|
Apaçık
Ankara'nın
Taşı
Erol
TOY
Ne
güzel !..
Ankara
yine yoğun.
İkinci
Paylaşım Savaşı günlerinin keyfini yaşıyor.
Yabancı
heyetlerin biri gitmeden diğeri geliyor. Elçinin birinin ak dediğine,
diğeri kara, diyor. Birbiriyle uyumlu ya da karşıt iki, üç ülke
bakanı aynı saat diliminde, "mevkidaşlarıyla" buluşuyor.
Kimi
Anglo-Amerika'yla Irak'a saldırmazsak... Kimi saldırırsak zarar
edeceğimizi... Kimi bulaşmazsak kârlı çıkacağımızı söylüyor.
Kimi
Kıbrıs'ı verirsek... Kimi vermezsek, AB'ne alınacağımızı..
Kimi Ege'yi... MGK'nı... Hatta Edirne'yi, İzmir'i versek de hiçbir
zaman alınmayacağımızı anlatmaya çalışıyor.
Kimi
uluslararası anlaşmalar, garantörlükten söz ediyor. Kimi Misak-ı
Milli'den, Musul ve Kerkük'ten.
Ve
Ankara, tıpkı İkinci Paylaşım Savaşı günlerindeki gibi, her
birine bir mavi boncuk verip
gönderiyor.
Zor
ama doğrusu keyifli bir durum.
Bir
an aptallığımız... Cahilliğimiz... Teslimiyetimiz... Ya da her
çanak tutana parmağı benden hevesimiz içinde, birbirimizi hıyanetle
suçlamaktan vazgeçersek çelişkinin çelişkisini görebilir
miyiz ?
Örneğin
Anglo-Amerikan koalisyonu Kuzey Irak'a 80-90-100 ya da daha fazla
bin asker konuşlandırmak istiyor. Sen hem savaş karşıtı türküler
çığırıyor...Hem Anglo-Amerikan silâhşorlarına üs, yol,
liman tahsis ediyorsun.
Bir
yandan bölgende barış havariliği yapıyor... Bir yandan göç,
insanî yardım, savunma önlemi gerekçesiyle Kuzey Irak'a 250 bin
asker sokuyorsun.
Bir
yandan dünyaya Saddam kötü, BM haklı, diyor... Bir yandan
Irak'la ticaret anlaşması imzalıyorsun.
Bir
yandan Anglo-Amerikan koalisyonuna her tür kolaylığı gösteriyor...
Bir yandan Güvenlik Konseyi kararı diye tutturuyorsun.
Ve
baskı artıp papuç pahalılaşınca, haydi !..
Topu
TBMM'nin kucağına atıveriyorsun.
Türkiye
İkinci Paylaşım Savaşı günlerinde bu kadarını yapmadı.
Doğru
!..
Nüfusu
az.. Ekonomisi geleneksel ürünle sınırlı. Besin dışındaki tüketiminin
-konvansiyonel silâhı saymazsanız,- neredeyse tamamı dışalıma
dayanacak kadar zayıf.
Ve
askeri teknolojik donanımdan yoksundu.
Ama
hem İngiltere, hem Almanya, hem de Sovyetler Birliğiyle saldırmazlık
anlaşması yaptı.
Çarpışan
tarafların hepsine buğday ve bor sattı.
Alman
panzerlerinin yerini İngiliz donanmasına... Müttefik gemilerinin
yerini Almanlara bildirmekte duraksamadı.
Bir
karış toprak kazanmadı.
Diyen
haklı !..
Ama
hazinesine 184 ton altın yığdı.
Bu
bazılarına o dönemin kaybı... Çağdaş nankörlere günümüz
rezilliklerinin ayıbı gibi görünse de, hem tarım toplumundan
endüstri toplumuna geçişin sermayesini oluşturdu. Hem hiç savaşa
bulaşmadan Lozan Antlaşması'nı Birleşmiş Milletler Anayasası
haline dönüştürdü.
Sanırım
imânı çıkar olan bile, bunu hem yurtta barış, dünyada barış
ilkesinin... Hem burun kanatmadan kazancın başarısı sayar.
Gelelim
Kıbrıs çelişkisine.
Şaşkınlık
diyen çok yaşasın !..
Şaşkınlık,
ama kiminki ?
Son
söyleneceği ilke alıp başlayalım mı ?
Cümle
âlem... Buna AB'si, ABD'si, BM'si de dahil bilir ki, askeri aldığı
yerden çıkarmanın tek çaresi yine askerdir.
Öyleyse
hodri meydan !..
Ama
biz ahmağız... Borçluyuz... Aciziz... ABD... AB... IMF... DB...
DTÖ çok zengin. Ve bizi çok kötü durumda yakalamışlar.
Adamlar
Irak'ta uğrayacağınız zararı bile tazminat değil, borç olarak
veririz diyecek kadar güçlü ve küstah !..
Hepsi
birden üşüştüğüne göre, yapar mı yaparlar !..
Öyle
mi ?
Belleğinizi
bir iyice yoklayın.
BM'in
Kıbrıs planını imzanın son günü neydi ?
28
Şubat yenisi. Zorlanın biraz. 12 Aralık 2002'ydi, değil mi ?
Eee,
şimdi Şubat başında neyi konuşuyoruz ?
Annan
planını imzanın yeni son günü 28 Şubat'ı, he mi ?
İşte
yine reddedildi. Ve kıyamet kopmadı.
Tersine...
Eğer sayın Erdoğan, sayın Simitis'le, hiçbir yetkilinin katılmadığı
ünlü Atina söyleşisinde, bir söz verdiyse... Dönüşün günah
keçisini buldu ; "Şu dinazor Denktaş var ya !.. Söz
dinlemedi !.. O seçilmiş başkan... Ben milletvekili bile değilim.
Hele
bir Başbakan olayım.
Ona gösteririm !.."
Yallah
!.. Top Siirt seçmeninin eline !..
Yeter
mi ?
Askeri,
askerle çıkaramayan varsın türbanla, tesettürle avunsun.
Çünkü
Türkiye Cumhuriyeti, yenilmiş Osmanlı İmparatorluğu... Ankara
her önüne gelenin parmaklayacağı işgal İstanbul'u değil.
|