Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

          

Kabahat ve Özürü

 Aldı sazı çimdikçi,

Görelim ne söyledi ;

 Ne şaşaa, ne etik,

Tetik üstüne tetik,

Çekmeyi hüner sayar,

Mertlik gösterisine,

Yolsuzluğunu dayar.

 

Örneğimiz çok taze,

Tetikçi, tetikçiye,

Tuzak kurayım diye,

Pek bir heveslenince,

İş çıktı çimdikçiye.

 

Hey güzelim Türkiye,

Özeti iyi izle,

Öğren ciğer bir nice,

Emanet edilmekte,

Çok acıkmış kediye.

 

Ne şu Irak savaşı...

Ne bu Kıbrıs davası...

Tetikçinin kurşunu,

Tetikçiye, patrona,

İşte medya dünyası.

 

Çimdik  sırayı savdı,

Saz büyük medyamızın,

Büyük patronlarıyla,

Aşıkları elinde,

Görelim ne söylerler ?

 

Mızraklı şövalyemiz, yiğit Fatih Altay'lı, en bir büyük ve en bir şerefli grubuyla... Çukurova grubu arasında uçveren kayıkçı kavgasına pek üzülmüş olmalı.

Takkelerin düşüp de, kellerin görünmesi, ürkütmüş silâhşoru.

30 Ocak sabahı demir zırhını giymiş... Demir tolgayı takmış... Demir atına binmiş... Demir mızrağı kapmış.

Hürriyet podyumuna arz-ı endâm eylemiş.

Başlamış Çukurova grubuna hamleye.

Sahibi Mehmet Emin Karamehmet'i takmış mızrağının ucuna...

Soygunlarına vurmuş, vurgunlarına vurmuş.

Besbelli o yetmemiş.

Yardım ve yataklıktan BDDK başkanı Engin Akçakoca'ya saplamış mızrağını. Bir güzel pataklamış.

Orda da duramayıp patronuna dahice(!) kıyak çekmeye kalkmış.

Almış sazı eline,

Görelim ne söylemiş ;

 

"Biz burada vatandaşın cebindeki üç kuruş daha çalınmasın, bu ülke IMF'nin ve Amerika'nın altına biraz daha yatmasın diye uğraşı-yoruz.

Hırsızlarla, hırsızlara kucak açanlarla savaşıyoruz.

Ancak Türkiye'nin en büyük ve bence "en şerefli" basın gru-bunda çalışan bizlere olmadık çamur atılıyor. Türkiye'nin 5.5 milyar doları daha uçurulmasın diye yazdığımız yazılara "medya kavgası" sü-sü verilmeye çalışılıyor.

Ben bunun, bir medya kavgası olmadığını, medyayı kullanan hırsızlarla kavga ettiğimizi biliyorum.

Ama ne yazık ki, kafalar bulandırılıyor.

Bunun önüne geçmek için, Doğan Grubu Turkcell hisselerine hiçbir şekilde talip olmadığını açıklamak durumundadır.

Bu açıklama kalem tutan elleri de rahatlatacaktır."

En bir büyük(!)... En bir şerefli(!) basın grubunun, en bir iyi ni-yetli(!) patronu, en bir dehşetli şövalyesinin bu kıyağını görür de, atla-madan geçiştirir, mümkün mü ?

Alır sazı eline,

Görelim 31 Ocak'ta aynı meydanda, en bir şerefli(!) ve büyük patron dil ve kompozisyon harikası(!) neler söyler aynen görelim ;

  "Banka hortumcuları ile yaptığımız savaşın bir medya savaşı olmadığını yinelediğim dünkü yazımda, Doğan Grubu'na bir çağrı yapmış ve "kalem tutan elleri rahatlatması için," başta Turkcell olmak üzere Mehmet Emin Karamehmet'in hiçbir şirketine talip olmayacağı-nı taahhüt etmesini istemiştim.

Yazımı okuyan Aydın Doğan dün sabah aradı.

"Fatih sana her türlü teminatı veririm ki, ne bugün, ne de yarın Mehmet Emin Karamehmet'in hiçbir şirketine, bu şirketlerin hisseleri-ne talip değilim, olmayacağım," dedi.

Çok sinirliydi.

"Nereden çıkarıyorlar bunları anlamıyorum.6 ay öncesine kadar bana "Sen benim babamsın" diyen, elimi öpen Tuncay Özkan, bura-dan ayrıldı, bana sövüyor. Madem ben iyi bir adam değildim, niye ba-na baba diyordun, niye elimi öpüyordun" diye sordu.

Sorunun muhatabı ben değildim ama Aydın Bey öfkeliydi.

"Medyayı kirlettiler. Mesleğimden tiksinir hale getirdiler. Ben medyayı iş olarak gördüm. Ama bunlar silâh olarak görüyorlar. Kirletiyorlar."

"Tekelcilikle" suçlanmak da ağırına gidiyordu.

"Tutturmuşlar bir tekelci medya. Hangi tekel. Sadece bize sö-venlere baksan tekel olmadığımız ortaya çıkar. Ben mi tekelim, yoksa onlar mı tekel. Fatih sor Allah aşkına, aklına ne geliyorsa sor" dedi Aydın Doğan.

"Aydın Bey, sizin Turkcell'in ve Karamehmet'in şirketlerini al-mak istediğinizi iddia ediyorlar. Böyle bir şey bizi rahatsız eder" dedim. 

"Söyledim ya, isteyen herkese teminat veririm. Hiçbir şirketleri-ne talip değilim. Olmayacağım. Kafaları karıştırmak istiyorlar. Ama ne Turkcell, ne başkası. Hiçbir şeyin peşinde değilim."

Aydın Doğan'ın bu sözleri beni de rahatlattı. "

O rahatladı.

Ama 6 ay önceki kapı yoldaşı Tuncay Özkan mızrağı yemişti.

Aldı sazı eline,

1 Şubat "Akşam"ında neler neler söyledi görelim ; 

Yalnız bağışlayınız, onların patronları zengin.

Yerleri de yenleri de pek bir geniş.

Bizim vaktimiz de, nakdimiz de dar.

Tekrara meydan vermemek amacıyla destanın baba-oğul güzel-lemelerini atlayarak, yanıt oluşturan bölümlerini aynen aktaracağız.

"Bunları Aydın Doğan söylemiş olabilir mi diye düşündüm. Üs-lup onun. Aktardığı olay da doğru. Yani "baba gibi sevmek" ve özel günlerde geleneklerime uygun olarak "elini öpmek" kısmı.

Demek anıları depreşmiş. "Evladı" gibi sevdiğini söylediği be-ni, saygımın, sevgimin üzerinden vurmak istemiş.

Çok da kavga ederdik birbirimizle ve benimle, onunla ilgili ola-rak başkalarıyla. Keşke onları da anlatsa.

Bir şey daha öğrendim böylece hayatta. Sadece sevmek menfa-atsiz, karşılıksız, demek böyle kullanılabiliyormuş!"

Çimdikçi sazı kaptı,

Görelim ne söyledi ;

Bu menfaatsiz, karşılıksız sevginin, ayda 7 milyar Tl. ücret sağ-ladığı, Tuncay Özkan'ın kendi beyanıdır.

Çukurova grubundan ne kadar transfer bedeli, ne kadar ücret aldığı henüz bilinmiyor.

Ayda 250 - 300 milyona tetikçilerin bütün kurşunlarını taşıyan.. Bütün silâhlarını yağlayan... Ve bütün geri tepmeleri karşılayan emek-çilere duyurarak, yine sazı verelim Tuncay Özkan'ın nazik ellerine ;

"Bir anılar kitabı toplamak şart oldu.

.......

Bundan bir buçuk yıl önce bir akşam üzeri, Aydın Doğan çağır-dı gittim. Hürriyet binasındaki odasında gülerek karşıladı, "Atlattım seni, bir de araştırmacı gazeteci olacaksın" dedi. Hayırdır dedim, anlattı.

"Ankara'da bu Fiskobirlik alacaklarıyla ilgili olarak bir büyük yolsuzluk tezgâhlıyorlar. Kimsenin parasını vermediler ama Pamuk-bank'ı kurtarmak için Mehmet Emin Karamehmet'e bu parayı vere-cekler. Ben olayla ilgileniyorum ama sen de bir bak. Büyük kurtarma operasyonu. Pamukbank batak. Bu parayla kurtaracaklar. Devlet tahvil basıp oraya 300 milyon dolar koyacak. Bu haksız rekabet yaratıyor. Adam oradan aldığı parayla gelip gazetelerde karşımıza dikiliyor. Bu adaletsizlik. Ama hiçbiriniz ilgilenmiyorsunuz."

"Hiç haberim yok araştırayım, dedim. Araştırdım. Bir yolsuzluk yoktu. Devlet'in Karamehmet'e borcu vardı. Devlet Pamukbank dahil olmak üzere birkaç bankadan zor durumdaki Fiskobirlik için para iste-miş. Banka da bunu vermiş. Alacak zamanı geldiğinde devlet parayı ödememişti. Ödemiyordu. Hâlâ da bu para ödenmiş değil. Hatta Çuku-rova Grubu dışındaki herkesin parası ödendi, ama Pamukbank'ınki ödenmedi. Bu para zamanında ödense belki de Pamukbank sıkıntıya düşmeyecekti. Ama ödettirilmedi ya da ödenmedi.

O dönem ben ilgilenmedim bu olayla. Doğan Grubu'nun gaze-telerinde kimlerin nasıl ilgilenip, yazdığı ise arşivlerde duruyor."

 

***

 

"Bir başka anım, İstanbul'da Milliyet binasındayım. Aydın Do-ğan çağırdı, konuşuyoruz. 8 ay öncesi. Odada bir dost da var. Konu yine Karamehmet. Aydın Bey tırnaklarını yiyor. Elindeki sarı kehribar tesbih öfkesini emmiş, kararmış. Başlıyor bağıra bağıra anlatmaya:

"Kardeşim Ankara'ya söyleyin bu adamı kurtarırlarsa ben de çı-kıp herşeyi yazacağım."

Sazı yine kapalım mı ?

Aydın Doğan'ın patron olduğunu herkes biliyor.

Yazarlığını bilenler parmak kaldırsın.

Tuncay Özkan sabırsız.

Haksızlık, yolsuzluk ve yozlaşma dolabının kapısını açacak.

Saz yine onda ;

"Git Ankara'ya aktar. Bu haksız rekabeti durdursunlar. Genel-kurmay'a ne Karamehmet'ten ? Ne diye ilgileniyorlar Pamukbank olayıyla. Pamukbank'a BDDK el koyacak ama koydurtmuyorlar. Seni dinlerler, git anlat. Batan batacak. Batmazlarsa devletin parasıyla karşıma çıkıyorlar. Rakip oluyorlar. Zaten Turkcell onlar açısından haksız rekabet kaynağı, para basıyorlar. Üstelik Digitürk'ü de oradan finanse ediyorlar. Biliyor musun o Digitürk benimdi. Karamehmet gaspetti. O senin arkadaşın Devlet Bahçeli para aldı, kararnameyi imzalamıyor.

Sözünü kestim burada Aydın Doğan'ın.

"Devlet Bey para almaz. Namuslu bir insandır. Ulusal ekonomi-ye katkıları nedeniyle olayın çözümünü istiyorlar..."

"Öyleyse o Kemal Çevik para aldı..."

Yine itiraz ediyorum. "Sanmam, bunların parayla ilgisi yok. Olayın kendisine karşı çıkıyorlar. Haksız diyorlar..."

 

***

 

Anılar bunlarla sınırlı değil. Ama ben asıl olayla, olguyla ilgili olanı seçtim. Gerisi teferruat.

Dün Pamukbank'a el konulur konmaz ilk talip olanın Aydın Doğan olduğu, bununla ilgili BDDK'ya para bile yatırıldığı unutul-muş, bugün Karamehmet'ten hiçbir şey alınmayacak lafları doğru mu?"

Bizden bu haftalık bu kadar.

Sanırız, tuzun nasıl koktuğu, türeme patronlarla sahte silâhşörle-rin, itiraflarıyla apaçık ortaya çıktı.

Bırakalım, birbirini didiklesinler.

Özürlerinin kabahatlarından büyük olduğunu anladıklarında, hepsi için iş işten geçmiş olacak.

Çünkü söz uçar... Yazı kalır.

Tetikçilerle, babaları bunu nerden bilecekler ?

 

Bush'un Durumu Vahim

 

Yazık !..

Kimse George W. Bush Jr.'ın durumuna düşmesin.

Geçtiğimiz haftanın sonuna kadar Olimpos'ta Zeus'tu.

Güçlülerin gözünde Olimpos'ta Zeus'tu.

Omeros'la Heseidos'a taş çıkartan ozanları, softaları, müritleri vardı. Onda ne gizemler vehmediyor... Ona ne güçler atfediyor... Ve hakkında ne efsaneler uyduruyorlardı !..

O tanrılar tanrısıydı.

Canı istediğinde Pegasos'un çektiği altın arabaya atlıyor... Uzay ve uzamı denetliyor... Kara taşın üstündeki kara karıncanın eksiğini... Ak dağların başındaki ak kartalın noksanını... Katı yer altındaki sıvı petrolün miktarını görüyor. Zorbaları gök gürültüleriyle kahrediyor.. Şeytanları yıldırımlarla çarpıyor... Canileri şimşeklerle yakıyor.. Yerin altındakiyle göğün üstündeki nimetlerin tamamına el koyuyordu.

Yazık !..

Hafta sonu olan oldu.

Pegasus'u tökezledi...

Pardon uzay mekiği içinde 7 astronotla düştü.

Ve Olimpos'un Zeus'u, paldır küldür yere yuvarlandı.

Adi bir politikacı olsa, Saddam'ın sırtına yüklediği 11 Eylül dehşetine, bu olayı da ekler.

Saddam düşürttü, der çıkar.

Ama o zaman da, bütün efsanesi güme gider.

Kudretinin merkezi ikiz kulelerin üstüne, gizemini de yitirir.

Öyle ya !..

Şeytan ya da terörist Saddam, hem ikiz kulelerini vuruyor... Hem yeryüzünden 65 bin metre yüksekteki teknoloji harikalarını barış içinde düşürebiliyorsa, savaş halinde bütün Amerikalıları ham eder.

Kaza olduğunu savunsa, softalarıyla müritleri düşünceye dalar.

Ya Irak'a gönderdiği füzeler tepelerinde kazaya uğrarsa !..

Gelecek yıl da seçim eğik düzlemi...

Eğer bütün bu şeytan taşlama durgun, yaralı, yolsuz ekonomiyi onardıysa ne iyi !.. Yok petrolcülerle ABD halkının cebinden çıkan paraları silâh üreticileriyle satıcılarının cebine atıp buharlaştırdıysa yandı gülüm keten helva !..

Babası Irak davasında Başkanlığı yitirmişti.

Oğlunun başına da aynısı gelir.

Çimdikçinin lâfını dinlese, BM kararı... Uluslararası meşruiyet falan diye mızıklanır... Beyaz sarayın üstündeki bayrağı yarıya indirip oturur... Ama cümlenin malûmudur ki dinsiz, imansızın biri çıkıp da hakkından gelinceye duramaz.

Eh !..

Mezopotamya da tanrıların kaynağı değilse, aktarıcısı olarak az sabıkalı değildir.

Gayrı bundan ötesini, dinsizle imansız bilir. 

 

 dehşete    saya saya bitiremiyor. Uzayın derinliklerini fetheden ileri teknolojisiyle ... Öfkesinin gökyüzünde yağdırdığı yıldırımlar...

 

 

 

 

 
sayfa başına dön