|
|||||||||||||||||||||||
(After PROWWESS: Taking the Pulse for Community Management in Water and Sanitation, UNDP, 1990:4) Bir
Planda Sürdürülebilirlik Ve Katılımcılık İlkeleri Nasıl
Uygulanır? PROGRAMLAMA: KENTSEL
SOSYAL KALKINMA ve
KIRSAL ALAN PROJELERİ A)Kentsel
mekanlar-alanlarda belirleme kentlerin köyleşmesini; Kırsal
alanlarda belirleme ise Kasabalarda ve Köylerdeki Değişimi
incelemelidir. B)Kavramsal
Sınırlamalar ve Doğrulama tekniklerinden kaçınılmalıdır: Sömürülme-Kapitalizm-Kültür-Sınıf-teknoloji-nüfus-düşük
verimlilik-iklim-ve çevresel doğal etkiler kavramları totolojik açıklama
yollarıdır! c)ÜÇ
GRUP TESPİTİ a)Monitoring
yapılacak gruplar(I.Öncelik: Belediyeler- devlet görevlileri-geleneksel
yapısal kalıtlar; II.Öncelik: STK'lar-Müteşebbisler- Aydınlar)
PME ve RRA b)İşbirliği
grupları (I.öncelik: Gençler-topraksızlar-kadınlar- işsizler;
II.Öncelik: STK'lar-Müteşebbisler- Aydınlar) RGA vfe PME
c)Bilgilendirici gruplar (I.öncelik: Müteşebbisler- aydınlar-STK'lar;
II.Öncelik: Gençler-topraksızlar-kadınlar- işsizler)(Individual
İnt.s- Key İnformant int.s-group int.s- FGI Focus Group İnterviews) 1)
Halkın sosyo-kültürel karakteri ve değişiklik tespiti-
Participatory Data Collection -Data Analyses-) 4)Doyum-Uyum
isteği-Yönlendirme isteği- PME- RGA- RRA/PRA-FGA 5)Beklentiler-Geri
bildirim mekanizmaları-Denetleme mekanizmaları- PME-Focus Group
techniques) Katılımcılığın
bu tanımları çerçevesinde: 2)
Bölgede, ülkede ve Dünya'da yeni gelişmeler ışığında yerel
potansiyel ve darboğazların saptanması; 3)
Kaynakların eşitlik, adalet ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda
geliştirilmesi ilkelerinin esas alınması; 4)
Eşit ve aynılaştırılmış "Kalkınma senaryolarının"
olamayacağı dikkate alınarak, Bölgenin coğrafi, ekonomik ve kültürel
olarak farklı ve benzer problemlerinin anlaşılması, sınıflandırılması,
ve bu aşamadan sonra tüm bölge için entegre bir orjinal programın
çizilmesi gerekmektedir: Programda
dikkate alınacak ÜÇ DÜZLEM: *
DEVLET (merkezi
otoriteler bunların yereldeki temsilcileri, yerli memur ve dışarıdan
gelenler vb. ) *
Sosyal grup ve düzeni (Farklı etnik ve sosyal yapılanmalar,
ekonomik eski ve yeni güç odakları, yapısal eski ve yeni etkileşimler)
*
Bireysel düzlemdeki yansımalardır. Çalışılması
gereken ÜÇ ALAN: *
Sosyal *
Kültürel *
İktisadi alandır. Programda
gözetilecek ÜÇ YAPISAL PROBLEM: *
Mülkiyet ilişkileri *
Sosyal ve kültürel durum *
Küresel etkiler ve planlama düzenlemeleridir. Proje,
katılım teminini sağlayacak örgütlenmelerin programını çizmeli
ve örgütsel ve kurumsal model katılım teknikleri için gerekirse
eğitmenlik yapmalıdır. 3)
RAPORUN KAPSADIĞI SÜREÇLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME DÜZEYLERİ
VE FORMATLARI AÇISINDAN
Rapor,
Projenin Türkiye sınırları içindeki kapsama alanını 1070 km
olarak proje tahmini ömrünü 40 yıl, etkilediği hane halkını
da yaklaşık 17.716 ve etkilenen kişi sayısı 29112 kişi ve 293
yerleşim birimi olarak ifade etmektedir. (S: 5). Hattın kalınlığı
Türkiye'de 28 metre koridoru( hassas alanlarda bu genişlik daha az
nehir ve geçişlerde daha fazla olacaktır) içermektedir; bundan
başka Türkiye'de 52 vana istasyonu; 4 pompa istasyonu; 1 başınç
düşürme tesisi; ve 2 ölçüm istasyonu da yer alacak; boru hattının
her iki tarafında 7 metre sağlık koruma şeridi bulunacaktır.
Proje maliyeti 2.9 milyar ABD doları olan tesis tamamlandığında
günde yaklaşık bir milyon varil petrolün hattın içinde olması
beklenmektedir. Projeden etkilenecek HH sayısı içinde 5970 mülk
ve 3017 zilyetlik; 1080 kiracı hane ve 50 kadar gayri resmi kullanıcı
hane tespit edilmiştir. Sonuçları ve etkileri son derece geniş
kapsamlı olan bu tesissin dikkatle inşası ve korunması esastır.
ANCAK:
1-Raporda s:5'te HH sayısı 17.716, ancak s:6 T2.1 de ise
10.117 olarak verilmiştir. Bu sayı 1.6 da Bilgi notu 1.1 de 10.000
kişi olarak verilmektedir. Kamuyu etkileyen projelerin
fizibilitesi, maliye açısından çok dikkatle yapılmakta ve sonuçlarının
malıyetleri dikkatle hesaplanmaktadır. Bu projede de 'insan' hariç
diğer alanlarda maliyetler ve çıktılar dikkatli ölçümlerle
hazırlanmıştır, bunların sayımında ve ölçümlerinde yaklaşık
sayılar veya birbiri ile çelişen ölçümler yoktur. Ancak sınırları
ve süreçlerinin derinliği açısından en önemli etki alanı
'insan' olan bu projenin yapılabilirliği açısından; sadece
maliyet alanı olarak değil, 'yaşayan bir varlık olarak insan' ın
da dikkatle sayılması ve yaklaşık sayılarla yetinilmemesi
gereklidir. Toplam net HH sayısının kesinleştirilmesi
zorunludur, aksi takdirde Proje, kamu gözünde ciddiyetinden
fedakarlık etmek zorunda kalabilir.
2-S. 6 T.2.1 de verilen 5970 HH mülk, 3017 HH zilyetlik sayıları
EK te "Arazi Edinimi ve Kamulaştırma Bedeli Ödemeleri Hakkında
Rehber" kısmında ise bu kez arazi sahibi olarak 27.982 kişi
ve zilyetlikte 1130 kişi verilmektedir. Öte yandan Kısım 6
T.6.1'de toplam etkilenen mülk sahibi sayısı 27.983 olarak
verilmekte; bu farklılık dipnotta aynı haneden ortak mülkiyet
ile açıklanmaktadır. Bu rakamların da açıklığa kavuşturulması
hayatı öneme haizdir.
3- Aynı şekilde Yönetici Özeti kısmı s:8 T.2.2'de
toplam satın alınacak daimi arazi miktarı 101 Ha, EK' te
"Arazi Edinimi ve Kamulaştırma Bedeli Ödemeleri Hakkında
Rehber" kısmında ise 936.5 hHa, Kısım 1.7 de ise 3 nolu
dipnotta 938 Ha olarak ifade edilmektedir. Kamulaştırma ve SED
sonuçlarının güvenirliği açısından bu kısım da açıklığa
kavuşturulmalıdır. 4-Bu
kısımdan olarak raporun uzunluğu dikkate alınması gereken bir
dezavantajdır. Örneğin 3. Kısım: Politika ve Yasal Çerçeve ve
5. Kısım: Kamulaştırma işlemleri bölümleri, aslında ekte
verilmesi gereken ve rapor içinde yer alması gerekmeyen uluslarası
hükümler ve Türkiye'de geçerli olan bazı kanun hükümlerinin
tam metinleridi 5-
Öte yandan durumdan etkilenecek sosyal yapılar olarak dikkate alınmış
olan çeşme, sulama kanalı ve ağaçlar gibi ya da ormancılık
gelirleri ve meralar ve kültürel varlıklar gibi alanların etki
değerlendirme raporlarının da ayrıntılı raporlar olarak SED içinde
yer alması zorunludur. Bu
kısımlarda özetle ifade edilen; örneğin ' 'Türbe-Mezar Gibi Kültürel
Varlıkların Kaybı kısmında (6.16.1) olduğu gibi 'Aksama
halinde tercih edilen yol güzergahında değişiklik yapılacağına
ilişkin bilgiler'in neler olduğu, ne tür değişiklikler önerilebileceği
vb. SED içinde ayrıntılı
raporlar olarak yer almalıdır.
6- SED raporunun başlangıcında yer alması gereken en önemli
husus "Alternatif güzergahlar arasındaki tercih
nedenlerinin" açıklanmasıdır. Bilindiği üzere SED gibi
taraf devletlerarası sözleşmelerin geçerliliği ve finans
desteklerinin karar verme süreçlerinde belirleyici önemi son dece
yüksek olan raporların temel şartları: "tarafların/etkilenenlerin
ve/veya paydaşların yaşamsal koşullarındaki her tür değişiklik
hakkında bilgilenme ve karar mekanizmalarına katılma hakkı ve
sorumluluğunun" yani katılımcılık süreçlerinin açıkça
gerçekleşmesi zorunluluğudur. Bu durum, etkilenenlerin "tüm
tercih süreçleri bittikten sonra durumdan haberdar edilmesi"
ile ikame edilemez. SED sisteminin temel lojiği; katılımcı
mekanizmaların harekete geçirilmesidir. .
4)
RAPORUN DİKKATE ALDIĞI ALANLARIN ETİK SORUNLARI: A-
Çalışmanın örneklemi hesaplama değeri, istatistik olarak
anlamlı ancak çalışmanın büyüklüğü ve kapsamı açısından
yetersizdir. Toplam 10.066 haneden 681'i ile görüşülmesi;
istatistik olarak anlamlı olabilir; ancak katılımcı teknikler açısından,
anketin kendisinin de bir ön bilgilenme ve haberdar kılma olduğu
dikkate alınmalıdır. Burada önemli olan görüşülen hane sayısını
artırmak değildir: Örneklem "coğrafi bölgeleri temel alan
tek bir sınıflandırma değişkeni" ile çıkarılmıştır
(Ek.4.2). Bu yolla gerçekleştirilen bir çalışma ile; hem tüm
arazi mülkiyet durumları hem de mülkiyetlerin alabileceği yeni
biçimler birlikte ölçülmeye çalışılmıştır. SED Raporunun
meşruiyetinin dayandığı temel, bu anket olduğundan; anketin aşağıdaki
hususlarda bazı sakıncalar içerdiğinden sözetmek gereklidir: -Anket;
hattın etkilediği bildirilen 293 yerleşim yerinden 28'inde gerçekleştirilmiştir.
Bu 28 yerleşim yerinde de etkilenen 2131 kişiden ise sadece 133'ü
ile görüşülmüştür. Bu önemli bir eksikliktir. Bir çalışmada
istatistik rakamların anlamlı olması; gerçek durumun tam olarak
kapsanabileceğini göstermez. Kaldı ki etkilenen nüfus ile görüşülebilenler
oranı da istatistik olarak anlamlı değildir (örneğin
Sivas-Zara'da toplam 500 etkilenenden 29'u ile görüşülürken,
Ulaş'ta toplam 220 kişiden 21'i ile; Kahramanmaraş-Göksun'da 718
kişiden 47'si ile görüşülmüştür) 293 yerleşim yerinin bütününü
dikkate alan ve etkilenenlerin en geniş temsiliyeti ile gerçekleştirilecek
başka çalışmaların olması gereklidir. -Anket,
basit tesadüfi teknikle örneklem seçmiş; bu yolla kendi
örneklem birimine giren durumu da bütünün temsili saymıştır.
Oysa örneğin, örneklem içinde yer almayan bir kaç köyde veya
sosyal yapıda; bütünün verilerin değiştirebilecek önemli mülk
farklılıkları; etnik yapılar ya da sosyal karekteristikler
bulunabilir. Ancak anketin yapılma biçimi bütünüyle şu anda
elde edilen sosyal analizi genelleme eğilimi içindedir. Çalışmanın
tabakalı örneklem biçimine dönüştürülmesi, tabakaların da
tapu kayıtları ve mülkiyetin daha önceden ölçümlerle
belirlenmiş ölçütler üzerinden seçilmesi zorunludur. -Böyle
büyük etki alanları olan çalışmalarda anketin kendisinin
bizahiti bir durumdan haberden kılma işlevi gördüğünü de
dikkate alacak olursak; çalışmanın
gerçekleştiği alanda sadece %6.90'lık bir grubun haberdar kılındığını
söylemek yanlış olmayacaktır. Türkiye sosyal bilimi; daha önce
de bu tür çalışmalarla birlikte ilerlemiştir. Alt-yapı çalışmaları
ve etkilenen nüfusun büyük olduğu büyük yatırımlarda; ilk
haberdar kılma eylemlerinin ne kadar önemli olduğu bilimsel
olarak da tespit edilmiştir. Çitçi'nin 'Keban Baraj Aynısında
Kalımş Olan Köylerdeki Sosyo-Ekonomik Yapı Değerlendirmesi"
çalışması ve Sosyoloji Derneği'nin Prof. Dr. Birsen Gökçe başkanlığında
yapmış olduğu "GAP Bölgesi Baraj Göl Aynası Altında
Kalacak Yörelerde İstihdam ve Yeniden Yerleştirme Sorunları Araştırması"
başlıklı çalışmasında "Yeniden Yerleşim Eylem Planı"
bu çalışmalara örnek olarak verilebilir. -Anket
çalışması, mülkün sahibi olarak görülen kişi ile gerçekleştirilmiş
görünmektedir. Her ne kadar buna ilişkin net bir veri yoksa da;
çalışmanın kadın mülk sahipleri kısmından da anlaşılacağı
gibi; örneğin kadınlar ancak hane reisi ya da mülkün sahibi ise
görüşülmüştür. Hanenin bütünü, bir birim olarak dikkate alınmamış;
örneğin yaşam şartları; yaşam kaliteleri vb. bazı yaşamsal göstergeler
sorulmamış; hane sadece mülkün sahibi ya da yararlanıcısı
olan bir ekonomik birim durumuna indirgenmiştir. B-
Bu çalışmada, 'kültürü yaşatan ve sürdüren bir varlık
olarak insanın potansiyelleri' dikkate alınmamaktadır. Aksine
insan olgusu haneye indirgenmiş, haneler de 'Hattın geçtiği
alanlardaki ekonomik birimler' olarak tanımlanmıştır. Kültürün
önemli tamamlayıcıları olmasının ötesinde, yaşam alanlarının
ve kaynaklarının önemli beslenme odakları olan ormanlık
araziler, Hazine arazileri ve diğer boş alanlara (mezra, verimsiz
alanlar, bataklık ve çeşitli su birikintileri vb.) ait bilgiler;
"Tazminat ödenmesi gerekmediği için ihmal edilebilir
alanlar' olarak görülmektedir. Bu gruplardaki arazilerden
yararlanma biçimleri ve miktarları; bu arazilerden yararlananların
gelir kayıpları ve asıl önemlisi bu arazilerin kültürel ve çevresel
katkıları; ayrıca kayıpları halinde etkilenenlerin nasıl
telafi ve tazmin edileceği de SED raporunda dikkatle
belirtilmelidir. C-
Ek olarak köyün ya da kasabanın kendisi de; bir toplam yaşam
alanı, kişilerin sosyal varlıklarını sürdürdükleri bir yapı
ya da yaşamlarının birkaç kuşaktır oluşmuş birikimleri, 'yaşayan
bir varlık olarak kültür' olarak değil de; hattan etkilenen 8
metrelik koridorun etrafında duran, bu koridor alanının verdiği
zarar para olarak yeterince tatmin edici olarak tazmin edilirse, yapısal
olarak etkilenmeyecek bir mikro ekonomik birim olarak adlandırılmaktadır.
Çalışmanın qua sine non'u olarak; bu raporla birlikte etkilenen
nüfus için yeni yaşamsal destekler de sağlanması taahhüt
edildiğinden; bu tür bir mikro ekonomi ölçeğine indirgenmiş
sosyal yapı anlayışı ile; bu taahhütü gerçekleştirmek mümkün
olmayacaktır. Bu durum gerek evsahibi ülkenin (Türkiye) ve gerek
Dünya Bankası'nın U.T.4.00 İstek Dışı Yeniden Yerleştirme Kılavuz
İlkeleri ile taahhüt ettiği anlaşmalara aykırıdır. D-
Rapor, nüfus ve nüfusa ait bilgileri sadece 2002 nüfus sayımının
genel sonuçlarına göre değerlendirmektedir. 2002 Nüfus sayımının
sadece toplam nüfus miktarları gözönüne alınmış; nüfusa ait
diğer bilgiler için ise(örneğin, göçmenlik, mevsimlik işçi
oranları vb.) anketin gerçekleştirildiği köyler, toplam nüfusa
genellenmiştir. Nüfusun
tam bilgilerine erişilmelidir. E-
SED Raporu, gençler, topraksızlar, az topraklılar ve çocuklar için
Türkiye'nin BM nezdinde imzaladığı İnsan Hakları Sözleşme hükümleri
ile uyum içinde değildir. Çalışmada bu kesimler etkilenenler
grubu içinde yer almamaktadır. Bu durum nedeniyle; bu çalışmanın
devamı olan 'Etki-Değerlendirme/İzleme-Değerlendirme' çalışması
içinde de konulması gerekli hükmü kaybolmuştur. F-
SED Raporu Türkiye'nin uluslararası planda imzaladığı
"Cinsiyet Eşitliği' hükümleri ile uyum içinde değildir.
SED Raporu "Toplumsal Cinsiyetçi' ayrımcılığa karşı
hassasiyet gösterilmesine ilişkin Türkiye'nin imzaladığı hükümleri
dikkate almamakta; kadının yeri ve konumları çalışma içinde
salt mülk sahipliği ile sınırlı kalmaktadır. Yerinden edilme
ya da zorunlu olarak topraklarından vazgeçme ile gelişen tüm
durumlar; özellikle köylülükten çiftçiliğe geçememiş kırsal
ailelerde; sonra da kasaba ve küçük kentlerde, özellikle kadının
daha alt bir konuma düşmesi ile sonuçlanmaktadır.
"Toplumsal Cinsiyet Hassasiyeti' konusu SED içinde yer almadığından;
bundan sonra gerçekleştirilecek olan 'Etki-Değerlendirme/İzleme-Değerlendirme'
çalışmasıiçine konulması hükmünü de belirlemektedir. G-
Anketi destekleyici bir nitel teknik olarak 'Odak Grup Görüşmesi'
yapılan kişiler (Balıkçılık hususunda)
ve özel olarak 'derinlemesine mülakata' konu olanlar;
Projenin 'paydaşları' ya da 'Etkilenenleri' değil; daha çok
yerelde bulunan merkezi otoritenin temsilcileridir. Yerelde varsa
STK'larla ne gibi bilgilenmeye, işbirliklerine ve bilgilendirmeye
gidildiği açıklanmamıştır. H-Raporda
zilyetlik, geçici mülkiyet, tapusuz araziler, çoklu ortaklıklar,
mevsimlik işgücü ve arazinin ayni kullanımıyla ilgili doğabilecek
hukuksal sorumluluklar; Türkiye'nin kadastro işlemlerini gerçekleştirme
yükümlülüğüne bırakılmıştır. Oysa; tam bir tespit yapılarak,
kamulaştırma başlamadan önce bu durum 'katılımcı' değerlendirme
ile çözülmelidir. I-
Rapor, özel ilgi gerektiren veya mağdur gruplar analizini
yaparken; 'mağdur' grupları öncelikle 'etnik', sonra da 'dil',
'mezhep', 'yaş', 'cinsiyete dayalı mağdurlar' ve 'ekonomik olarak
dezavantajlı gruplar' olarak tanımlamıştır. Ancak bu grupların
tamamı; mülk sahibi olup olmama üzerinden değerlendirilerek, mülk
sahibi olmayanların bu projeden fazla etkilenmeyecekleri varsayılmıştır.
Örneğin belirli bir yaş grubunun altındakiler ya da kadınlar mülk
sahibi olmadıklarında projeden etkilenmeyecekleri varsayılmıştır.
Arazi mülkiyetinin zilyetlik ya da aile mülkiyeti esasına dayalı
olduğu alanlarda; yapılan her tür çalışmadan öncelikle
etkilenecek olanların kadınlar; çocuklar, işsizler, topraksızlar
ve gençler olduğunu bilimsel araştırmalar göstermektedir.
Etki-değerlendirme ve izleme-değerlendirme aşamalarında bu
nedenle bu gruplara yönelik özel iyileştirme programlarının yapılması
gereklidir. II-
J- YYEP'nın son aşamasının halkın
en geniş ve örgütlü katılımı ile iyice anlaşılması ve değerlendirilmesi
gerekirken; Rapor Valilklere ve Kaymakamlıklara vb. benzeri devlet
kuruluşlarına gönderilmiştir. Etkilenen grupların bu yolla
rapora erişmeleri ve anlamaları son derece zordur.
|
| |
|||||||||||||||||||||
| sayfa başına dön |