Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 



Dil Üstünde Kaydırmaca

Müzeyyen Fahri

 Sayın Editör

Mehmet Ali Aybar’ a olan yakınlığınızı bildiğim için şimdilik size yazmayı uygun gördüm. Konu 30 aralık 2002 günlü Milliyet gazetesinde yazar Taha Akyol’ un ,sizin de okuduğunuzu sandığım, Barış Ünlü kitabı üzerine söyledikleri ile ilgili. Sayın Akyol sağın önemli “.... analistleri” den biridir. (Noktalı yerlere siz uygun gördüğünüz uzmanlığı yazabilirsiniz). Uzmanlığını yaptığı alanlardan birinin gereği olarak Aybar’ ı da sosyalizm mihrakından çıkarıp "Popper’ ci" demokratlığa terfi (!) ettirmiş.

Bunun kaynaklandığı noktayı anlıyorum.
Zaten gerek Akyol’ un gerekse liberal ve sosyal-liberallerin (bu ayrım çok önemlidir) altından kalkamadığı bir sorunsaldır bu. Fakat kendileri bu açıdan önemli arayışlar içindedir ve demokratlık konusunda önemli adımlar atabilmelerinin temel nedeni bu konuda kafa yormalarıdır. Bizzat Akyol’ da bunlardan biridir ve geldiği demokrat nokta bunu doğrulayan bir ipek yolundan geçtiğinin kanıtıdır.

Gelelim Aybar üzerinden bu çıkışlarda ki nirengi noktalarının yanlışına. Çıkışları, kaynakları yanlış. Zira sosyalistlerin de yürüttüğü ve liberallerden çok önce başlattıkları, özgürlük ve eşitlik sorununun ideolojiler içinde ve bilim felsefesi açısından tartışılması salt bir demokrasi sorunsalı değildir. Sorun, demokrasi içinde sosyalizm tartışılması ve meşruiyetini sağlamak olduğu kadar sosyalizmin bir önemli sorunu olan “sosyalizmde demokrasi” konusu olduğundan bunları birleştirerek aynılaştırmak ipin ucunun kaçmasına neden olmaktadır.

Demokrasilerde sosyalizm sorunu ideolojinin politik bir sorunuysa, sosyalizm içi demokrasi sorunu çok daha önemlidir. Bu, Marksizm sonrası felsefecilerin çözüme ulaştırmak için uğraştıkları bir sorundur. Ve aslında sosyalizm içindeki tüm ayrımların da tek ve biricik nedenidir. Bundan artakalan bahaneler sadece güdük sosyalistlerin güncellik içinde oportünistleştirdikleri uygulamalar için ve iktidarlarının sürdürülebilir kılınması için buldukları gerekçelerdir.Nitekim TİP’in içindeki bölünmeye neden olan “beşli takrir” üzerine Aybar’ ın cevaben yaptığı uzun konuşmanın artık bir de bu gözle okuması yapılmalıdır.

İşte Aybar’ ın demokrasi konusunda burjuva demokrasisinden olan talepleri ve yapısal özellikleri aynı zaman da sosyalizm için istemesi bu “felsefi” sorunun çözümü içindir. Çünkü sorun gerek Marx’ ta gerekse Aybar’ da ya da bu tartışma içindeki bildik tüm sosyalistlerde bu noktada düğümlenmektedir. Yani sorun en gelişmiş burjuva demokrasisinden daha ilerde bir demokrasi olması gereken “proleter diktatörlüğü kavramının yarattığı sorundur. Pek öyle sağın önemli liberallerinin kapıldığı rüzgarlar kadar yalın esmez bu rüzgar. Hem eşitlik sağlanacak ve de o düzen tümüyle özgürleşmiş insana yönelik olacak. Zaten çağın tartışması bu.

Akyol’ un Ünlü’ nün takıldığı bir eski saptamayı esas alarak bazı konuları göz ardı etmesi de hem neden hem de sonuç yargısı oluyor. Böylece de kendiliğinden bir anti-diyalektik meşruluk alanı oluşuyor. Bu nokta, Aybar’ in “kategorize edilmiş tarihi dönemler” teorisine bağlı kaldığının neden ve sonuç ilan edildiği nokta. Oysa bu kategorizasyonun teoriye Stalin tarafından giydirilen deli gömleği olduğunu çeşitli yerlerde söyler Aybar. Ancak, kapitalizmden sonraki aşamanın sosyalizm olacağı konusunda gerçekten de tereddütü yoktur ve bu aşamayı bilimsel bir veri olarak kabullenir.Çünkü,üretim biçimini,ilişkilerini tümüyle değiştiren üretim araçlarının mülkiyetinin el değiştirmesi söz konusudur.Diyalektik denilen hınzırın bilimselliğini kanıtladığı tarihsel nokta da budur.Bu dönüşümün olmayacağını söylemek,yani kapitalist mülkiyetin ezelden gelip ebede gideceğini kabul etmek bilimsellik karşıtı ve ancak kutsal kitabın bir geçeğidir.Ama gerek Ünlü gerekse buradan yola çıkan Akyol,Şahin Alpay’ın bir zamanlar yaptığı soruşturmaya Aybar’ın verdiği yanıtlardan yola çıkıyorlar.Yani esas sorun sosyalizme geçişte tutulacak yol ve iktidar biçiminde düğümleniyor.Ş.Alpay’ın mekanik bir determinist bir kafayla sosyalizm öncesine MDD’yi ikame etmesi o zaman olduğu gibi,anlaşılan şimdilerde de çok kafa karıştırıyor.Oysa Aybar’ın zaten MDD’ye temel itirazı buradadır.MDD hiçbir tanımlamasıyla sosyalizm öncesi bir geçiş aşaması değildir.Bu aşama “ceberrut devlet” anlayışından gelen Türk aydınına çok uygun düştüğünden ham halat bir devletçiliği “Sosyalizm” diye ikame etmenin kestirme yoludur.Ve toplumsal değişimler bir “vites kutusu” mekaniğine dayanan bir determinizm üzerine oturtulamaz.Bu nedenle Aybar’da demokrasi daimdir.Sosyalizm (Üretim araçlarının mülkiyetinin el değişmesi ) en gelişmiş sınıfın ürünü olarak en geniş demokrasiyi içerir.Akyol bile Paris Komünü’nün çağının çok ilerisinde bir çoğulculuk ve dolayısıyla demokrasi içerdiğini yadsıyamaz. İşte bu konuda Aybar’ın referansı Marx’ ın tarih anlayışıdır. Bu da kısaca bugüne bakarak tarihi çözümlemektir. Nedir bu, ekonomi politikte ifadesini bulan eşitsiz gelişimin kapitalizmin temel yasası olduğudur kısaca. Eşitsizliği bünyesinden çekip çıkarırsanız kapitalizm duran bisiklet gibi devrilir. İşte bunun ardından gelecek aşama, özgürlük ve eşitliği bir arada geliştirebilecek tek ve biricik kuram olan sosyalizm de ifadesini bulur. Bunu ikilem gibi ortaya koyup yeni bilimsel buluşların determinizmin de ötesine geçecek ipuçlarını verebileceği arayışı sanırım genç Ünlü’ nün kafasını karıştırmış olabilir ama yaşlı Akyol’ un idealist mahreçli saptamasına çok eskimiş olarak bakmak gerekir.

Eşitlik ve özgürlük kavramlarının tam anlamıyla birlikte gerçekleştirilebileceği savı sosyalist ideolojinin en ayrıcalıklı ve üstünlük sağlayıcı yanıdır.

Tek başına demokrasi değil.Eşitliğin de özgürlüklerle birlikte sağlandığı bir demokrasi

Aybar, alt yapı, üst yapı etkileşimi, güler yüzlülük, demokratlık, iktidar, raslantısallık, istatistik kullanımı ve benzeri tüm konuları özellikle sorunun temeline koyduğu “örgüt sosyolojisi” üzerinden tartışmayı yeğlemiştir. Ama bu tartışmayı tümüyle sosyalist hareketin “insanı tüm yabancılaşmalarından” kurtaracak bilimsel bir gerçeklik olduğunu, kabullenerek yapmaktadır. Taha Akyol bunu en iyi bilenlerdendir ama gene de mesele suyu geçerken sokmayacağına dair kurbağaya söz veren akrebin hikayesini akla getirmektedir.

Sizin ,bu konu üzerinde elbette tartışmayı sürdürmeniz gerek. .
Çünkü sorun, diyalektik materyalizmin reddi ile "öteki" kavramının üzerine inşa edilmek istenen idealist bir boyun eğişi insanlığın önündeki tek gerçeklikmiş gibi ‘söyleyen’ türedilik ortalığı sarmakta. Bu türediliğin bir diğer adi da post-modernliktir. Ki, bir yönüyle diyalektik düşünebilme yetisinin insana ait olmayıp sadece “bilinmeze” ait (bu aslında gizli bir tanrıdır) olabileceğini ortalığa saçan, antropolojiden arındırılmış bir sade suya tirit sosyoloji / tarih anlayışıdır bu ayni zamanda.

ÖZEL NOT:

Ancak şunu da hemen belirtmeliyim; sayın Akyol, kendisine "sosyalist" diyen nicesinden daha bir tartışılır noktadan ele almıştır konuyu. Kaldı ki bazı konuların “solcu” barbarlığın elinden kurtarıp “sağ” entelektüel bir alana taşınması, sosyalizmin yararına bile olacaktır kanısındayım.

İNADİNA’ nın bu konu üzerinde daha çok duracağı umarım.

 

 



 
sayfa başına dön