|
ÇİMDİK
Kabahat
ve Özürü
Aldı
sazı çimdikçi,
Görelim
ne söyledi ;
Ne
şaşaa, ne etik,
Tetik
üstüne tetik,
Çekmeyi
hüner sayar,
Mertlik
gösterisine,
Yolsuzluğunu
dayar.
Örneğimiz
çok taze,
Tetikçi,
tetikçiye,
Tuzak
kurayım diye,
Pek
bir heveslenince,
İş
çıktı çimdikçiye.
Hey
güzelim Türkiye,
Özeti
iyi izle,
Öğren
ciğer bir nice,
Emanet
edilmekte,
Çok
acıkmış kediye.
Ne
şu Irak savaşı...
Ne
bu Kıbrıs davası...
Tetikçinin
kurşunu,
Tetikçiye,
patrona,
İşte
medya dünyası.
Çimdik
sırayı savdı,
Saz
büyük medyamızın,
Büyük
patronlarıyla,
Aşıkları
elinde,
Görelim
ne söylerler ?
Mızraklı
şövalyemiz, yiğit Fatih Altay'lı, en bir büyük ve en bir şerefli
grubuyla... Çukurova grubu arasında uçveren kayıkçı kavgasına
pek üzülmüş olmalı.
Takkelerin
düşüp de, kellerin görünmesi, ürkütmüş silâhşoru.
30
Ocak sabahı demir zırhını giymiş... Demir tolgayı takmış...
Demir atına binmiş... Demir mızrağı kapmış.
Hürriyet
podyumuna arz-ı endâm eylemiş.
Başlamış
Çukurova grubuna hamleye.
Sahibi
Mehmet Emin Karamehmet'i takmış mızrağının ucuna...
Soygunlarına
vurmuş, vurgunlarına vurmuş.
Besbelli
o yetmemiş.
Yardım
ve yataklıktan BDDK başkanı Engin Akçakoca'ya saplamış mızrağını.
Bir güzel pataklamış.
Orda
da duramayıp patronuna dahice(!) kıyak çekmeye kalkmış.
Almış
sazı eline,
Görelim
ne söylemiş ;
"Biz
burada vatandaşın cebindeki üç kuruş daha çalınmasın, bu ülke
IMF'nin ve Amerika'nın altına biraz daha yatmasın diye uğraşı-yoruz.
Hırsızlarla,
hırsızlara kucak açanlarla savaşıyoruz.
Ancak
Türkiye'nin en büyük ve bence "en şerefli" basın gru-bunda
çalışan bizlere olmadık çamur atılıyor. Türkiye'nin 5.5
milyar doları daha uçurulmasın diye yazdığımız yazılara
"medya kavgası" sü-sü verilmeye çalışılıyor.
Ben
bunun, bir medya kavgası olmadığını, medyayı kullanan hırsızlarla
kavga ettiğimizi biliyorum.
Ama
ne yazık ki, kafalar bulandırılıyor.
Bunun
önüne geçmek için, Doğan Grubu Turkcell hisselerine hiçbir şekilde
talip olmadığını açıklamak durumundadır.
Bu
açıklama kalem tutan elleri de rahatlatacaktır."
En
bir büyük(!)... En bir şerefli(!) basın grubunun, en bir iyi ni-yetli(!)
patronu, en bir dehşetli şövalyesinin bu kıyağını görür de,
atla-madan geçiştirir, mümkün mü ?
Alır
sazı eline,
Görelim
31 Ocak'ta aynı meydanda, en bir şerefli(!) ve büyük patron dil
ve kompozisyon harikası(!) neler söyler aynen görelim ;
"Banka hortumcuları ile yaptığımız savaşın bir
medya savaşı olmadığını yinelediğim dünkü yazımda, Doğan
Grubu'na bir çağrı yapmış ve "kalem tutan elleri
rahatlatması için," başta Turkcell olmak üzere Mehmet Emin
Karamehmet'in hiçbir şirketine talip olmayacağı-nı taahhüt
etmesini istemiştim.
Yazımı
okuyan Aydın Doğan dün sabah aradı.
"Fatih
sana her türlü teminatı veririm ki, ne bugün, ne de yarın
Mehmet Emin Karamehmet'in hiçbir şirketine, bu şirketlerin
hisseleri-ne talip değilim, olmayacağım," dedi.
Çok
sinirliydi.
"Nereden
çıkarıyorlar bunları anlamıyorum.6 ay öncesine kadar bana
"Sen benim babamsın" diyen, elimi öpen Tuncay Özkan,
bura-dan ayrıldı, bana sövüyor. Madem ben iyi bir adam değildim,
niye ba-na baba diyordun, niye elimi öpüyordun" diye sordu.
Sorunun
muhatabı ben değildim ama Aydın Bey öfkeliydi.
"Medyayı
kirlettiler. Mesleğimden tiksinir hale getirdiler. Ben medyayı iş
olarak gördüm. Ama bunlar silâh olarak görüyorlar.
Kirletiyorlar."
"Tekelcilikle"
suçlanmak da ağırına gidiyordu.
"Tutturmuşlar
bir tekelci medya. Hangi tekel. Sadece bize sö-venlere baksan tekel
olmadığımız ortaya çıkar. Ben mi tekelim, yoksa onlar mı
tekel. Fatih sor Allah aşkına, aklına ne geliyorsa sor" dedi
Aydın Doğan.
"Aydın
Bey, sizin Turkcell'in ve Karamehmet'in şirketlerini al-mak istediğinizi
iddia ediyorlar. Böyle bir şey bizi rahatsız eder" dedim.
"Söyledim
ya, isteyen herkese teminat veririm. Hiçbir şirketleri-ne talip değilim.
Olmayacağım. Kafaları karıştırmak istiyorlar. Ama ne Turkcell,
ne başkası. Hiçbir şeyin peşinde değilim."
Aydın
Doğan'ın bu sözleri beni de rahatlattı. "
O
rahatladı.
Ama
6 ay önceki kapı yoldaşı Tuncay Özkan mızrağı yemişti.
Aldı
sazı eline,
1
Şubat "Akşam"ında neler neler söyledi görelim ;
Yalnız
bağışlayınız, onların patronları zengin.
Yerleri
de yenleri de pek bir geniş.
Bizim
vaktimiz de, nakdimiz de dar.
Tekrara
meydan vermemek amacıyla destanın baba-oğul güzel-lemelerini
atlayarak, yanıt oluşturan bölümlerini aynen aktaracağız.
"Bunları
Aydın Doğan söylemiş olabilir mi diye düşündüm. Üs-lup
onun. Aktardığı olay da doğru. Yani "baba gibi sevmek"
ve özel günlerde geleneklerime uygun olarak "elini öpmek"
kısmı.
Demek
anıları depreşmiş. "Evladı" gibi sevdiğini söylediği
be-ni, saygımın, sevgimin üzerinden vurmak istemiş.
Çok
da kavga ederdik birbirimizle ve benimle, onunla ilgili ola-rak başkalarıyla.
Keşke onları da anlatsa.
Bir
şey daha öğrendim böylece hayatta. Sadece sevmek menfa-atsiz,
karşılıksız, demek böyle kullanılabiliyormuş!"
Çimdikçi
sazı kaptı,
Görelim
ne söyledi ;
Bu
menfaatsiz, karşılıksız sevginin, ayda 7 milyar Tl. ücret sağ-ladığı,
Tuncay Özkan'ın kendi beyanıdır.
Çukurova
grubundan ne kadar transfer bedeli, ne kadar ücret aldığı henüz
bilinmiyor.
Ayda
250 - 300 milyona tetikçilerin bütün kurşunlarını taşıyan..
Bütün silâhlarını yağlayan... Ve bütün geri tepmeleri karşılayan
emek-çilere duyurarak, yine sazı verelim Tuncay Özkan'ın nazik
ellerine ;
"Bir
anılar kitabı toplamak şart oldu.
.......
Bundan
bir buçuk yıl önce bir akşam üzeri, Aydın Doğan çağır-dı
gittim. Hürriyet binasındaki odasında gülerek karşıladı,
"Atlattım seni, bir de araştırmacı gazeteci olacaksın"
dedi. Hayırdır dedim, anlattı.
"Ankara'da
bu Fiskobirlik alacaklarıyla ilgili olarak bir büyük yolsuzluk
tezgâhlıyorlar. Kimsenin parasını vermediler ama Pamuk-bank'ı
kurtarmak için Mehmet Emin Karamehmet'e bu parayı vere-cekler. Ben
olayla ilgileniyorum ama sen de bir bak. Büyük kurtarma
operasyonu. Pamukbank batak. Bu parayla kurtaracaklar. Devlet tahvil
basıp oraya 300 milyon dolar koyacak. Bu haksız rekabet yaratıyor.
Adam oradan aldığı parayla gelip gazetelerde karşımıza
dikiliyor. Bu adaletsizlik. Ama hiçbiriniz ilgilenmiyorsunuz."
"Hiç
haberim yok araştırayım, dedim. Araştırdım. Bir yolsuzluk
yoktu. Devlet'in Karamehmet'e borcu vardı. Devlet Pamukbank dahil
olmak üzere birkaç bankadan zor durumdaki Fiskobirlik için para
iste-miş. Banka da bunu vermiş. Alacak zamanı geldiğinde devlet
parayı ödememişti. Ödemiyordu. Hâlâ da bu para ödenmiş değil.
Hatta Çuku-rova Grubu dışındaki herkesin parası ödendi, ama
Pamukbank'ınki ödenmedi. Bu para zamanında ödense belki de
Pamukbank sıkıntıya düşmeyecekti. Ama ödettirilmedi ya da ödenmedi.
O
dönem ben ilgilenmedim bu olayla. Doğan Grubu'nun gaze-telerinde
kimlerin nasıl ilgilenip, yazdığı ise arşivlerde duruyor."
***
"Bir
başka anım, İstanbul'da Milliyet binasındayım. Aydın Do-ğan
çağırdı, konuşuyoruz. 8 ay öncesi. Odada bir dost da var. Konu
yine Karamehmet. Aydın Bey tırnaklarını yiyor. Elindeki sarı
kehribar tesbih öfkesini emmiş, kararmış. Başlıyor bağıra bağıra
anlatmaya:
"Kardeşim
Ankara'ya söyleyin bu adamı kurtarırlarsa ben de çı-kıp herşeyi
yazacağım."
Sazı
yine kapalım mı ?
Aydın
Doğan'ın patron olduğunu herkes biliyor.
Yazarlığını
bilenler parmak kaldırsın.
Tuncay
Özkan sabırsız.
Haksızlık,
yolsuzluk ve yozlaşma dolabının kapısını açacak.
Saz
yine onda ;
"Git
Ankara'ya aktar. Bu haksız rekabeti durdursunlar. Genel-kurmay'a ne
Karamehmet'ten ? Ne diye ilgileniyorlar Pamukbank olayıyla.
Pamukbank'a BDDK el koyacak ama koydurtmuyorlar. Seni dinlerler, git
anlat. Batan batacak. Batmazlarsa devletin parasıyla karşıma çıkıyorlar.
Rakip oluyorlar. Zaten Turkcell onlar açısından haksız rekabet
kaynağı, para basıyorlar. Üstelik Digitürk'ü de oradan finanse
ediyorlar. Biliyor musun o Digitürk benimdi. Karamehmet gaspetti. O
senin arkadaşın Devlet Bahçeli para aldı, kararnameyi imzalamıyor.
Sözünü
kestim burada Aydın Doğan'ın.
"Devlet
Bey para almaz. Namuslu bir insandır. Ulusal ekonomi-ye katkıları
nedeniyle olayın çözümünü istiyorlar..."
"Öyleyse
o Kemal Çevik para aldı..."
Yine
itiraz ediyorum. "Sanmam, bunların parayla ilgisi yok. Olayın
kendisine karşı çıkıyorlar. Haksız diyorlar..."
***
Anılar
bunlarla sınırlı değil. Ama ben asıl olayla, olguyla ilgili
olanı seçtim. Gerisi teferruat.
Dün
Pamukbank'a el konulur konmaz ilk talip olanın Aydın Doğan olduğu,
bununla ilgili BDDK'ya para bile yatırıldığı unutul-muş, bugün
Karamehmet'ten hiçbir şey alınmayacak lafları doğru mu?"
Bizden
bu haftalık bu kadar.
Sanırız,
tuzun nasıl koktuğu, türeme patronlarla sahte silâhşörle-rin,
itiraflarıyla apaçık ortaya çıktı.
Bırakalım,
birbirini didiklesinler.
Özürlerinin
kabahatlarından büyük olduğunu anladıklarında, hepsi için iş
işten geçmiş olacak.
Çünkü
söz uçar... Yazı kalır.
Tetikçilerle,
babaları bunu nerden bilecekler ?
Bush'un
Durumu Vahim
Yazık
!..
Kimse
George W. Bush Jr.'ın durumuna düşmesin.
Geçtiğimiz
haftanın sonuna kadar Olimpos'ta Zeus'tu.
Güçlülerin
gözünde Olimpos'ta Zeus'tu.
Omeros'la
Heseidos'a taş çıkartan ozanları, softaları, müritleri vardı.
Onda ne gizemler vehmediyor... Ona ne güçler atfediyor... Ve hakkında
ne efsaneler uyduruyorlardı !..
O
tanrılar tanrısıydı.
Canı
istediğinde Pegasos'un çektiği altın arabaya atlıyor... Uzay ve
uzamı denetliyor... Kara taşın üstündeki kara karıncanın eksiğini...
Ak dağların başındaki ak kartalın noksanını... Katı yer altındaki
sıvı petrolün miktarını görüyor. Zorbaları gök gürültüleriyle
kahrediyor.. Şeytanları yıldırımlarla çarpıyor... Canileri şimşeklerle
yakıyor.. Yerin altındakiyle göğün üstündeki nimetlerin tamamına
el koyuyordu.
Yazık
!..
Hafta
sonu olan oldu.
Pegasus'u
tökezledi...
Pardon
uzay mekiği içinde 7 astronotla düştü.
Ve
Olimpos'un Zeus'u, paldır küldür yere yuvarlandı.
Adi
bir politikacı olsa, Saddam'ın sırtına yüklediği 11 Eylül dehşetine,
bu olayı da ekler.
Saddam
düşürttü, der çıkar.
Ama
o zaman da, bütün efsanesi güme gider.
Kudretinin
merkezi ikiz kulelerin üstüne, gizemini de yitirir.
Öyle
ya !..
Şeytan
ya da terörist Saddam, hem ikiz kulelerini vuruyor... Hem yeryüzünden
65 bin metre yüksekteki teknoloji harikalarını barış içinde düşürebiliyorsa,
savaş halinde bütün Amerikalıları ham eder.
Kaza
olduğunu savunsa, softalarıyla müritleri düşünceye dalar.
Ya
Irak'a gönderdiği füzeler tepelerinde kazaya uğrarsa !..
Gelecek
yıl da seçim eğik düzlemi...
Eğer
bütün bu şeytan taşlama durgun, yaralı, yolsuz ekonomiyi onardıysa
ne iyi !.. Yok petrolcülerle ABD halkının cebinden çıkan
paraları silâh üreticileriyle satıcılarının cebine atıp
buharlaştırdıysa yandı gülüm keten helva !..
Babası
Irak davasında Başkanlığı yitirmişti.
Oğlunun
başına da aynısı gelir.
Çimdikçinin
lâfını dinlese, BM kararı... Uluslararası meşruiyet falan diye
mızıklanır... Beyaz sarayın üstündeki bayrağı yarıya
indirip oturur... Ama cümlenin malûmudur ki dinsiz, imansızın
biri çıkıp da hakkından gelinceye duramaz.
Eh
!..
Mezopotamya
da tanrıların kaynağı değilse, aktarıcısı olarak az sabıkalı
değildir.
Gayrı
bundan ötesini, dinsizle imansız bilir.
dehşete
saya saya bitiremiyor. Uzayın derinliklerini fetheden ileri
teknolojisiyle ... Öfkesinin gökyüzünde yağdırdığı yıldırımlar...
|