...

 

Eskiden her taraftan,                Kepte çifte başlı şahin,                                                             

Ödül ve ödün yağardı,              Sırtta bir Rambo parkası,

Şimdiyse içten dıştan,               Canlı yayında medyası,

Yağan sadece azar.                    Oyun güzel, seyreyleyin...      

         

          Ne Kıbrıs’ı verebildi,                 Birden çalar bir telefon,          

Ne AB’ne girebildi,                   Arayanı Başbakandır,

Ne Bağdat’ı alabildi,                  Azarı duymaz mikrofon,

Ne cukkaya konabildi...              Perişanlık ekrandadır.

 

                                                  

 

                             TÜSİAD’ın son halleri,

                             Şinanay yavrum, şinanay,

                              Karizmayı çizdirdi,

                              Şinanay yavrum, şinanay.

 

 

 

Akla Kitakse

 

Mevlâna Mesnevî’de ne tatlı anlatır.

Kadının biri, komşusuna göz koymuş.

Birgün bir aradalarken, taze meyve sunmaya ağaca çıkmış.

Ve başlamış bağırmaya ;

“Rezil herif. Beni ağaca çıkarıp komşu kadına çöküyorsun.”

Adam şaşkın büzülmüş... Kadın utançlı, sıvışmış.

Öfkeyle ağaçtan inen kadın, kocasının yakasına yapışmış.

“Gördüm,” diyormuş. “Herşey ayan beyandı. Çık bak.”

Adam çaresiz ağaca tırmanmış.

Kadın komşuyu yakaladığı gibi, murat alıp vermeye dalmış.

Ve adamcağızın ağacın tepesinden ;

“Haklıymış... Burdan öyle görünüyor,” demiş.

Alın Mevlâna’nın kısaltıp uyarlama adına berbat ettiğimiz o güzel kıssasını... Vurun AKP lideriyle, Meclis Başkanımızın hissesine.

Ankara’da kanat çırparken, Kıbrıs lobisine göz kırpıyor...

Recep Tayyip Erdoğan, “versek n’olur ?”

Bülent Arınç, “çözüm halkta,” diyorlardı.

Erdoğan gitti, “ver kurtul,” demedim diye yemin billâh etti.

Arınç gitti, “o çözümü isteyen vatan hainidir,” dedi çıktı.

Hey gidi Mevlâna hey !..

Sen bu kıssayı yazalı, 700 yıldan fazla geçti.

Gel de, ders almayanı, yeniden yeniden sem’a’ya davet etme !..  

 

 

Celâl Doğan’a Yeter

 

Gaziantep’i bilirsiniz.

Vaktiyle, henüz sade Antep’ken, işgale kalkışan İngiliz, Fransız askerleriyle, Amerikan gönüllülerini bire kadar kırarak Gazilik beratı alan ilk kentimizdir.

Şimdiki Belediye Başkanı Celâl Doğan’ı bilmeyen öğrensin !..

Anlı şanlı 68’lilerimizin önde gelenlerindendir.

Deniz Gezmiş’in yanı başında, Amerikan 6. Filosunun deniz piyadelerini, Dolmabahçe’den denize dökmüştür.

Süleyman Demirel’le birlikte askeri kampa çekilmiştir.

Devrim gazasından sağ kurtulmuş... Demokrasi gazasından sağ kurtulmuş. Gaziantep’imize Belediye Başkanı olmuştur.

Üstüste üç kez seçilecek kadar da beceri ve başarı göstermiştir.

Çünkü Antep’e, yepyeni, pırıl pırıl bir Antep daha eklemiş... Üstelik buna bir de İzmir’in Kültürpark’ını kıskandıracak bir büyük... Geniş... Ferah fuar alanı katmıştır.

Ee !.. Madem öyle, bunların çimdiklik işi ne ?

İşi olmasa, o cemazeülevveli niye yazalım ?

Şahin Bey’e anar... Karayılan’a türkü yakar... Celâl Doğan’a aferini basar geçerdik.

Oysa durum hem paradoks... Hem de trajik.

Büyük dostumuz... Güçlü müttefikimiz ABD var ya !..

Hani vaktiyle Antep’in gönüllülerini kırdığı... Celâl Doğan’ın denizcilerini denize döktüğü ABD. var ya !..

İşte o, şimdi Irak için savaş tamtamları çalmakla yetinmiyor.

Savaşa bulaştırmadığı küçük dost ve müttefiklerinden... Elbet bizden de askerlerini konuşlandıracak karargâhlar istiyor.

Uzmanlarının şıp diye bulduğu yerlerin biri neresi dersiniz ?

Bildiniz !..

Vaktiyle gönüllülerini bire kadar kıran Gaziantep’in... Vaktiyle denizcilerini denize dökenlerden Celâl Doğan’ın açtırdığı fuar alanı.

Artık eli Antep’e sokmayan Şahin Beylerin... Karayılanların kemiklerini sızlatmak mı ?

O günlerde yenilenlerle, sonrakinde denize dökülenlerin 80, ya da 40 yıllık öcü mü ?

Yoksa bu zulüm Celâl Doğan’a yeter !..

Mi  dersiniz bilemeyiz...

Bildiğimiz, bu çimdiğin muz gibi her niyete atılabileceği.

 

 

Çifte Tercüman

 

Bir Tercüman yitirmiştik.

İki Tercüman bulduk.

Biri redd-i miras eyleyenin babasından kalmaymış...

Diğerine Çukurova gurubu paracık vermiş almış.

Birini okursanız, demokrasiden yana... Diğerini okursanız sanki pek farklıymış gibi oligarşiden yana olacakmışsınız.

Basında rekabet, iyidir.

Hele böyle kuramsal lâfların edilir olması, kasap vitrini gibi et sergilenmesinden çok daha iyidir.

Bakarsınız bir çığır açılır.

Çıtırların sonu gelmez ama, kudret macunlarının etkisi geçer.

Kaç yıl var ki, midelerle kasalar dolduruluyor.

Birkaç zaman da, kafalar doldurulur.

Ne diyelim ?

Her sabah güneş yeniden doğar. Her sabah taze bir başlangıçtır.

İkisine de hayırlı olsun.

Her ikisinde de onca emek, onca masraf var.

Bakalım okur, hangisine para verip alacak.

Hele bir 15 gün geçsin

Görür, duyar, söyleriz.

 

 

 

 

 
sayfa başına dön